Header Ads

Freud'u Baştan Yaratmak

- TÜLİN ER -
Dünya tarihinde, Freud kadar tartışma yaratan bir karakter olmamıştır herhalde. Bulgularının doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana, özel hayatından bilim adamlarıyla ilişkilerine kadar her şey didik didik incelenmiş, yazılmış çizilmiş olmasına rağmen ona olan hayranlığımız da küçümseyişimiz de hâlâ bir yere varabilmiş değil. Pek çok zihinsel ve fiziksel hastalığın tedavisi olacağına inandığı kokainin aynı zamanda kullanıcısı da olması belki tüm bu spekülasyonların kaynağı. Ne de olsa, çoğu cinselliğe bağlanan saptamaları pek çok insanı en büyük tabusuyla yüzleşmeye zorlamış, günah dolu olduğuna inanılan mahrem bir dünyanın kapılarını ardına dek açmıştı.

Freud bugün, onu öven ve yeren en hararetli tartışmaların ortasında kalmış görünüyor. Onu sevdiğimiz kadar ondan nefret de ediyoruz çünkü davranışlarımızın çoğunun kökeninde annemize ya da babamıza duyduğumuz cinsel arzu olduğunu söylüyor. Dünyanın çok hızlı bir dönüşümden geçtiği on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ile yirminci yüzyılın başında bunları dile getirebilmek büyük cesaret gerektirmiş olmalı. Aynı cesareti, altı çocuğunun en küçüğü olan Anna’yı analiz ederek de göstermiştir. Pek çok etik tartışmaya yol açan bu seanslardan sonra Anna da babasının izinden psikanaliz yolunda yürümeyi seçti ve özellikle çocuk psikolojisi alanında uzmanlaştı.

Yeni bir yayınevi olan Kolektif Kitap’ın ilk yayını olarak çıkan ve “Hayali Söyleşiler” dizisinin de ilk kitabı olan Freud, hakkında bu kadar çok konuşulan doktora bir konuşma hakkı vermek, onu anlamaya biraz daha yaklaşabilmek için yazılmış bir kitap. Bir sohbet havasında yazılmış olması kitabı sıradan bir inceleme olmanın ötesine taşıyıp biraz da kurgu lezzeti katarken, olası tüm tartışmalara da büyük bir cesaretle göğüs germeye hazır olduğunun işaretini veriyor. Ne de olsa yazar soruyor, Freud yanıtlıyor! D.M. Thomas, kitaba yazdığı giriş yazısında Freud’un, “Ben, mizacım gereği bir kâşiften, bir maceraperestten fazlası değilim” sözünü alıntılamakla onu tartışmasız seven ya da nefret edenlerin gözünde bu tartışmalı tarihi figürü biraz daha karmaşık bir aşamaya taşımış oluyor.


‘Çekirdek kompleksi’
Hayatın ve varlığın anlamını sorgulayıp duran insanoğluna verilebilecek yanıtın sınırlarına en yaklaşabilmiş isimlerden biridir Freud. Hastalarının hayatını nasıl didik didik ettiyse kendi hayatını da olabildiğince çıplaklıkla görmeye çalıştı. İlk kez 1910 yılında kullandığı “Oedipus Kompleksi” bugün hâlâ incelenen ve tartışılan bir kavram. Onun iddiasıyla tüm nevrozların “çekirdek kompleksi” olan Oedipus, Freud’a göre özünde biseksüel olan insanın çocukluk döneminde yaşadığı çalkantıların bir yansıması. Başarısızlık ve yoksullukla geçirdiği on yıllık bir dönemin ardından rüyalarını analiz etmeye karar veren Freud, babasıyla ilgili karışık rüyalar gördüğünü fark eder. O sıralarda yeni kaybettiği babasına dair gördüğü bu rüyalar ve annesiyle ilgili erotik bilincinin ortaya çıkması, mitolojideki bu hikâyenin insan ruhunda gerçekten bir yansıması olabileceğini düşündürür ona. Hastalarının ilerleyen yaşlardaki pek çok baştan çıkarılma fantezisinin temelinde de çocukken yaşadıkları bir taciz olduğunu söyleyen Freud, anne-babaya duyulan cinsel arzu gibi hazmı zor bir iddiayı sürdürebilmenin güçlüğü yüzünden bunu o dönemde bir süre rafa kaldırmak zorunda kalır.

