"Gezi'de Yaşanan Şiddet Birçok İnsanın Hayat Algısını Değiştirdi"
Söyleşi: Gülsünay Uysal
Ölmeyi tecrübe ettiğimiz Gezi bize unutmayı yasaklarken direnmeyi öğretti. Yolsuzluklarla mücadele ederken yeri geldi uzak kaldık hatıralardan. İşte tam da böyle zamanlar için bir kaynak doğdu. Adı: Bir Olmadan Biz Olmak. Gezi direnişçilerinin anılarıyla dolu olan bu kitap Yasemin Gülsüm Acar ve Melis Uluğ tarafından hazırlandı. Hadi gelin bu emeği, "Önemli olan Gezi’nin bizi nasıl değiştirdiğidir” diyen sosyal psikolog, akademisyen ve yazar Yasemin’den dinleyelim…
Öncelikle sana kimsin ve neden böyle bir çalışma içinde bulundun diye sormak isterim.
Ben sosyal psikolojik perspektifinden toplumsal hareketler üzere doktora yapıyorum. İstanbul’da yaşıyorum ve çalışıyorum. Bu çalışmayı arkadaşım ve meslektaşım Melis Uluğ ile beraber yürüttük. İkimiz farklı şehirlerde (ben İstanbul’da, Melis Ankara’da) eylemlere katıldık ve direnişe dair farklı gözlemlerimiz oldu. Kendi yaşadıklarımızı konuşurken, bir yandan da Gezi’deki kolektif eylemleri ve kimlik perspektifini tartışıyorduk. O noktada bu konuyla ilgili bir araştırma yapsak ve hem direnişçiler bize kendi hikayelerini anlatsalar, hem de her bir grubun neden orada olduğunu daha derin bir şekilde anlamaya çalışsak dedik. Bunun birbirimizi anlamak adına çok değerli bir bilgi kaynağı olduğunu düşünerek yola çıktık.
Bir sosyal psikolog olarak Gezi’yi nasıl okudun? Kitapta 'bu ağaç meselesi değildi' diye bir ibare var. Bu direnişi, yarattığı etkiyi, vardığı noktayı değerlendirebilir misin?
Sosyal psikolojik çerçeveden protestolarda algılanan adaletsizlik, etki hissi ve sosyal kimliğe dayanır. Sosyal psikoloji toplumdan daha çok bireye baktığı için, algı konusu çok önemli. Yani, ‘objektif’ bir şeyden ziyade, bir kişinin adaletsizlik algısı, kimlik algısı ve etki algısı odak noktasıdır. Bu çalışmada bir çok katılımcı adaletsizlikten ve özellikle de polis şiddetinden bahsetti. Bir çok kişi de bir üst kimlikten bahsetti (çapulcu olmak veya Gezi Ruhu) ve tabii ki birçok kişi için ilk defa devlete karşı ve devleti temsil eden polise karsı etkili olduğunu gördüler. Polisin Taksim’den çıkarılması ve uzun vadede Gezi’nin park kalması sokak mücadelesinin etkili olabileceğini gösterdi.
Kitapta derinlemesine mülakatlar yer alıyor, toplam kaç görüşme gerçekleştirildi ve bu kişilere nasıl ulaştınız?
Kitabımız 10 aylık bir çalışma sürecinin sonunda ortaya çıktı ve toplam 31 görüşmede 34 kişiyle konuştuk. Gezi direnişçilerinin kişisel olarak Gezi direnişi boyunca yaşadıklarını, hem kendilerini ait hissettikleri gruplar üzerine düşüncelerini hem de Gezi direnişindeki farklı gruplar üzerine düşüncelerini yansıtmaya çalıştık. Gezi’ye birçok grup katıldı ve hepsinin katkısı çok değerli tabii ki. Fakat bunların hepsini tanıtmak imkânsız olduğu için biz görünürleri yüksek olan grupları seçmeye çalıştık ve röportajlara tanıdıklarımızla başlayarak kartopu metodu uyguladık.
Bu görüşmecilerin özellikleri ya da aidiyetleri nelerdi? Bunu neye göre belirlediniz?
Alevi aktivistlerle, Anti-kapitalist Müslümanlarla, Devrimci Müslümanlarla, Feminist Kadınlarla, Kemalistlerle, Kürt aktivistlerle, LGBTİ aktivistleriyle, ülkücülerle, sosyalist partilerle, sendikalarla, Çarşı taraftarlarıyla ve Taksim Dayanışmasıyla görüştük. Katılımcıların yaşları 22 ila 63 arasında değişiyor. Bu katılımcıların büyük çoğunluğu üniversite mezunuydu. Aralarında doktora yapmış olanlar da vardı, hala yüksek lisans eğitimine devam edenler de. Üç katılımcımız üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını söyledi. Aynı zamanda lise mezunu katılımcılarımız da oldu. Cinsiyet açısından, röportajları yapmadan her ne kadar kadın-erkek sayısını eşit olarak belirlemeye çalıştıysak da röportajlar esnasında bazı durumlarda bu kuralı bir kenara bırakmak zorunda kaldık. Bu sebeple 34 katılımcıdan 26’sı erkek. Kadınların Gezi’deki rolünü düşününce bu durum kitabımız için belki de bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Bu mülakatların ortak çıktıları var mı? Kitapta vardır ama fikir vermesi açısından kısaca bahsetmen mümkün mü?
