Header Ads

Dindar Nesil ya da Ecinniler

- GÖKSEL ARSLAN -
F. M. Dostoyevski 1872 yılında yayımlanan romanı “Ecinniler”'de (Besy) Çar’ın valisine şunu söyletir. “Bir valinin her şeye rağmen tanrıya inanması gerekir.”

Recep Tayyip Erdoğan (RTE),  partisinin il başkanları toplantısında “Biz muhafazakar, demokrat, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz… Dindar bir gençlik yetiştireceğiz. Bunun için varız” sözlerini dinlerken aynı anda Çar’ın valisi Lembke geldi aklıma.

“Eğer tanrı yoksa nasıl oldu da ben yüzbaşı oldum” diyen genç nesilleri yetiştiren kurulu düzenin koruyucusu  vali Lembke, “Tanrı” derken Çarlık Rusya’sının geleceğiyle alakalı bir meseleden söz ettiğinin farkındaydı  kuşkusuz . Zira 1870’ler Rusya’sında ateist, nihilist, sosyalist gençleri ve kanlı bir devrimin yaklaştığını düşünen herkes tedirgindi.

Her ne kadar şimdilik ufukta bir devrim gözükmese de vali Lembke’nin bir türevi olarak RTE’de, sözlerinin gündelik politikadan daha fazla bir şeye tekabül ettiğinin farkında. Medyanın pop-politik tartışma heveskarlığı bir yana bırakılacak olursa dinin itikadi değil iktisadi formasyon meselesi  olduğunu bilen sermaye veya ideolojik aygıtlar da “her şeyin yolunda gittiği”nin farkında. Dolayısıyla, laiklik hassasiyetleri, inanç özgürlüğü eleştirileri RTE için laf ı güzaf niteliğindeki meseleler olarak kaldı.

Bilindiği gibi  ”muhafazakar-dindar” nesil siyasi bir partinin değil devlet aklının ortak stratejisi. Bugünün değil, 12 Eylül Cuntası eliyle inşa edilmeye başlanan toplumsal formasyonun  bir parçası. Yüz binlerce kişinin işkenceli sorgulardan geçirildiği ve hapishanelere kapatıldığı yıllarda Evren’in cemaat liderleriyle yaptığı pazarlıklar hatırlarda. Büyük şehirlerin ana caddelerinde binlerce kişinin hep birlikte cuma namazı kılıp gündelik hayatı teslim alması hatırlarda. Darağaçlarında insanlar sallanırken bugün pek popüler olan “pensilvanyalının” cuntaya övgüleri hatırlarda.

Aslında devlet ideolojisinin temerküz etmiş hali olarak RTE’nin sözleri, Kenan Evren’in “mezun olanlar en azından iki rekat namaz kılmayı bilsin istedik"  stratejisini devam ettirme iradesinden başka bir şey değil. Dolayısıyla 30 yıldan bu yana “yeni nesiller” yetiştiren irade de bir devamlılık söz konusu. Mukaddesatçı  neoliberal sistemin ve onun devletinin bekası için “dindar nesil” ne kadar önemli ise devlet ideolojisinin kitlelere taşınması ve rıza üretilmesi açısından da “din” en az o kadar önemli. Şüphesiz burada sözü edilen, Evren’den RTE’ye uzanan, pragmatizmle harmanlanmış iktisadın emrine koşulmuş “din” anlayışı. Başka deyişle neoliberalizmle aynı toplumsal zeminde hareket eden, ana mecrayı oluşturan, iktidarın  aygıtları olarak cemaatlerin hegemonik “din” anlayışı.

Peki neden muhafazakar, dindar nesiler yetiştirmek, stratejik olarak bu kadar önemli?

Sanıyorum sorunun cevabı “bu beyni en az yirmi yıl durdurun" talimatıyla hapishaneye kapatılan Gramsci’nin şu cümlelerinde gizli.  "Kapitalist devletler sadece zor ve baskı ile değil fikirlerin ve kültürün hegemonyası ile iktidarlarını yeniden üretirler. Toplumsal bir rıza ve uyum hegemonyanın en güçlü aygıtları haline gelir. Böylece ezilenler kendi iyiliklerini ezenlerin iyiliğiyle özdeşleştirirler. Ezilen sınıfların karşı çıkışı bir yana, ezilen sınıflar statükonun ve mevcut durumun devamına bizzat yardımcı olurlar” der ve devam eder Gramsci, “Lakin hiçbir devlet sadece gece bekçisi olmayı kabul etmez.”

