Header Ads

Cumartesi Anneleri'nin 500. Buluşması: Evlatlarına Kavuşamadan Göçüp Gittiler


Arzu Demir/etha

Hasan Ocak'ın ailesi ve yoldaşlarının, "Sağ aldınız, sağ istiyoruz" sloganıyla başlattığı gözaltında kayıplara karşı mücadele 20 yıldır sürürken, kayıpların bulunması, faillerin cezalandırılması için Galatasaray'da yapılan Cumartesi eylemi 500. haftada.

500 haftada aileler dayanışmadan devlet şiddetine kadar onlarca şey yaşadı. En ağır basan duygu ise, evlatlarına kavuşamamanın acısı oldu. Anne ve babalar ile çocuklara torunlar katılırken, aradan sessizce ayrılanlar da oldu.

Asiye Doğan, Ramazan Doğan, Kemalettin Eren ve Berfo Kırbayır, devletin kaybettiği çocuklarına ait bir mezar taşına bile sarılamamanın acısıyla hayata veda etti. İçlerindeki tek 'şanslı' Baba Ocak oldu; oğlu Hasan'a ait bir mezar taşına sarılabildi ölmeden önce.

Karayolları'ndan işçi emeklisi olan Baba Ocak, 69 yaşında hayata veda etti. Hayatının son altı yılını oğlu Hasan için yaşadı.

Oğlu Hasan, 21 Mart 1995'de gözaltına alındığında, Baba Ocak; eşi Emine Ocak ve çocuklarıyla birlikte yollara düştü. Hasan Ocak'ın gözaltına alınmasından 55 gün sonra, onu Kimsesizler Mezarlığı'nda buldu. Hasan'ın işkenceyle öldürülen bedeni, Beykoz ormanların atılmış, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'na gömülmüştü.

Baba Ocak, oğlunun cansız bedenine kavuştuktan sonra da sokakları terk etmedi. Bu kez diğer kayıplar için mücadele etti, ta ki hayata veda ettiği 29 Haziran 2001 tarihine kadar...

'DEVLETTEN DAVACIYIM, ÇOCUĞUMU İSTİYORUM'

Baba Ocak, oğlunun mezarına kavuştu. Ancak mezarsız gidenler de oldu.
Oğlu Seyhan'ı en son 29 Ekim 1995 gecesi evinden alınıp Dargeçit Tabur Komutanlığı'na götürülürken gören anne Asiye Doğan, 31 Ekim 2000 tarihinde yaşamını yitirdi.

Asiye anne, 13 yaşındaki Seyhan gözaltına alındığı andan itibaren onu bulma umudunu hiç kaybetmedi. Her gün tabura gitti, "Çocuklarım nerede?" diye sordu. Askerler birkaç gün sonra 9 yaşındaki Hazni'yi serbest bıraktı. Ağabeyi Seyhan'ın gördüğü işkencelere tanık olan Hazni, bütün gördüklerini ailesine anlattı.

Asiye Doğan vazgeçmedi, savcılıklara dilekçeler verdi. Her başvurunun ardından da gözaltına alındı, sorgulandı, oğlunu aramaktan vazgeçmesi istendi. Sesini duyurabilmek için her yolu denedi ve bir gün MED TV'ye çıktı, "Ben devletten davacıyım, çocuğumu istiyorum" dedi. Ardından ertesi gün ortadan kayboldu, 11 gün sonra bulundu. Çok ağır işkencelerden geçirilmiş ve oğlu gibi kaybedilmek istenmişti. Yaşadığı işkenceleri anlatmayan anne, İstanbul'a geldiğinde bu kez Cumartesi Annelerine katıldı. Hayata veda ettiği güne kadar da Cumartesi Meydanı'nı boş bırakmadı.

'BEN OĞLUMUN KEMİKLERİNİ ARIYORUM'

Seyhan'ın babası Ramazan Doğan da, 25 Ağustos 2010 tarihinde geçirdiği kalp krizi ile hayata veda etti.

Asiye annenin ölümünün ardından Seyhan'ı bulma mücadelesinin başına Baba Ramazan Doğan geçti. Baba Doğan, düzenli olarak Cumartesi eylemlerine oğlu Seyhan'ın fotoğrafı ile geldi.

