iÖlünün Arkasından Konuştu(m)
![]() |
| - TUĞÇE ÖZSOY - |
Perşembe günü daha yeni güne kendimi yeni alıştırmaya çalıştırırken ilk bana yöneltilen cümle “başımız sağolsun” oldu. Şaşırarak “kim öldü?” diye sorduğumda aldığım “Steve Jobs” cevabı karşısında, “hııı...evet” tepkisini verince çevremdekiler oldukça yadırgadı. Yadırganmasını daha çok yadırgadım; çünkü “ne katısın” damgasını yiyiverdim. Kutsal elmanın yaratıcısının ölümüne tepki vermemek günahmış sanırım, anlayamamışım ben.
2000'li yılların başı ve ortasında bir Amerikan üniversitesi sınırlarınıza girdiğinizi müzik dinlediğiniz ve dinlemek için kullandığınız programın markasından anlaşılabilirdi en çok. Haliyle okula ve ülkeye adapte olma skalası da aynen yine müzikçalarınızın “marka” evriminden. Ne kadar başına “i” koyduğun aygıta sahipsen, ters orantıda azalırdı “yabancı”lığın.
Birçok köşe yazdı; bir sürü insan konuştu da, denildiği gibi “halka mal olmuş, devrim niteliğinde bir adam mıydı Steve Jobs sahiden?”
Başına kişisselleştirmenin ve bireyselciliğin “i”ını koyduğun ve aslında aynı ve bir alt özelliklerine sahip teknoloji aygıtlarını “kafana göre” hâle getirmenin ürünleri, iPod'lar, iPhone'lar, iPad'ler. Kişiselleştirmenin maddi bedelini 2-3 katı fiyatlarla ödemek ve akabinde gelen“benim” ve “ben” yapmanın dayanılmaz “hafifliği”... Tıpkı “Amerikan rüyası”nın öğrettiği gibi, “ben”i daha da önemli kılıp, önceleştirmenin ürünlerini çıkardı Steve Jobs. “Ben” yaptı, biz de kullandığımız “ben”leri sanki dünyada az söyleniyormuşçasına daha da sık söyler duruma geldik sonuç itibariyle.
Güzel ve havalı, görüntüleri fiyakalı şeyleri taşımak hayatımıza daha da sızdı; devrim oldu.
Oysa ki Jobs orta ve üst sınıfın bir şekilde zaten daha kolay olan hayatını daha da kolaylaştırmaya odaklanmıştı. Sınıfı geçtiğinizin ödülü bir iPod (tüm ürünlere iPod diyeceğim yazının bu noktasından itibaren) alarak; banal bir müzikçalardan iPod'a geçtiniz mi, aslında sınıf atladığınızın da ilamı oldu. Zira aynı ya da benzer, evet bazen altında kalan ama bazen de çok daha ekstra özelliği eklenmiş bir aygıtı almanın bedeli üçte biriydi. İşinizi gören değil, “ben”lisi oldu Jobs'unkiler.
Küçümsüyorum sanılmasın, evet güzel şeyler belki. Ama üst sınıfın “devrimi” olduğunu da inkar edebilir misiniz?
Öte yandan çabası ve başarmışlığı özendirici elbet. Walt Disney de demiş zamanında: “Hayal edin, hayal etmediğiniz hiçbir şeyi yapamazsınız.” Steve Jobs hayal etti, yaptı. Ali Ağaoğlu da hayal edip yapmıştır eminim. Ama hayal edemeyenleri nereye koyacağız da “devrim”imizi gerçekleştireceğiz? Böyle ortaya koyunca popülist ve katı gelse de, başka türlüsünü algılamak güç biraz. Ben yaptı, dünyaya damgasını vurdu işte.
Ölünün arkasından bolca iyice konuşuldu zaten, bir kez de kötü (!) konuşulmuş olsun.
Devrim damgasını vurmak o kadar ucuz olmamalı, hem artık hava ve su da bedava değil.
Jobs'un da en büyük devrimi Stanford Üniversitesi'nde 12 Haziran 2005'te yaptığı ve The Whole Earth Catalog'un 1970'lerdeki son sayısının arka kapağındaki sözleriyle bitirdiği konuşmasıydı: Aç kalın, budala kalın!
Devrim damgasını vurmak o kadar ucuz olmamalı, hem artık hava ve su da bedava değil.
Jobs'un da en büyük devrimi Stanford Üniversitesi'nde 12 Haziran 2005'te yaptığı ve The Whole Earth Catalog'un 1970'lerdeki son sayısının arka kapağındaki sözleriyle bitirdiği konuşmasıydı: Aç kalın, budala kalın!
Çünkü insan aç ve budala kalınca, yalnızca “ben”i düşünür.

hımm. internete küstüğünü düşünmeye başlamıştım. yanılmışım.
YanıtlaSilharika
YanıtlaSil