Header Ads

İşten Çıkarılan Roseteks İşçileri: Habertürk Yazarı Tayfun Topal'a Gazeteciliğin Ahlakını Hatırlatıyoruz


8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde sebep gösterilmeden işten çıkartılan Roseteks Giyim Sanayi A.Ş. çalışanları, Habertürk yazarı Tayfun Topal'ın haklarında yazdığı yazıya yanıt verdi...

İşte o mektup:



HABERTÜRK YAZARI TAYFUN TOPAL’A AÇIK MEKTUP




DİRENMENİN ONURUNU TAŞIYOR

GAZETECİLİĞİN AHLAKINI HATIRLATIYORUZ




Tayfun Topal imzasıyla, 28.10.2012 tarihli Habertürk gazetesinin 2. sayfasında “Köşebaşına Yapılanlara Kim Dur Diyecek” başlıklı yazı direnişimiz ile ilgili bir kısım yanlış bilgi ve direnişimize açık saldırı içerdiği için cevap verme zorunluluğu doğmuştur.




Hakkımızda yapılan her habere yahut yoruma cevap verme niyetinde değiliz. Yahut yazılan her yazının hoşumuza gitmemesini de anlayabilecek durumdayız. Doğrusu işten atılan ve bu nedenle dayanışma için bir araya gelen birkaç on işçi olmamıza karşın haklarımızı gaspedenlerin gücünün de farkındayız. Ancak bu gücün, gerçekleri çarpıtarak istediği haberi yaptırma ve yazıyı yazdırmaya da kadir olduğunu bu vesileyle görmüş bulunuyoruz.




Direnmek gibi gerçekleri anlatmanın ve gazetecilik ahlakını hatırlatmanın da görevimiz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü yakın zamanda Akşam gazetesinde çıkan ve de hakkımızda hapis cezasına hükmeden yazı sonrasında bu işin bir furyaya dönüştüğü anlaşılıyor. Bu nedenle hakkımızda yazılanlara ilk kez cevap veriyoruz.




Yazıyı okuyan her okurun anlayacağı gibi yazarın iddia ettiği gibi geçen Pazar günü “keyif yapmak için Levent Köşebaşı’nın yolunu” tutmadığı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Yazar açık ki bu yazıyı yazmak için restorana gitmiştir. Çünkü yemek yediği restoranın bilmem yüzde kaçının kime ait olduğu, hangi ortakların ayrıldığı, restoranın bankalarla olan ilişkileri keyif yapmak için restorana giden birisini yahut bir gurme yazarının hiç mi ama hiç ilgisini çekmez.




Sayın Topal yolda giderken araştırmacı gazeteciliğe soyunmaya karar vermişse bunu bilemeyiz. Ancak burada da gerçeklere sadık kalması en azından tarafları dinlemesi gerekirdi. Ancak yolda giderken araştırmacı gazeteci olmaya karar vermiş birinden bunun beklenmeyeceğinin de farkındayız.




Bakın bay gazeteci restorana oturunca ne olmuş “Biraz daha zaman geçince etraf iyice kalabalıklaştı. Haklarını aramak için Köşebaşı’na gelen işçiler etrafı sardı.” Sanki ordular etrafını sarmış!?




Devam edelim. O etrafı saran işçiler bakın neler yapmışlar; “Ellerine almışlar megafonları demediklerini bırakmıyorlar. Bir de müşteriye, “Bunlar hakkımızı yedi. Bizim alın terimizi yiyorsunuz” diye anons yapıyorlar.” Tek kelimeyle YALAN. Eğer bay gazeteci gerçekten o restorana gitseydi restorana 100 mt kala önlerinin yüzlerce polis TOMA aracıyla kesilerek önlerine barikat kurulduğunu tam da bu nedenle içeri giren müşterilerle işçilerin muhatap olmalarının söz konusu olmadığını görürdü.




