Ortaçağ, Dante'nin Cehennem'i Kadar Karanlık Değildi
![]() |
| - ÖZLEM AKALAN- |
'Gülün Adı' ve 'Baudolino' romanlarında ortaçağı tüm detaylarıyla resmeden Umberto Eco, Alfa Yayınları'ndan çıkan Ortaçağ ansiklopedisi'nin birinci cildinde merkeze barbarları, Hıristiyanları ve Müslümanları koyuyor. 1000. yıla kadar Ortaçağ'ın anlatıldığı ilk cildi, katedraller, şövalyeler ve şehirlerin mercek altına alındığı ikinci kitap takip ediyor. Ansiklopedinin üçüncü cildinin odağına şatolar, tüccalar ve şairler yerleştirilmiş. Dördüncü ve son cildin ana maddeleri ise, keşifler, ticaret ve ütopyalar.
'Ortaçağ - Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar' kitabının giriş yazısını kaleme alan Umberto Eco'ya, farklı disiplinlerde çalışan en önemli Ortaçağ araştırmacıları eşlik etmiş. Sanat, tarih, edebiyat, mimari, müzik, felsefe, bilim ve toplumsal açıdan incelenen ortaçağ, artık okurun gözünde 'karanlık' bir dönem olmaktan çıkıyor. Hem tüm ayrıntılarıyla anlatıldığı için hem de aslında o 1000 yıldan günümüze, pek çok önemli fikrin ulaştığını savunduğu için... Zaten ortaçağın, din ve ahlak konuları başta olmak üzere dönemi en karanlık haliyle tasvir eden eserlerden biri olan Dante Alighieri'nin 'İlahi Komedyası'na bağlı kalıp bağnazlık içinde geçen yüzyıllar olduğuna inanırsak, asla Leonardo Da Vinci'ye, Michelangelo'ya hatta Shakespeare'e varmamız mümkün olmazdı.
BU SERİYİ OKUYAN ALİM OLUR!Umberto Eco, ansiklopedinin giriş yazısında 'Ortaçağ konusunda birçok klişe söz konusu olduğundan, her şeyden önce ortaçağın, sıradan okuyucuların aceleci okul kitaplarından veya sinema ile televizyon programlarından öğrendiği gibi olmadığını belirtmek yerinde olacaktır' diyor. Devamındaysa ayrıntılarıyla, Ortaçağ'ın ne olmadığını anlatıyor. Ortaçağ'dan bize ne kaldığını, bunların günümüzde güncel olmaya devam edip etmediğini ve en sonunda da Ortaçağ'ın ne anlamda yaşadığımız dönemden tamamıyla farklı olduğunu yine Eco'nun kaleminden öğreniyoruz. Yazarın da dediği gibi sıradan okur için hayli kapsamlı ve yer yer zorlayıcı olsa da adı üstünde bu bir ansiklopedi! Eksik hiçbir 'madde' bırakmadan dönemi anlatan yazarlar, kitabın merkezine politik tarihin analizini, edebiyatı ya da felsefeyi değil, bilim ve teknikteki gelişimlere özel bir ihtimam göstererek, farklı düşüncelerin ve bilgilerin gelişimini, pratik hayata yansımalarını koyuyorlar.
Peki bunca bilgi nasıl ayıklandı ve derlendi? Umberto Eco bu noktada 'Bilgiler bir yandan saklanıyor bir yandan eleniyor' diyor ve Borges'in kahramanı Bellek Funes'i (Funes el Memorioso) örnek gösteriyor: 'Hiçbir şeyi unutmuyor, her şeyi hatırlıyordu bu da onu mükemmel bir ahmak haline getiriyordu. Delirmemek için bir seçim yapmak şart. Sık sık verdiğim bir örnek var; Sezar'ın ölümünün ardından, karısı Calpurnia'ya ne olduğu hakkında hiçbir bilgimiz yok. Muhtemelen bilgi sahibi olmamızı gerektiren bir şey yapmadığı içindir. Bununla birlikte romantik dönemin öne çıkan piyanist ve bestecilerinden Clara Schumann'ı kocası Robert Shumann'ın ölümünden sonra da takip edebiliyoruz çünkü çalmaya ve ilgi çekmeye devam etmiş.'
