Header Ads

Kentsel Dönüşüm Yasası: Altın Vuruş

- GÖKSEL ARSLAN -
Kapital’in birinci cildinde “Kapitalist birikimin incelenmesi için modern toplumda hiçbir dönem, son 20 yıllık dönem kadar uygun değildir. Bu dönem, sanki Fortunatus’un hazinesini bulmuş gibidir” der Marks.

Sözünü ettiği, İngiltere’nin 1846-1866 arasındaki sermaye birikimi dönemidir. Genel kapitalist birikim yasasını örneklendirirken incelediği bu dönem için “servetin artışıyla birlikte kentlerde görülen ‘imar hareketleri’, eski yapı mahallelerin yıkılması, bankalar, mağazalar vb. için işhanlarının yükselmesi, iş trafiği, lüks arabalar, tramvaylar vb. için caddelerin genişletilmesi, yoksulları gittikçe daha da kötü kenar mahallelere sürer” der ve şöyle devam eder. “Kapitalist birikimin uzlaşmaz karşıt niteliği ve dolayısıyla genel olarak kapitalist mülkiyet ilişkileri burada o kadar açıktır ki, bu konuda resmi İngiliz raporları bile ‘mülkiyet ve mülkiyet hakları’ üzerinde alışılagelene aykırı düşen çıkışlarla doludur.”

Marks, 160 yıl sonra kapitalist birikimin incelenmesi için en az o dönem kadar uygun olan Türkiye’nin son 10 yılını görse ne derdi bilinmez ancak bizatihi kentin meta olarak sermaye birikimine konu olmasına birinci ciltteki şu dipnotla karşılık verirdi kuşkusuz. “ Kişi hakları başka hiçbir yerde mülkiyet haklarına, emekçi sınıfın barınma konusunda olduğu kadar açıkça ve utanmazca feda edilmemiştir. Her kente, insanların kurban edildiği bir yer; binlerce insanın hırs ve tamah tanrısına kurban edildiği kanlı bir tapınak gözüyle bakılabilir”

Kentleri kanlı bir tapınağa çeviren ve Kentsel Dönüşüm Yasası olarak bilinen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa” geçen hafta Mecliste kabul edildi. Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın “Türkiye’nin büyük dönüşümü” düsturuyla lanse ettiği yasa “2023 de dünyanın ilk on ekonomisinden biri” olma hayali kuran Başbakan Erdoğan için stratejik kararlardan biri. Her ne kadar dünyanın en fazla büyüyen ikinci ülkesi cümlesini her yıl kullanmakta ise de uzun süredir sermaye birikim süreci pek parlak gözükmüyordu; dolayısıyla kaçınılmazdı.

Herkes tarafından kabul edilen sermaye birikim sürecinin yetersizliği böyle bir altın vuruşu gerekli kıldı. Yasa altın vuruş, zira, sermaye için başının üstündeki yıldızları görecek kadar hızlı, keskin ve ani birikim sağlayacak, işçi sınıfı, emekçiler ve en geniş kesimiyle halk için sefalet, düşkünleşme, hayat şartlarının daha da kötüleşmesi ve çepere doğru sürülmeye yol açacak.

TMMOB Şehir Planlamacıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman, altın vuruş Kentsel Dönüşüm Yasasını değerlendirirken, yasanın "zorunluluk" içermesini Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtti. Başka deyişle “mülkiyet ve mülkiyet hakları üzerinde alışılagelene aykırı düşen” bir yasa olduğunu söyledi.

Bilinir klasik dönemde ekonomik ve hukuki zora dayanan sermaye birikim süreci, kimi zaman çıplak zora da dayanırdı. Neoliberal kapitalizmde iç içe geçen bu üç zor biçimi, birbiriyle kaynaşarak yeni bir hal aldı. Yasaya bakarsak zor, kentsel dönüşüme dayalı sermaye birikim sürecinde bir hayli şedit karakterde karşımıza çıkacak. Ve sermaye mülkiyet hakkı dahil, barınma hakkı gibi temel hakların hepsinin üzerine basarak ilerleyecek.

Uygulama ve karar alma organlarını yalnızca ve yalnızca merkezi otoriteye bağlayan yasa, uygulamalara karşı direnenleri “suç” işlemiş kabul ederek hakkında cezai işlem başlatılmasına imkan vermekte. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na olağanüstü yetkiler veren yasa, ülke genelinde bakanlığın “riskli alan” olarak belirlediği bölgeleri yıkıma ve yeniden inşaya açacak. Başbakan'ın “kimsenin gözünün yaşına bakılmadan yıkımlar gerçekleşecek” dediği uygulama 500 milyar dolarlık tahmini bütçesiyle sermayenin gözünü kamaştırmakta. TMMOB Şehir Planlamacıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman “Afet riski gerekçe gösterilerek tüm kentlerin rant aktarım alanı haline dönüştürüldüğü' ayrıca, 'yaşamın gerçek sigortası orman, mera, sulak alan, kıyı, tarım alanları gibi doğal varlıkların talana açılacağı”nı,ve“kentlerimizin rantı yükselen merkezi bölgelerindeki kamu tesislerine (okul, hastane vb.) yönelik talan sürecinin hız kazanacağı”nı söylerken o göz kamaştıran “meta”ların adresini de verdi.