Yazarın bundan sonra yazdıkları sadece kötü gazetecilik örneği de değil. “Böyle devam ederse ne olacak peki? Köşebaşı’nda çalışan personel işinden olma korkusuyla önlüğünü çıkarıp müşteriyi rahatsız eden kendi gibi işçilerle kavga mı edecek?” diyerek restoran çalışanlarını açık bir şekilde kışkırtmayı da ihmal etmiyor. Devam ediyor: “Emniyet mensupları ne yazık ki bunlara hiçbir müdahalede bulunmuyor. İstedikleri gibi anons yapıyorlar. Turistler, “Ne oluyor burada?” gibi şaşkın şaşkın bakıyor.” cümleleriyle işin içine rahatsız olan turistleri katıp işçilere saldırmak için asker toplamaya devam ediyor. Yazar direnişimizi bitirmeye adeta yemin etmiş. “Bunların hiçbiri olmadan bir an önce önlem alınması gerekiyor. İstanbul Emniyet Müdürü’ne çok iş düşüyor”. Emniyette görevini yapmıyor, zaten turistler de işin içinde oldu olacak tam NATO operasyonu gerektiren bir direniş! Yazar hızını alamayıp “İnanın bir ara kalkıp, ‘Kardeşim bir huzur verin de yemeğimizi yiyelim’ diyecektim.” diyor. Yazar eylemlerimizden o denli rahatsız olmuş ki, neredeyse bu birkaç on baldırıçıplağın hakkından gelemeyen emniyet güçlerinin, restoran çalışanlarının başına geçip işçilere saldıracak.




Bir gazetede yer işgal etmek, siyasi görüşünden/hayat tarzından bağımsız olarak asgari bir sorumluluğu gerektirir.




Kendisinin halkı “Emniyet’e şikayet etmesi, ve “müdahalede bulunulmamasından” yakınması değil gazetecilikle hiçbir meslekle bağdaşmaz. Birincisi, yazdığı doğru değil: Roseteks işçileri birçok kez müdahaleye maruz kaldı. (Keyif almaya ara verip gazetecilik yapsaydı, bunu kolayca öğrenebilirdi.) İkincisi, “işçilerin gaza gelmesi” şeklinde yorumladığı direnişe neden gaz bombası atılmadığını sorgulamasının, “bağımsız gazetecilikte” nereye denk düştüğünü de kendisine sormak isteriz. “Haber vermek” işini “ihbar etmek” olarak anlaması, Topal’ın Türkiye’deki “polissever gazetecilik” geleneğinin takipçisi olduğunun ve son yıllardaki eylemlerde tüketilen gaz miktarı düşünüldüğünde siyasi geleceğinin parlak olduğunun da göstergesi.




Topal’a bazı temel ve evrensel gazetecilik ilkelerini hatırlatarak, yaptığının ne denli yanlış olduğunu hatırlatmak durumundayız. Gazetecilik, tanımı gereği “iktidarın yanında saf tutmak, sahibinin sesi olmak, iktidarın söylemini ve zihniyetini içselleştirip güçlünün ağzından konuşmak” gibi tavırlarla ters düşen bir meslektir. Grev yapan işçilere “İşleri aksatmayın” demek ne denli gülünçse, hakkını sadece slogan atarak ve pankart açarak, tamamen yasal ve meşru yollarla arayan işçilere “Kim dur diyecek” demek de o denli gülünçtür.




Gazetecinin görevi, o işçilerin neden hakkını aramak zorunda bırakıldığını öğrenmek, onların yaşam koşullarını araştırmak, sadece patrona değil işçilere de teybini/mikrofonunu uzatmak, “gerçeği” sansüre uğratmadan, bağımsız bir dille yazmaktır. Aksi durumda yapılanın adı gazetecilik değil, “halkla ilişkiler, reklam” kampanyası olur. Bağdat’a ABD askerleriyle giren gazetecilerin literatürde nereye oturduğunu Topal’a hatırlatmak isteriz.




Saygılarımızla

Direnen Roseteks İşçileri




foto: arşiv

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.