Gezi direnişine katılan grupların katılma sebepleri arasında ortak bir payda olduğunu söyleyebiliriz. Algılanan adaletsizlik bakımından oldukça örtüşen noktalar olduğundan bahsedebiliriz. Örneğin belli gruplar AKP'ye karşı, AKP'nin halkı yok sayan politikalarına karşı ve AKP'nin onlara başka bir yol bırakmamasından dolayı direnişe katılırken, belli gruplar ise devlet veya sistemin tümüne karşı sokağa çıkmışlardı. Yine birçoğu Gezi'deki polis şiddetine karşı direnişe destek vermişler. Polisin orantısız güç kullanması ya da kendi tanıdık çevrelerinden olan bir direnişçinin polis şiddeti dolayısıyla yaralanması sonucu direnişe destek vermeye başlamışlar. Son olarak da Gezi direnişi öncesi yaşanan olaylar sokağa çıkmalarında etkili olmuş. Örneğin, alkol yasakları, internet sansürlemeleri, kadın hakları ihlalleri, kadın cinayetleri, 1 Mayıs'taki yoğun gaz kullanımı ve tabii ki Reyhanlı patlaması. Fakat bu ortak noktalara rağmen her bir grubun ayrı ayrı katılma sebepleri de vardı. Kitabımızda bulunan röportajlarda her bir grup için önemli olan noktalar, algılanan haksızlıklar çok net bir şekilde ortaya kondu. Aynı zamanda hem gruplar için farklı sebepler, hem de örtüşen sebeplerle birçok grup Gezi direnişinde bir araya geldi. Yani bu durum bize gösteriyor ki amaçlar aynı olunca daha önce birbirine zıt olarak düşündüğümüz gruplar bile bir araya gelebiliyorlar ve gerekli olunca yan yana direnebiliyorlar.
Gezi’deki şiddeti okur musun? Maruz kalan kitle bunu nasıl aldı dünyasına ya da alamadı? Yani bu şiddet ne idi, nasıldı ve algımızda nasıl bir değişiklik yarattı?
Bence birçok insan için Gezi’de yaşanan şiddet hayat algılarını değiştiren bir şeydi. Protestolardaki şiddet sadece fiziksel değildi, aynı zamanda zihinsel ve duygusaldı. Medya üzerinden ve polisin varlığı bu şiddeti uyguladı. Birçok katılımcımız aktivist olduğu için bunlar yeni şeyler değildi, bir alışkanlık söz konusu. Ama birçok protestocu için böyle şeyler çok yeniydi. Örneğin bir zamanlar ‘liberal demokrat’ insanımız eylem haklarını polis tarafından koruduğunu düşünebilirdi, ama ilk defa devlet şiddetiyle karşı karşıya buldular kendilerini. Belki de ilk defa devlet şiddetine maruz kalanları – Türkiye’de özellikle Kürt ve Alevi halkları – düşünmeye başladılar. Tüm katılımcılar için böyle değildi tabi, ama aralarından bazılarının şiddeti hakkıyla aktarmayan medyaya, devletin kendisine ve kimin terörist olarak çağırılacağına izin veren devlete karşı yeni bir tavır oluşturduklarına inanıyorum.
Bu çalışmanın devamı gelecek mi?
Melis ile benim ortak ilgi alanımız olduğu için bu çalışmaların yakın zamanda bitmeyeceğini söyleyebilirim. Üzerine çalıştığımız yeni bir projemiz var, araştırmaya devam ediyoruz. Başladığım doktora tezim örgütlenmek ve politikleşen kimlikler üzerine odaklanıyor. Bu projede Gezi’ye birey olarak katılan ve daha sonra örgütlenen kişilerle görüşüyor; onların örgütlenme süresi ve örgütlenme nedenlerini konuşuyoruz.
Bence Gezi niye başladı değil, Gezi bizi nasıl değiştirdi sorusu daha önemlidir. Gezi patlama noktası diyen çok kişi vardı, ben de bir şekilde bu söyleme katılıyorum. Ama bu ‘patlama noktası’nı nasıl değerlendireceğiz sorusundan ziyade, daha öncede bahsettigim gibi, kişisel değişimleri nasıl değerlendireceğiz sorusu daha önemlidir. Gezi birçok değişiklik getirdi mesela Türkiye’nin doğusunda aşina olunan devlet şiddetiyle batısını da tanıştırdı. Daha önce söylenegelen ‘apolitik’ kuşak söylemini altüst etti ve farklı kitlelerin birlikte durabiliceğini gösterdi. Kişisel değişimlerin toplumu etkileyebileceğini gördük, biliyoruz. Peki, şimdi ne olacak ve ne yapacağız? Hem akademik olarak hem kişisel olarak ilgimi çeken soru budur.
YORUM YAZIN