Header Ads

Bu Davayı Kaçırmamalısınız!

- NEBAHAT KÜBRA AKALIN -
12 Eylül 2012 tarihi ve beraberindeki hafta bir kısmımız için utanç haftasıydı. 'Neden utanç haftasıydı?'  Belki bu bile bir yazının konusu olabilir. 12 Eylül’den 12 Kasım’a geldik bile; mahkeme salonu önünde, avukatlara, tutuklulara ve ‘seyircilere’ küsmüş Mahkeme Başkanı’ndan; jandarma aracılığıyla aldığımız erteleme kararının ardından, duruşma tutanağına bakarken parmaklarımızla Eylül, Ekim, Kasım diye hesaplıyorduk.

Nasıl geçecekti bu kadar gün…
‘Dışarıda’ olanlara elbet daha kolay geçti ama ya duvarların arkasındakilere…

Bir kısmınız konunun ne olduğunu sanırım anlamıştır. Ancak yine de kısaca söz etmekte yarar var; bundan 10 ay önce bir sabah erkenden evlerinden alınan çoğu Kürt 34’ü tutuklu 44 gazetecinin yargılanmasından bahsediyorum.

10 ayın ardından ilk kez hakim karşısına çıkan gazeteciler daha mahkeme salonuna girer girmez salondan çıkarılmışlardı.

12 Eylül’den ve beraberindeki 3 günden aklımda kalan şeyler öyle net ki.

Mahkeme Başkanı’nın avukatlardan izleyicisine kadar herkesi hedef alan intikamcı davranışları, daha salona alınmadan salondan çıkarılmalarımız, tutuklu meslektaşlarımızın ailelerinin; yalnızca basın içeri girebilsin ve çocuklarının haberini yapabilsin diye evlatlarını görmekten feragat etmeleri, ara verildi denilerek karar dahi çıkmadan ertelenen duruşma ve ufacık bir bebek…

Ve bütün bunlarla beraber duruşma başlamadan önce ‘kocaman adliye sarayının’ duruşma salonu kapısı önünde itiş kakış içeri alınmayı beklerken basından çok yabancı heyetlerin salon önünde olması beni çok utandırdı. Öyle ki biz onların yanında azınlık olmuştuk bir anda.

12 Eylül’ü aratmayan bir dava

Mahkeme Başkanı’ndan ve Kürtler söz konusu olduğunda hukukun dayanılmaz eşitsizliğinden ise hiç bahsetmeyeyim diyorum ama…

Avukatlara ‘siz gidin arkada oturun’ diyen, daha önce defalarca aynı salonda ses ve görüntü kaydı alınmasına rağmen KCK Basın duruşmasında kayıt almayan, 5 dakika ara diyerek bir saat ‘ara’nın ardından erteleme kararını veren ve bunu kapıda bekleyen onca insanın yüzüne dahi okuyamayan bir Mahkeme Başkanı’ndan uzunca bahsetmenin anlamı yok kanımca.

O hafta salonda bunlar yaşanırken eskilerden davayı izleyenlerden ve 12 Eylül’e tanıklık edenlerin söylediği iki üç cümleden biri şuydu; ’12 Eylül döneminde dahi böyle bir yargılama görmedik.’

Belki geç kalmış bir yazı yazıyorum belki de tam vakti. 12 Eylül’den beri ne zaman oturup yazmayı denesem aklıma İsmail Yıldız’ın yüzü ve Zerya’sının ağlayışı geliyor. Gözaltına alındıkları gece Beşiktaş Adliyesi’nde, Zeyno’nun “beni bırakın İso’nun çocuğu olacak ona yardım edin” deyişiyle tanıdım, İsmail Yıldız’ı. İso içerideyken Zerya geldi dünyaya.

12 Eylül günü sanırım adliye salonundaki az sayıda insanın unutamayacağı bir kare kazındı beynimize. Zerya jandarmaların arasından zar zor babasına ulaştırıldı, salonda bir bebek sesi; İso’nun kızının kokusunu yüreğine çekişi ve gözyaşı…

İddianamenin ne kadar absürd olduğu defalarca dile getirdik; deyin ki bu siyasi bir dava, evet. Ama ya daha babasının kokusunu tanımayan Zerya’ya çektirilen bu zulme ne diyeceğiz?

12 Eylül’den geriye iki tahliye kaldı, tahliyelerden biri de beklendiği üzere kendini bu davadan soyutlayan Çağdaş Ulus oldu. Şimdi 34’ü tutuklu 44 kişi yargılanmaya devam ediyor, tabi buna yargılanmak denilebilirse.

Bu hafta Silivri’de gazeteciler sizi bekliyor. Üstelik onlar da açlık grevlerine bu kadar sessiz kalınmasına dayanamayarak, 63 gündür açlık grevindeki arkadaşlarına destek için, bu sessizliğe bir ses olmak için açlık grevindeler…

Eğer, gerçekten ileri demokrasiye ve özel yetkili mahkemelerin ne kadar özel olduğuna şahit olmak istiyorsanız bu davayı kaçırmamalısınız.


Nebahat Kübra Akalın

Not: Bu dava nezdinde söylediğim pek çok şey Oda Tv davası için de geçerli. Gelin görün bu iki davada gazetecilik yargılansa da Oda Tv davasında gördüğümüz gazeteci abi ve ablalarımızın bir kısmını KCK Basın davasında göremiyoruz. KCK Basın davası; 12 ve 16 Kasım tarihleriarasında Silivri Cezaevi’nde, ODATv davası ise 16 Kasım’da Çağlayan Adliyesi’nde. Daha iddianameleriyle başlamadan çöken bu iki davaya da davetlisiniz.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.