Nıvart Bakırcıoğlu: "Bizim Niye Aile Albümümüz Yok?"
Nıvart Bakırcıoğlu, neden 25 yaşından sonra ancak kendi dilinde bir isim alabildi ve kendi dilini 25 yaşından sonra öğrenmeye başladı? Neden daha 9 yaşındayken Hristiyan olduğunu ispatlamak zorunda kaldı? Oğlunun Ermeni olduğunu kabul ettirebilmek için neden o kadar uğraşması gerekti? Neden komşularıyla kahve içemedi? Kültürünü çocuk yaşlardan itibaren yaşayarak öğrenmek varken, neden gazete sayfalarından okudu? Neden atalarının kim olduğunu bilmiyor? Neden aile albümleri yok?
Nıvart Bakırcıoğlu, Adıyamanlı Bakırcıyan ailesinin bir ferdi. Dedesi Serkis Bakırcıyan, 1915'i 9 yaşında yaşadı. Tüm ailesi katledilen Serkis, bir Kürt ağanın himayesi altına alınarak hayatta kalabildi. Ancak artık Ermeni olarak yaşayamazdı. İsmi Süleyman Bakırcıoğlu oldu ve Müslümanlaştırıldı. Çobanlık yaptı. Evlilik yaşı geldiği zaman da kendisiyle aynı kaderi paylaşan kimsesiz bir Süryani kızla evlendirildi.
Nıvart Bakırcıoğlu ise İskenderun'da doğdu. Bakırcıoğlu, "Kimliğimi, inancımı bilerek büyüdüm" diyor ve kendisini pek çok Ermeni'ye göre şanslı hissediyor. Çünkü babası, iş için Mardin'e göç ettiğinde, orada Hristiyan olduğunu anlıyor. Sonra da ne Ermeni kimliklerini ne de inançlarını gizliyorlar. Bakırcıoğlu, şöyle diyor: "Babam bana şunu öğretti: 'Bilsen ki kafanı koparacaklar, asla kimliğini inkar etmeyeceksin.' Ve ben hala hiç korkmadan her yerde Ermeniyim diyebiliyorum."
Ancak anne ve babasının bütün çocuklarına Türk isimleri koyduğunu, ismini ancak İstanbul'a geldiğinde değiştirebildiğini söyleyen Bakırcıoğlu, "Bizim böyle bir gerçeğimiz var" diyor, "Anadolu'da yaşayan bütün Ermeniler Türk ismi takar. Daha rahat, dışlanmadan yaşayabilmek için."
'ASLINDA BEN BUYUM'Nıvar ve kardeşleri, Türk isminin yanı sıra Türk-İslam senteziyle eğitim görmüş. Türk okullarında özellikle din ve tarih derslerini soruyorum. "İskenderun'da daha şanslıydık. Çünkü orada Hristiyan nüfus fazlaydı" diyor Bakırcıoğlu. Hristiyan çocuklar, dilekçe vererek din derslerinden muaf tutuluyormuş. Ancak bu muafiyeti sağlamak Nıvar Bakırcıoğlu için kolay olmamış. 3. sınıfta yaşadığı o günü şöyle anlatıyor: "Öğretmen kimliğimi getirmemi istedi. Ertesi gün kimliğimi getireceğim ama bütün kardeşlerim, annemin babamın kimliğinde din hanesinde 'Ermeni' yazıyor. Benimkinde 'İslam' yazıyor. Adıyaman Gerger'de kimlik çıkarılırken memur, el alışkanlığı ile benimkine İslam yazmış. Amcam da fark ediyor ama itiraz etmeye çekiniyor. Ablamınkini de götürüyorum, 'işte bakın öğretmenim benimkinde böyle yazıyor ama aslında anne babamın kardeşleriminkinde böyle yazıyor. Aslında ben bu değilim, buyum.' 8-9 yaşlarındaki bir kız çocuğu... Bu hayatımda unutamadığım bir sahnedir."
DEVLET ÇOCUKLARA NEFRETİ ÖĞRETTİAncak o günden sonra Hristiyan olduğu anlaşılınca arkadaşları tarafından dışlandığını anlatan Bakırcıoğlu, çocukların nefreti bilemeyeceğini belirterek, bunu devletin halkları düşmanlaştırma politikasına bağlıyor.
