Header Ads

‘Ali İsmail Korkmaz Davası’nı Everest’in Tepesine Bile Götürseler Halk Peşinde Olacak’


Erdem Çakır / Ege News

Uluslararası Af Örgütü’nün düzenlediği ‘Adaletin Bu Mu Dünya’ paneli İzmir Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki engeller, cezasızlık ve polis şiddeti sorunlarının ele alındığı panele Gazeteci İsmail Saymaz, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yard.Doç.Dr Öznur Sevdiren, UAÖ Kampanyalar ve Savunuculuk Direktörü Ruhat Sena Akşener ve Gezi Direnişi sırasında polis ve esnaf tarafından linç edilerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Avukat Gürkan Korkmaz katıldı.

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar ve Savunuculuk Direktörü Ruhat Sena Akşener, panelin 10 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında gerçekleştirildiğini ve 2015 yılında ‘cezasızlık’ konusunun ana kampanya faaliyetlerinden biri olduğunu hatırlattı. Akşener, “Cezasızlık problemi Türkiye’de kronikleşmiş bir probleme dönüştü. Özellikle de polis şiddeti ya da devlet görevlilerinin cezasızlığı hakkında birçok olay yaşandı. Uluslararası Af Örgütü olarak ‘Gezi’ için 2 rapor hazırladık. Bu raporları hem veri hem vakalar açısından yaptık. Bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

‘Ali İsmail Davası’nı Everest’in tepesine bile götürseler halk peşinde olacak’

Av. Gürkan Korkmaz, kardeşinin linç edildiği o gecede olanlarla ilgili şu ayrıntıyı hatırlattı: “Ali İsmail’le samimiyetim abi-kardeş ilişkisinden çok baba-oğul ilişkisi gibiydi ama ben çocuk sahibi olmadan evlat acısı yaşadım maalesef. Allah kimseye yaşatmasın. Ali İsmail’in elinde hiçbir tehlike unsuru madde, silah, sopa, taş gibi bir şey yoktu ama olsaydı da bu olayı meşrulaştırmayacaktı. Bu ayrıntıyı orada Ali İsmail’in bir gezi eylemcisi olmayıp da sokaklarda yaşayan ya da bir düğün dönüşü evine giden, sigara içmek için kapının önüne çıkan, olaylarla tamamen alakası olmayan biri, sırf biber gazı görünce paniğe kapılıp evine koşan bir genç, bir kız, bir yaşlı da olabilirdi diye söylüyorum. Ali İsmail orada kendi düşüncesini ifade etmek isteyen bir genç olarak ya da böyle biri olma ihtimali olduğu için darp edildi.”

Polisin sildiği hatta bilirkişilerin bile silmeye çalıştığı görüntüleri yine de kurtardıklarını söyleyen Gürkan Korkmaz, “Daha sonra dava şehrin güvensiz olduğu gerekçesiyle Kayseri’ye taşındı. Yıldırılmak için uğraşılan bu davayı değil Erciyes’in eteklerine, Everest’in tepesine bile götürseler bu halk bu davanın peşinde. Sokakta görev yapan polisten savcısına, hastanedeki doktordan, delilleri toplayan bilirkişisine kadar orada ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen, anayasal hakkını kullanmak isteyen bir çocuğun katledilişine göz yummaya yönelik bir olaylar silsilesi ile karşılaştık. Korkmaz Ailesi olarak bizden bir kardeş aldılar ama binlerce evlat kardeş verdiler, bunu bilmiyorlar. Gerek bu dünyada, inanıyorlarsa diğer dünyada bu olayı yapanlar ve koruyanlar nasıl hesap verecek, nasıl rahat uyuyorlar?” diye konuştu.

‘Gezi’den çok önce yaygın ve sistematik olarak hayatımızda yer etmiş bir mesele bu’

Gezi Parkı'ndan sonra cezasızlık olgusunun gündemde daha çok yer edindiğini söyleyen Gazeteci İsmail Saymaz, “Ancak bu mesele Gezi Parkı’ndan çok önce yaygın ve sistematik olarak zaten bizim hayatımızda yer edinmiş bir meseleydi. Aslında bunun kadar, bundan belki de daha katmerli acıların topluma yaşatıldığı ve ödetildiği bir mesele bu” dedi.

Saymaz şöyle devam etti: “Gezi Parkı’na kadar ağır çekim bir şiddet söz konusuydu. Diyarbakır sokaklarında ya da Van’da, Batman’da, örneğin 2006 yılında 15 tane gerilla cenazesinin şehre getirildiği gün insanlar bu cenazeyi kaldırmak istedikleri anda 10 kişi öldü, bunlardan 4’ü çocuktu. Gezi Parkı’nda meydana gelen şiddet, aslında 2006-2007 yılında Kürdün suratında patlayan tokatın buradaki yansımasıdır. Ya da Festus Okey’in öldürüldüğü gün toplumun ağzını açmamasının karşılığıdır.