Geçtiğimiz yüzyılın en az Freud kadar güçlü bir figürü olan Carl Jung’la ilişkisi de onun pek çok nevrozu cinselliğe bağlayan tutumu yüzünden bozulur. Freud kendi düşüncelerini sıklıkla ve büyük bir dürüstlükle değiştirebiliyordu ama öğrencilerinin sözünden çıkmasına tahammülü yoktu. Jung’un libidoyu bir tür belirsiz, psişik enerji diye tanımlaması Freud için bardağı taşıran son damla oldu. İlk başta çok güvendiği, vârisi gördüğü genç Jung’u bir kalemde sildi ve yoluna devam etti.


‘Hayali söyleşiler’ devam edecek
Bizde de pek çok kitabı yayınlanmış olan ünlü Maltalı doktor  ve yazar Edward de Bono Freud’a yazdığı önsözde şunları söylüyor: “Başlangıçta, işlerin nasıl düzenlendiğini izah eden büyü ve dindi, ardından bilim ve bilimin birbirinden bağımsız kuralları geldi ve bu iki alanın arasında bir yerlerde Freud vardı. Voltaire’in Tanrı için söylediğini, Freud için de söylemek mümkün: Eğer Freud olmasaydı, onu icat etmek gerekecekti.”

Freud, tamamen asimile olmasına, Yahudi dinini ve ritüellerini reddetmesine rağmen, son derece güçlü olan Yahudilik duygusunu asla yitirmedi. Evine genellikle Yahudi misafirlerin gelmesini tercih ediyordu. Uzun bir hayat süren annesi ömrü boyunca Yidişçe konuştu ve bu kadının Freud üzerinde güçlü bir etkisi oldu. İkinci Dünya Savaşı, pek çok Yahudi gibi onu da derinden etkiledi ve 1938’de tüm yerleşik düzenini bozup Avusturya’dan Londra’ya göç etmek zorunda kaldı. Hayatının sonuna dek de çalışmalarını burada sürdürdü.
Freud, on iki kısa söyleşiden oluşuyor. D.M. Thomas, daha önce başkahramanı Freud olan iki de roman yayımlamış. Bu bilim adamı konusunda hayli –belki biraz takıntı düzeyinde– donanımlı olan Thomas, biraz da yaşını başını almış olmanın verdiği cesaretle Freud konusunda özgürlük hakkını kullanmış ve ona kendisini “kendi ağzından” anlattırmış.

Kitap boyu sohbetlerin yanı sıra şarap içip puro da tüttüren ikili aslında başka bir boyutta konuşuyorlar sanki. Belki Freud buraya gelmedi de D.M. Thomas ona gitti; veya bir orta noktada buluştular, kimbilir!
D.M. Thomas’ın Freud kitabı, her şeyden önce iyi yapılandırılmış bir projenin ilk ayağı.

Bu ay “Hayali Söyleşiler” dizisinden yayımlanan bir diğer kitap ise Picasso. Yayınevinin programına göre, önümüzdeki ay Shakespeare ve Einstein kitapları da okurla buluşacak. “Hayali Söyleşiler” belki tartışmaya çok açık bir proje ama iyi tarafı da bu zaten. Tartışmanın olduğu yerde çok seslilik, çok sesliliğin olduğu yerde de bir ortak zemin oluşturabilme ihtimalinin arttığı düşünülürse “Hayali Söyleşiler”in son derece ufuk açıcı bir dizi olduğu söylenebilir.


Yeni bir yayınevi: Kolektif Kitap
Kitap yayımlamak, her şeyden önce gönül işi. Çok klişe bir söylem belki ama doğruluğunu ve geçerliliğini hâlâ koruyan bir klişe bu. Kolektif Kitap da böyle yeni kurulmuş yayınevlerinden. İlk kitaplarını geçtiğimiz günlerde yayınladılar. “Kolektif bilinç, kolektif hafıza, kolektif yaşam adına ‘Daha çok kitap!’” mottosuyla yola çıkan yayınevine biz de buradan bol şans diliyoruz.

 *radikal kitap

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.