Dini zihin inşası ve o içerikte kültürel ilişkiler, neoliberal formasyon devletine rıza ve uyumun üretilmesinde en efektif  ideolojik aygıt olarak karşımıza çıkar. Kitleler kendini egemen yapının sahipleriyle özdeşleştirir, neoliberal formasyon devletinin devamına bizzat yardımcı olurlar. Cemaatler, okullar, kurslar, dernekler, vakıflar sivil alanda başka deyişle hegemonya alanında sistemin bekasını sağlayacak rızayı üretirken devleti de yeniden üretirler. Devlet asıl gücünü buradan alır.

Devletle birlikte “ortak zihni yapı” içersinde yer alan “muhafazakar ve dindar nesiller”, kendileri aleyhine uygulanan neoliberal politikalara itiraz etmezler. Daha da ötesi bu formasyona karşı mücadele eden kesimlerin önüne bent olarak çıkartılırlar. Geçtiğimiz sene Nisan ayında YGS’de ortaya çıkan sahtekarlıkları protesto eden gençleri tehdit eden RTE’nin “Taksim'de bin iki bin genci yürütmek problem değil. Biz de kalkar onların karşısına 5 bin 10 bin genci koyarız” derken hangi gençlerden bahsettiği aşikardır. Elbette dini zihin inşasıyla şekillenmiş, “statükonun” ve mevcut durumun devamıyla kendini özdeşleştiren gençlerden. 

Şu da var ki, “din”, devlet aygıtları, sermaye, neoliberal zevat tarafından genç nesillerin devlet aleyhine cürümlere karışmamasının sigortası olarak da görülür. Çünkü neoliberal formasyon aleyhine cürümler de denebilecek bu tür hareketler, görece genç olan 30 yaşındaki neoliberal inşa sürecinin hızını ve ivmesini yavaşlatan unsurlardır. Denebilir ki RTE’nin “bırakalım da tinerci mi olsunlar” söylemi tam anlamıyla buraya işaret etmektedir. Toplumsal hafızada tinerci ve suç algısının örtüşmekte olduğunu bilen RTE, devlet aleyhine cürümlere bulaşan genç kitleleri eğretileme tekniğiyle hedefe çakmakta ve irkiltici algılar üzerinden “çocuklarınız dindar olmazsa tinerciler gibi suça bulaşır” demektedir. Zira “tinerci-suç-öğrenci-ateist” izleği toplum üzerinde irkiltici bir zihni aura yaratmakta, medyanın 30 yıldan bu yana muhalif öğrencileri en ufak protestoda suça bulaşan nesiller olarak manşetlere taşıması bu aura için yeterli zemini sunmakta.

“Muhafazakar ve dindar” nesillerin yetişmesi neoliberal sistemin rızaya dayalı devamlılığı ve ivmesi yüksek bir hızda inşası açısından ihmale gelmez bir görevdir. Kaldı ki kamu alanının mukaddesatçı- muhafazakar-dindar omurgası devletin bekasını da bu göreve sıkı sıkıya bağımlı kılmakta, tarihsel bilinçaltı aksi durumda risklerle karşılaşılacağını hissettirmektedir.
Risklerin bertaraf edilmesi ideolojik aygıtların sarmalından geçerek iktisadi formasyona uygun zihni yapı inşa etmiş nesillerin yetiştirilmesine bağlıdır. Kamusallığın egemenlik alanı ve sivil alanın hegemonya alanı, başat ideolojik aygıtın “din” olması ve “dindar nesiller” yetiştirilmesi stratejisinde  birbiriyle örtüşür. Dolayısıyla devletin omurgası ve sivil alanın omurgası tek bir bütün oluşturur. O omurga “muhafazakar ve dindar” nesillerdir.

***

Ecinniler’de ateist,  nihilist, sosyalist gençlerin halk üzerindeki etkisi giderek yayılarak, itirazlar yükselip köyler ateşe verilmeye başlandığında, Dostoyevski,  “Tanrı” inancına sahip nesiller yetiştirmekle görevli Çarın valisine şunu söyletir. “Ateş artık kulübelere değil insanların ruhuna işlemiştir.”

Rusya’da ruhlara işleyen o “ateş” devrimle sonuçlandı. İşte bütün çaba, o “ateşin” kulübelerle sınırlı kalması, ruhlara işlememesi. Veya o “ateşin” ruhları ele geçirmesi.

1 yorum:

  1. Düşüncelerimde yalnız olmadığımı gördükçe birazda olsa teselli buluyorum. Bu kadar sert bir konuyu çok akıcı ve güzel işlemişsiniz. Başarılar dilerim.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.