Siz eğer Festus Okey, karakolun 5. katında ensesine kurşun sıkılıp öldürüldüğünde susarsanız, Batmanlı Nezir Çelik, Tarlabaşı’nda dövülüp, bir yere atılıp dalağı alındığında ya da Ümraniye’de Alevi-Çingene bir yurttaşımız Mustafa Kürkçe cant çaldığı için üç karakol gezdirildikten sonra dayak yediği çok aşinayken tutuklanıp konduğu cezaevinde hayatını kaybederken siz susarsanız olacağı Gezi Parkı’dır.

Gezi Parkı’nda o öteden beri gelen ağır çekim şiddet gelecek sizin çocuklarınızı 1 haftalık süreçte birden bire bulacaktı. Çünkü toplum buna karşı duyarsızlaşmıştı. Çünkü toplum devletin şiddeti meşrulaştırma cihazlarına bir kere ikna olmuştu. Çünkü dövülmesi makbul ve makul insanlar vardı, Kürtler vardı ya da Çingeneler vardı, siyahlar vardı, öteden beri solcular vardı.

Siyasal temsilin ortadan kalktığı, bir parti içerisinde muhalefet etmenin anlamsızlaştığı, dernek ya da sendika üyesi olmanın tehlikeli hale geldiği, kırtasiye koluna üye olmanın bile terörist olmaya yettiği bir düzende insanların elbetteki temsili demokrasiden umudu kesip doğrudan sokağa çıkıp kendi kendini temsil etme iradesi ortaya çıkacaktır.

O ana kadar kapısının önüne polis uğramayanlar, polisin sadece Kürdün ya da suçu olanın kapısına gittiğini varsayan geniş bir kitle polisin şiddetiyle karşılaştı. İşte o an kritik bir andır. Ama o anda bile gene bu toplumun siyahları öldü, gene bu toplumun ezilenleri, gene bu toplumun itilmişleri hayatını kaybetti. Kader gene böyle işledi bu toplumda…”

“Berkin’in çocuk masumiyeti itibarsızlaştırılmak isteniyor”

Saymaz, Berkin Elvan ile ilgili ise “Erdoğan da sık sık Elvan’ın annesi aracılığı ile tüm topluma çocuklarınıza sahip çıkın mesajı iletiyor. Elvan’ın çocuk masumiyeti tüketilmek, itibarsızlaştırılmak isteniyor. Delillerin hepsi birden zaman içinde direne direne kazanıldı. Devlet resmen delilleri vermemek için çok uğraştı. Görüntü yok, mobese yok. Peki TOMA görüntünüz var mı denildiğinde görüntüler ortaya çıktı. Sormazsanız söylemeyecekler. Elvan’ın görüntülerine zorla ulaşıldı. 4 şüpheli var. Kim sorumlu halen bulunamadı. Kayda geçmesinde fayda var bu çocuk 16 kilo olarak öldü” dedi.

İsmail Saymaz, İzmir’de trafikte seyir halindeyken arkasından ateş edilmesi sonrası hayatını kaybeden Baran Tursun’u hatırlatarak, tıpkı Ali İsmail Vakfı gibi Baran Tursun Vakfı’nın kurulduğundan, Mehmet Tursun’un polis şiddetinden hayatını kaybedenlerin istatistiğini ve zaptını tutmaya başladığından bahsetti. O günden bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının 174’e ulaştığı bilgisini paylaşan Saymaz, evladını kaybetmiş bir babanın bütün insan hakları örgütlerinin önüne geçerek ve aslında devletin yapması gereken görevi üzerine alarak bu ülkede öldürülmüş çocukların hesabını tutarak yürüttüğü mücadelenin önemini vurguladı.

İsmail Saymaz sözlerine şöyle devam etti: “2007’de Polis ve Selahiyet Kanunu değiştirildiğinden bu yana, polise herkesin arkasından ateş etme yetkisi verdi. O günden bu yana zaten ağır çekim bir cinayet süreci işletilmeye başlandı. Aslında Gezi Parkı bütün bu süreçlerin hızlandırılmış hali. 2002-2006 arasında ortalama 15 ile 16 insanımız polis şiddetine kurban giderken, 2007’den sonra bu sayı 30’un üzerine çıkmaya başladı.

Gezi Parkı olayları nedeniyle hayatını kaybeden biri sonuçlanmış 4 tane dava var. Ali İsmail’in dövüldüğü gün 20 kişi daha dövüldü ve polise ‘sanayi sokakta gözaltı yapmayın, dağıtın’ emri verildi. Hukukta böyle bir şey yok. Polisin dövüp gönderme gibi bir yetkisi yok. Buna rağmen polise böyle bir talimat verildi ve tutuklanan polis Mevlüt Saldoğan ve arkadaşları girdikleri sokakta esnafla birlik olup eylemcileri dövdü. Ali İsmail Korkmaz da o sokakta darp edilerek ölüme gönderildi.”

Saymaz, davalar hakkında ise şöyle konuştu: “Devlet, kimliklere göre cezalandırma yapıyor. Bunun göz önünde bulundurulması gerek. Avukatların, davaları takip eden gazetecilerin, yargılamaların adaletle bitmesini sağlayacak kudrette olmaları, halkın adalet talebinde bulunması, davalarda gerçek adaletin sağlanmasına yardımcı olacaktır.”

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.