Kağıtçının Ölümü
![]() |
| - Bahadır Altan - |
“Ne kahpe devrandı!”
Ve ne kadar da haklıydı!
Daha önceki yazılarımda Ali’den, atık kağıt işçilerinin örgütlenmesinden, çıkardıkları dergi Katık’tan söz etmiştim. Hatta, üç hafta önce “Tatil” başlıklı yazıda Beyoğlu’nun aşağı taraflarında bu sözcüğün uğramadığı yaşamları görmelisiniz diye yazmışım.
İsmail’i yeniden gördüğüm Tarlabaşı sokaklarını okurlarla paylaşacağım bir yazı hazırlıyordum. Kağıtçılarla söyleşilerimizde bütün enerjisi ve aceleci tavrıyla öne çıkıyordu İsmail. “Arabam benim tek varlığım, aslında arabam benim namusum, nasıl alırlar arabamı!” diyerek belediye zabıtalarına ateş püskürüyordu. Sonra da “Af edersin ağbi…” diyerek savurduğu küfürlerle anlatıyordu yaşadıklarını. Trakya şivesi ayrı bir vurgu yaratıyordu sesinde…
Geri dönüşümü yaşam haline getiren kağıtçıların, ekmeğini çöpten çıkartanların, yok sayılanların mücadelesinde dersler alınacak örnekleri vardı. Örgütleniyorlar, şimdi de derneğin bir şubesini Tarlabaşı’nda açıyorlardı. Dergiyi çıkaran, örgütlenmeyi başlatan Ali’nin adı bu yüzden “Katık Ali’ydi!” Katık Ali, geçen hafta telefonla haber vermeseydi yazım da böyle olmayacaktı:
“İsmail’i öldürdüler!”
Cihangir’de gece, yine elleriyle çektiği arabasının yanında kalleşçe bıçaklanmış yol kenarına atılmıştı. “Dört kişi olduğu belirlenen saldırganların ikisi aranıyor” diye aldık sonra haberi. “Dolapdere Tayfasından” diye tanımladılar zanlıları. Güçlü kuvvetli bedenini dört kişinin bile yaralanmadan yere yıkması kolay değil. O nedenle daha önce tartıştığı bir “depocunun” parmağı olabilirmiş. Cinayeti, yaşı küçük birisine yıkma çabaları varmış. Bunlar kuşkulu, ama kuşku duyulmayacak bir şey var ki, tek satır haber çıkmadı gazetelerde.
İsmail hiç yaşamamıştı ki!..
Çöpten kazanılan hayatların kaybedecekleri tek şey, kağıtları doldurdukları iki tekerlekli arabaları. Onu da zabıtalar gece yakaladıklarının elinden almaya çalışıyor. Demir çubuklarla dövülüp yaralananlar, öldürülenler var. Yaşamları bile “kabil-i sarf!” Kimi belediyeler bu insanları “Hırsızlıkla” suçluyor! Katığın son sayısında Can Baba “Çöpten alınan plastiğin hırsızlığı mı olurmuş!” diye isyan ediyor. Oluyor işte! İ. Melih Gökçek’ten sonra, Beyoğlu Belediyesi ve çöpü ihale ettiği şirketin adamları saldırıyor atık kağıt işçilerine. Çöpten doyup, çöpten giyinen insan sayısı sadece İstanbul’da on binin üzerinde. Utanması gereken onlar mı dersiniz?
Bu ölümden habersiz diğer tarafta yaşam devam ediyor. Pazar günü Bodrum-Londra uçuşunda kabin amirimiz yolcularımızdan 4 ve 6 yaşlarında iki çocuğun “uçuş defterini” getirdi kokpite… İngilizler kayıt tutmaya meraklılar. Çocukları için bir defter tutup yaptıkları bütün uçuşları buraya kaydediyor, bunları da kaptan’a imzalatarak belgeliyorlar. Çocuklardan biri bizimle uçtuğu bin 456 millik uçuşla birlikte, toplamda on bin millik bir mesafeyi uçakla kat etmiş oluyordu. Bu yüzden defterin ayrı bir sayfasındaki bölümü de onaylamamı istedi. Bu önemli bir aşama oluyor! Daha dört yaşında uçakla kat ettiği mesafe on bin deniz mili. Bu şirin çocukları uçakta satılan minik arabalardan hediye ederek “kutladık!” Mutlu bir şekilde aldıkları hediyeleri ellerinde sallayarak indiler uçaktan…
On bin mil yaklaşık 20 bin kilometre eder. Dönüş yolunda aklıma takılıyor:
Acaba bizim Kağıtçı İsmail
şehrin sokaklarında
sıcağında, karında
İngiliz bebenin dört yılda uçtuğu yirmi bin kilometre yolu
yürürdü kaç yılda?
Saatte ortalama iki kilometreden
dura dura çöp konteynırlarında
ve günde on beş saatten
otuzu devirirdi İsmail
uçakla da değil elbet,
İsmail, tabana kuvvet
yılda üç yüz günden.
dört yılda eder otuz altı bin
bayramı pazarı olmaz Kağıtçı İsmal’in
yani tur bindirmiş uçaktakilere
koşarken ölüme…
İsmail, İngiliz çocuğu geçti ama, Londra’dan dönüş yolu geçmek bilmedi nedense…

YORUM YAZIN