Neyi saklayıp neyi atmaya karar verirken hata yapmak mümkün mü peki? 'Elbette olabilir' diyor Eco; 'Seçme ya da dışarıda bırakma kriterleri uzun tartışmalar sonucunda oluşuyor. Bilimde işiniz daha garanti; edebiyatta daha zor, politikada ise daha da zor. Ama inanıyorum ki, 'kültürel Darwinizm' sonucunda hak edenler baki kalacak. Tartışma her zaman sürecek. Kültür, sadece muhafaza etme ya da dışarıda bırakmayla sınırlı değil, buzdolabında saklananlar da mevcut. CIA'inki gibi, bir gün gelip de açılacak arşivler var. Her şey bir iz bırakır ama hepsi de faydalı değildir.'
Ortaçağ'dan notlar- Ortaçağın hayata bakışı sadece iç karartıcı bir bakış değildi.
Ortaçağ'da Romanesk kilise alınlıklarının şeytanlarla ve cehennem işkenceleriyle dolup taştığı, dünyanın sonuna dair nevrotik bir bekleyişin çağı olduğu, hem kırsal bölgelerden hem de köylerden akın akın dilencilerle cüzzamlıların geçtiği, edebiyatın sıklıkla cehennem yolculuklarını saplantı haline getirdiği doğrudur. Ancak bu aynı zamanda Goliard şairlerinin yaşama mutluluğunu yücelttiği bir dönemdir ve özellikle de mimaride ışık çağıdır.
- Ortaçağ Disneyland'daki gibi kuleli şatoların çağı değildir.
Masalsı ve medyatik Ortaçağ şato modeli, daha çok Loire Bölgesi'nin Rönesans döneminde inşa edilen ünlü şatolarına uygundur. Aslında feodal şatolar yüksekçe bir yerde inşa edilmiş ve bir savunma hendeğiyle çevrili ahşap yapılardan oluşur. XI. yüzyıldan itibaren kuşatmalarda korunmayı güçlendirmek amacıyla toprak setin çevresine surlar, hatta bazen kazıklı çitler inşa edilmeye başlanır... Kısacası Ortaçağ'da masal şatoları yoktur.
- Ortaçağ kimsenin kendi köyünün dışına çıkmaya cüret edemediği bir dönem değildi.
Bu çağın -hele de Marco Polo düşünülürse- büyük yolculukların dönemi olduğu çok iyi bilinir. Ortaçağ edebiyatı, efsanevi ayrıntılar açısından zengin olsa da, büyüleyici yolculuk hikayeleriyle doludur. Ama ortaçağ her şeyden önce hac yolculuklarının çağıydı; en mütevazı insanlar bile Kudüs, Santiago de Compostela veya çeşitli azizlerin mucizevi kutsal emanetlerinin saklandığı yerleri ziyaret ederlerdi. Zaten bu hac yolculukları, modern turizmin de temel taşlarıdır.
- Ortaçağ, insanların yakıldığı ateşlerle aydınlanan tek çağ olmamştı.
Ortaçağ'da sadece dini nedenlerle değil, siyasi nedenlerle de insanlar yakılırdı; Jan d'Ark'ın duruşması ve mahkumiyeti buna bir örnek... Ancak Ortaçağ'ın 'resm”' bitişinden 108 yıl sonra Giordano Bruno'nun yakıldığını ve Galileo'nun mahkeme tarihinin de 1633, yani modern çağ başladıktan 141 yıl sonra olduğunu hatırlamak gerekir. Galileo yakılmaz, ama dini sapkınlıkla suçlanan Giulio Cesare Vanini 1613'te Toulouse'da ve Giangiacomo Mora veba yaydığı suçlamasıyla 1630'da Milano'da yakılır.
(Akşam Kitap)

YORUM YAZIN