Öte yandan sermayenin gözünü kamaştıran meselenin emekçiler açısından ne olduğunu somut olarak ortaya koyan açıklamalar da çok önemli. Konu üzerinde yoğun mesai harcayan örgütlerin çalışmaları, 2012 Türkiye’sinde 160 yıl önce İngiltere’de emekçilerin yaşadığı toplumsal tablonun benzerinin yaşanacağını ortaya koymakta. Kentsel dönüşüme dayalı sermaye birikim süreci gerek ivmesinin yüksekliği gerekse zora dayalı karakteriyle insani temel ihtiyaçlar dahil tüm talepleri buldozer gibi ezip geçecek.“Kısaca” emekçiler “kendilerini en ıstıraplı yoksunluğa mahkum etme” mecburiyetinde kalacak.

Yasaya karşı meslek odaları ve birçok örgütün bir araya gelerek açıkladıkları deklarasyona göre, “ Dikmen'de, Sulukule'de, Ayazma'da, Tarlabaşı'nda... ve daha birçok yerde, bölge halkı, yıllardır yaşadıkları yerlerden zorla tahliye edildi; işlerini kaybetti; borçlandı; sosyal, ekonomik ve kültürel hak ihlallerine maruz kaldı. Boşaltılan tüm bu yerlerin rantı, lüks konut ve alışveriş merkezleri yapılarak, inşaat şirketleri, yerel ve merkezi idareler tarafından paylaşıldı. Kentsel dönüşüm" toplumun çok küçük bir kısmının aşırı derecede zenginleşmesine yol açarken toplumun büyük çoğunluğunun yoksullaşmasına, evsizleşmesine, kent çeperlerine sürgün edilmesine neden oldu.”

Aslında kentleşme dinamikleri açısından bakarsak sermaye birikim süreçlerinin yeni biçimler aldığı 1980’li yıllardan bugüne hiyerarşik nitelikte uygulamalar dozunu artırarak her daim karşımıza çıktı ve en ufak kılcal damarlara girerek sermaye birikiminin beslenmesine katkıda bulundu. Ne yazık ki önemli ölçüde güç kaybına uğrayan işçi sınıfı, emekçiler ve diğer kent yoksulları yeterli direnişi gösteremeyince küresel veya yerel sermayenin “azami kar” hırsının kurbanları haline geldi.

Kentlerde ikili yapının oluşmasına yol açan gelişmeler, “metropol” kentlerin karakteristiği parçalanmışlığı beraberinde getirdi. Bu parçalanmışlık içinde kentin belli bölgeleri, belirleyici iktisadi ilişkileri, yatırımları, hizmetleri ve diğer maddi imkanları üretirken, bunun dışında kalan bölgeler hızla yoksullaştı. Kentlerin bir yanı büyük iş merkezleri, plazalar, banka binaları, lüks ve güvenli konut alanları, sağlıklı yaşam şartlarıyla karakterize olurken, diğer yanı ise nüfusun çoğunluğunun işsizlik, yoksulluk, düşük gelir ve konut, sağlık, eğitim, ulaşım gibi temel kentsel hizmetlerin en alt düzeyde görülmesiyle karakterize oldu.

Parçalanmışlık, kentlerde giderek artan adli suçların artmasına yol açtı. Dolayısıyla emekçiler üzerindeki baskı ve zor araçlarının yaygınlaştırılmasını ve geliştirilmesini getirdi. Polisin yetkileri genişletildi, özel güvenlik sayısı olağanüstü arttı, zabıtaya silah taşıma yetkisi verilmesi gündeme geldi, mobese ve diğer güvenlik kamera sistemi tüm kenti kapsama alanına aldı. Kentler militaristleşti.

Bir işletme gibi örgütlenen kent Lefebvre’nin deyişiyle meta haline geldi. Somut, canlı, insanların habitatını oluşturan kullanım değerinin belirleyici olduğu halden, sermaye birikim sürecine dahil edilmesiyle soyut, değişim değerinin belirlediği metaya dönüştü. Bu nedenle ne kentin tarihsel değeri ne de temsil ettiği sosyal değerlerin kendi başına önemi kaldı. Bunlar ancak söz konusu kentin değişim değerine tekabül ettikleri kadar önem arz etmeye başladı. Dolayısıyla kent, değişim değerinin gerektirdiği tek tipleşmeye doğru gitti. Sermayenin farklılıkları koruma ve kültürel çeşitliliği geliştirme iddiası diğer iddiaları gibi neoliberal propagandistlerin ağzında güzel bir masal olarak kaldı.

Kapitalist formasyonda kent dinamikleri sermaye birikim süreçlerinden ve sınıfsal kutuplaşmanın getirdiği mecburiyetlerden bağımsız anlaşılamaz. Dolayısıyla Kentsel Dönüşüm Yasası ve karşılaşılacak saldırıların geriletilmesi bu çerçevede stratejiler geliştirilmesini kaçınılmaz kılar. TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı’nın “Yasanın uygulamaya sokulması, doğal afetten korunması amaçlanan halkın devlet eliyle afet yaşamasına neden olacak” açıklaması sansasyonel deprem açıklamaları kadar dikkat çeker mi bilmem fakat beklenen depremden önce onun kadar büyük bir afetle karşılaşacağımızın garantisini veren açıklama en azından muhataplarının dikkatini çekmeli. Zira kentin meta olarak sermaye birikiminin konusu olması sermayeyi ve onun devletini gürbüzleştirirken işçi sınıfı ve emekçileri 160 yıl önce Marks’ın söylediği gibi “sefaletin, yorgunluk ve bezginliğin, köleliğin, bilisizliğin, zalimliğin, akli yozlaşmanın” bataklığında boğar.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.