Dışlanma, Bakırcıoğlu'nun gençlik yıllarında da sürmüş. Komşularıyla ilişki kuramadıklarını anlatan Bakırcıoğlu, "Bizim hiç Ermeni komşumuz olmadı, Ermeni arkadaşlarımız olmadı. Biz hep tek başımıza yaşadık. Bu yeri doldurulamayacak bir boşluk. Hep özenirdik İstanbul'da toplu halde yaşıyorlar, Ermeni komşuları var, birbirlerine kahve içmeye gidiyorlar... Bunlar bizim için ulaşılmaz bir hayal gibiydi. Komşularımız bizimle öyle ilişki kurmadılar. Hep ötekileştirme, dışlama... Bizden nefret ettiklerini hissederdik" diyor.
'BİZ AŞIK OLAMADIK'Bakırcıoğlu, aşık bile olamadıklarını söylüyor: "Evliliklerimiz bile trajedi. Bir kere eş seçme hakkımız elimizden alındı. Mesela Türkler, karşı komşuları veya okul arkadaşıyla çok rahat evlilik yapabilir. Biz Ermeniler kesinlikle Türklerle evlilik yapmayız. Ailemiz de buna müsaade etmez. Biz aşık olamadık, aşk yaşayamadık." Bakırcıoğlu, soykırım olmasaydı durumun böyle olmayacağını da ekliyor.
KABUS DEĞİL GERÇEKNıvart Bakırcıoğlu, soykırım gerçeği ile 11 yaşında tanışmış. Annesi, ablası ile Nıvart'ı karşısına alarak, 1915'de yaşananları anlatmış. "Ben zannettim ki annem bana gördüğü bir kabusu anlatıyor. Çocuk aklımla öyle düşündüm" diyor. Bütün Ermenilerin bu gerçek hikayelerle büyüdüğünü anlatıyor: "Bunlar konuşuluyor. Bazı gerçekleri biliyoruz ama hep üzeri örtülüyor. Çünkü can korkusu var, yine aynı şeyleri yaşar mıyız korkusu var."
'BİZİM NİYE AİLE ALBÜMÜMÜZ YOK?'Bakırcıoğlu, üzerinden neredeyse 100 yıl geçmesine rağmen kapanmayan yarayı şöyle anlatıyor: "Bir kere benim adım niye Nıvart değil de Nurten oldu? Biz niye Ermeniceyi bilmiyoruz? En önemlisi niye bizim aile albümümüz yok? Bizim başkaları gibi nenemizin nenesinin, dedelerimizin resimleri yok. Bizim asla aile albümüz olmadı. Benin babaannem kimsesiz bir Süryani kızıydı. Babaannemin akrabaları kimdi? Atalarımıza ne oldu, niye yoklar? Biz bunların etkisini hala yaşıyoruz. 25 yaşından sonra İstanbul'a gelince Nıvar olabiliyorum, Ermenice'yi öğrenebiliyorum. Öğrensem bile konuşacak ortamımız yok."
İlkokuldayken bir 23 Nisan kutlaması için İskenderun'un Belen ilçesine gittiklerini ve gözünün yıkık bir yapıya takıldığını anlatan Bakırcıoğlu, çandan oranın bir kilise olduğunu anlamış. O günden 35 sene sonra, bir facebook sayfasından Belen'deki o yıkık yapının bir kilise olduğunu, hemen yanında da binlerce öğrencisi olan bir bölge Ermeni okulu olduğunu öğrenmiş. O günkü gibi duygulanıyor Bakırcıoğlu. "Ben yıllar sonra, o hayalimin üzerinden oranın tarihini öğrendim. Çok acı duydum, ağlamaya başladım. Orada benim atalarım yaşadı."
AGOS HAYATINI DEĞİŞTİRDİKendi kültürlerini de yaşayarak değil, Agos'tan öğrendiğini ifade eden Bakırcıoğlu, pek çok şeyi ablasını ziyaret için İstanbul'a geldiği zaman öğrenmiş: "Ermeni okulu olduğunu, toplu halde yaşadıklarını, bir kültürümüz olduğunu öğrendim. Biz bunlardan bihaberdik. Bizim bir Ermeni gazetemiz varmış. Abone oldum Agos'a. Haftalık İskenderun'a geliyordu. Annem o zaman korkuyordu, 'kızım bu Ermeni gazetesini alma, başımıza iş açacak.' Agos benim hayatımda o kadar çok şey değiştirdi ki. Hrant'ın en son sayfada altta yazıları vardı, çok büyük keyifle yıllarca takip ettim. Ermenice öğrenmeye başladım. Bizim geleneklerimiz varmış, yılbaşında ağaç süslenirmiş, Paskalya'da yumurta ağaçlar yapılırmış, evler süslenirmiş, likör çikolata ikram edilirmiş... Bunların hepsini Agos sayesinde öğrendim. Çok keyifle, bir tane satırını atlamadan okurdum."