Baba Doğan, kayıp yakınlarıyla ilgili olarak "Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor" diyen Başbakan Erdoğan'a şöyle seslenmişti:

"Ben Ramazan Doğan gözaltında kaybedilen Seyhan Doğan'ın babasıyım.
29 Ekim 1995'te, gece saat 03:00 sıralarında, Mardin Dargeçit'teki evimize askerler tarafından düzenlenen baskın esnasında 13 yaşındaki oğlum Seyhan Doğan, 9 yaşındaki kardeşi Hazni ile birlikte gözaltına alındı. Olayın hemen ardından eşim Asiye Doğan, Dargeçit'deki tabura giderek 'Çocuklarım nerede?' diye sordu. 'Merak etme, gelirler' diye cevap verdiler. Eşim ertesi gün tekrar tabura gitti, bu sefer 'Senin çocuklarını bıraktık, eve gittiler, bir daha gelme' dediler. Birkaç gün sonra 9 yaşındaki oğlum Hazni'yi serbest bıraktılar. Hazni bütün olanları bize anlattı. Çocuklara işkence yapmışlar, Filistin askısına asmışlar. Ama Seyhan'dan bir daha haber alamadık. Annesi her gün Seyhan'ı soruyor, dilekçeler veriyordu. Aramaktan vazgeçmeyince onu da gözaltına aldılar. 11 gün kendisinden haber alamadık. Gözaltındayken ağır işkence gördü ve sağlığı bozuldu. 'Seyhan' diye diye öldü. Eskiden Galatasaray'a o gelirdi. Şimdi onun yerine ben geliyorum.

Bizim bilgimiz dışında nüfus kütüğümüze Seyhan'ın öldüğünü yazmışlar. Başbakan bizi suçlayacağına bu kaydı düşenleri araştırsın. Benim oğlum daha çocuktu; onu benim kucağımdan alıp götürdüler. Başbakan ne yaptığımı bilmiyorsa söyleyeyim, ben oğlumun kemiklerini arıyorum."

'ARTIK BİR MEZARIMIZ VAR, BABAMIN MEZARI'

Seyhan Doğan'ın babası Ramazan Doğan'ın ardından Hayrettin Eren'in babası Kemalettin Eren de, sarılacak bir mezar taşı bulamadan 24 Ocak 2012 tarihinde hayata veda etti.

Hayrettin Eren, 21 Kasım 1980'den beri kayıp. Eren, arkadaşı Ahmet Öztürk ile buluşmaya gittiği İstanbul Saraçhane'de gözaltına alınarak Karagümrük Karakolu'na götürüldü.

Anne Elmas Eren, haberi alır almaz karakola gitti ve gözaltı kayıt defterinde oğlunun adını gördü. Karakoldakiler, Hayrettin Eren'i Gayrettepe'deki Siyasi Şube'ye götürdüklerini söylediler. Şubeye giden annesi, oğlunun gözaltına alınırken kullandığı babasına ait otomobili şubenin bahçesinde gördü; ancak aldığı yanıt "Gözaltında böyle biri yok" oldu.

Birlikte gözaltına alındığı arkadaşı Ahmet Öztürk, "Tanığım; onu hem karakolda hem de siyasi şubede gördüm" dedi ama hiçbir işe yaramadı. Çünkü savcı aileye, "Size inanıyorum ama bu davayı açarsam meslek hayatım biter" dedi.

31 yıldır oğlunun akıbetini öğrenmek için Cumartesi eylemlerine katılan Hayrettin Eren'in kardeşi İkbal Eren, son Cumartesi eyleminde yaşadıkları acıyı şöyle anlatmıştı: "31 yıldır bir mezarımızın olmadığını söylüyoruz. Babam da bir mezar için burada oturdu. Artık bir mezarımız var. Ancak o da babamın mezarı. Abimin mezarı hala yok. Başka ne diyebilirim ki!"

ERDOĞAN SÖZ VERDİ, TUTMADI

Ankara'da görülen 12 Eylül duruşmasına ambulansla gelerek, "Kenan Evren'den ölene kadar davacıyım. Burada olsaydı yüzüne tükürecektim" diyen Berfo Kırbayır ise 21 Şubat 2013 tarihinde hayata veda etti. Bir asrı geçen Berfo Anne de, ömrünün 23 yılını, 13 Eylül 1980 tarihinde gözaltına alınıp işkenceyle öldürülen oğlu Cemil'i aramakla geçirdi. Hayata veda ederken de son sözü, "'Allah'ım yardım et, kavuştur oğlumun kemiklerine beni' oldu.

Cemil Kırbayır, devletin resmen, "İşkenceyle öldürüldü ve cesedi kaybedildi" dediği kayıplardan biri oldu. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, hazırladığı bir raporda, işkenceyle ölümü kabul etti ve özür diledi. Ardından Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe toplantısında, Cemil'in bulunacağı sözünü verdi. Ancak bu söz tutulmadığı için Berfo Ana, "Cemil'im" diyerek hayata veda etti.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.