HRANT, DİNMEYEN ACISöz Hrant Dink'e gelince ise konuşamıyor: "Ben Hrant'la tanışamadım. Yıllarca yazılarını okudum. Onun dünyasına, yüreğinin güzelliğine tanık oldum. Katledildiğinde benim evimden cenaze çıktı. Tarifsiz bir acıydı, hala yüreğimde bir acıdır...."
Agos'la birlikte İstanbul'da yeni bir hayat kurmaya karar veren Bakırcıoğlu, oğlunu da Ermeni okulunda okutabilmek için İstanbul'a yerleştiğini anlatıyor. Oğlunun kendi kimliğiyle büyümesi hayatının tek amacı olmuş. Bu hayalini gerçekleştirirken, kendi hayatı için kurduğu hayalleri İstanbul'da da bulamamış: "Benim aslında kimlik arayışım, benlik arayışım... Çok farklı yerlerde yaşadım, Adıyaman'da, Almanya'da, İstanbul'da... Bir şeyler arıyorum ama ne arıyorum. Hep bir şey eksik içimde. İsimlendiremiyorum bile."
OĞLUNUN ERMENİ OLDUĞUNU KANITLAMAK ZORUNDA KALDIOğlu ile ilgili hayalini gerçekleştirirken, yaşadığı zorlukları da anlatan Bakırcıoğlu, şöyle dedi: "Devlet binbir türlü problem çıkardı. Birinci sınıfın ikinci dönemi Eminönü Milli Eğitim Müdürlüğü'nden 'Fırat Bakırcıoğlu'nu 12 yerden araştırdık, Müslüman kökenli olduğunu tespit ettik. İkinci dönemde resmi Türk okuluna kaydının yapılması' diye bir yazı geldi. Kütüğümüzü çıkararak Ermeniliğimizi kanıtladık. Tabi 6 ay sürdü. Liseye kaydını yaparken de yine Ermeniliğimizi kanıtlamak zorunda kaldık. 'Belki yıldırırız Ermeni okulunda okumaktan vazgeçer' diye düşünülüyor."
Bakırcıoğlu, korkunun Ermenilerin siyasete katılmasının önünde de engel olduğuna dikkat çekiyor: "Mesela her 24 Nisan geldiğinde biz çok sıkıntı yaşıyoruz, çok sancılı bir dönem oluyor. Hem çok üzülüyoruz, o günleri tekrar tekrar yaşıyoruz. Bundan 10 yıl öncesinde Hrant Dink televizyonlara çıkardı. O kadar rahatsız oluyorduk ki... Aman gündeme gelmeyelim, oklar bizim üzerimize çevrilmesin... Hrant'ı bunun için bedel verdik. Siyasete katılamıyoruz. Belki bu anlamda ben Cumhuriyet tarihinde ilk defa belediye başkan adayı oldum. Biz bir yerden başlamalıyız, temsiliyetimiz, varlığımız için biz de varız demeliyiz. Ben muhalif sosyalist bir partiden aday oldum. Kendi kimliğimle, kültürümle, inancımla var olabildiğim yer HDP oldu."
Ermeni soykırımı tanınıp, özür dilenmesi ve maddi manevi tüm zararın karşılanması durumunda içindeki boşluğun kapanıp kapanmayacağı sorulduğunda ise Bakırcıoğlu, şöyle yanıt veriyor: "Bunların hesi yapılsa bile ölenlerimizin hiçbiri geri gelmeyecek. O yaşadığımız acı telafi edilemez. Ama kabul edilmediği sürece içimizdeki acı dinmeyecek. Ancak suçunu kabul ederse biz de rahatlayacağız. Biz bu ülkenin gerçeğiyiz. Hep birlikte eşit, özgürce, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Kimse ötekileştirilmeden, kendini saklama gereği duymadan yaşasın istiyoruz."
Derya Okatan/ETHA

YORUM YAZIN