Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (18 Şubat 2014)


İngiltere Basını
Financial Times bugün Türkiye'de parlamentoda kabul edilen yeni Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yasa tasarısıyla ilgili bir habere ve Fethullah Gülen Cemaati hakkındaki bir yoruma yer veriyor.

Gazetenin İstanbul Muhabiri Daniel Dombey ve Brüksel Muhabiri Christian Oliver'in ortaklaşa kaleme aldığı haberin başlığı "Yasa yargının altını oyduğu için eleştiriliyor" şeklinde.

Haberde hükümetin yargı sistemi üzerindeki kontrolünü sıkılaştıran yasayı eleştirenlerin hukukun üstünlüğünü tehlikeye attığını söylediği, Ankara'nın da bu önlemi almaktan başka seçeneği olmadığını savunduğu vurgulanıyor.

Çoğu avukatın ve hukuk uzmanının tasarının HSYK'daki üst düzey yetkilileri görevden alarak ve Adalet Bakanlığına bağlı bir hale getirerek çok ileri gidildiğini düşündüğü de söyleniyor.

'Bağımsız yargınız yoksa, hiçbir şeyiniz yoktur'
Haberde görüşlerine yer verilen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, "Adalet bakanına bu kadar büyük yetkiler verilmesi, hukukun üstünlüğü veya bağımsız yargıyla açıklanamaz. Bağımsız yargınız yoksa hiçbir şeyiniz yoktur" diyor.

Haber şöyle devam ediyor;

"Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni yasayı yargıda ve savcılıklardaki düşmanları tarafından oynanan oyunu bozmak için gerektiğini söylüyor ve çok sayıda hükümetle bağlantılı isim hakkında yürütülen bir yolsuzluk soruşturmasını darbe girişimi olarak tanımlıyor. Erdoğan'ın bir zamanlar müttefiki, şimdiyse amansız düşmanı olan Fethullah Gülen'in takipçilerinin devlet kurumlarında olduğu farz edilen varlıklarını kast ederek 'Devlet içinde devlet kabul etmek mümkün değil' dedi."

Avrupa Komisyonu Sözcüsü'nün hızlı bir kınama mesajı yayımlamamakta dikkatli davrandığını belirten gazete, buna karşın komisyonun yasa tasarısının daha önceki haline karşı çıkan üç mektup gönderdiğini hatırlatıyor.

Avrupa'nın ikilemi
"Türkiye'nin daha da otoriterleşmeye doğru gittiği kaygıları karşısında Avrupa Birliği bir ikilem yaşıyor" diyen Financial Times bu ikilemi şöyle açıklıyor;

"İngiltere gibi bazı ülkeler Türkiye'nin büyük ölçüde duran katılım müzakerelerinin hızlandırılmasının, ilişkileri azaltma yönündeki herhangi bir tehditten daha çok reforma hizmet edeceğini söylüyor. Avrupa Birliği bir AB üyesi olan Kıbrıs'taki bölünmeye son vermek için de Türkiye'nin işbirliğini arıyor. Ancak Türkiye'nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, bazı son dakika değişikliklerine karşın Twitter'da yasanın 'yargı bağımsızlığında gerileme' olduğunu yazdı."

'Gül'ün vetosu düşük ihtimal'
Financial Times, başta sunulana kıyasla yapılan çeşitli çeşitli değişikliklerin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün vetosunu daha az olası hale getirdiğini söyleyen gazete habere şöyle son veriyor;

"Gül ya başbakan, ya da bir dönem daha cumhurbaşkanı olarak gelecekte bir göreve seçilme umudu taşıyor. Tasarıyı engelleme yönündeki her hamlesi, kendisini Erdoğan'la birlikte kurdukları iktidardaki AKP sıralarından gelen hıyanet suçlamalarına açık bir hale getirir. Ana muhalefet partisiyse Gül'ün olası imzasından önce bile tasarıyı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağını söylüyor."

'Gülen Cemaati zorlu düşman'
Financial Times, yorum sayfalarında da Fethullah Gülen Cemaati'nin ele alındığı bir makale dikkat çekiyor. "Gülen'in müphem ağı zorlu bir düşman" başlıklı makalenin yazarı Londra'daki King's College'ın öğretim üyelerinden Bill Park.

Park 17 Aralık operasyonlarının ülkede "ağır bir siyasi krize yol açtığını söylerken, Başbakan Erdoğan'ın hükümetini devirmeye kararlı polis memurları, avukatlar ve yetkililerden oluşan 'paralel yapıya' karşı" savaş açtığını hatırlatıyor. Park şöyle devam ediyor;

"Paralel devlet tanımıyla 1998'den beri kendi isteğiyle Pennsylvania'daki uzak bir çiftlikte sürgün hayatı yaşayan karizmatik din adamı Fethullah Gülen'e bağlı olduğu iddia edilen geniş bir kişi ve kurumlar ağı kast ediliyor. Takipçilerinin polis ve yargıda derin bir kök saldığına inanılıyor. Krizin patlamasında bu yana bu kurumların binlerce üyesinin ya görev yeri değiştirildi ya da görevden alındılar. Haftasonu parlamentodan geçen tasarı cumhurbaşkanı tarafından imzalanırsa, hükümete yargı üzerinde daha fazla denetim sağlayacak."

'Zayıf, uydurma kanıtlar'
"Türkiye'de yaşanan siyasi ve bürokratik savaşın önemli bir yanının da Erdoğan'ın 'ılımlı İslamcı' hükümetinin Gülen'in benzer düşüncedeki topluluğuna geçmişte bir düşman değil, dost olarak davranması olduğunu" söyleyen Bill Park, bazı AKP milletvekillerinin Gülen cemaatine sempati duyduğunu vurguluyor. Bill Park şöyle devam ediyor;

"Erdoğan hükümeti, sözümona laik 'derin devletin' üyelerini darbe girişimi ve diğer suçlardan yargılarken Gülen'in şebekesiyle işbirliği yaptı. Bu, aralarında eski bir genelkurmay başkanının da bulunduğu yüzlerce subayın zayıf ve hatta uydurma kanıtlarla hapse atılmasına yol açtı. Bu soruşturmaların göze çarpan bir özelliği olan yasadışı dinlemeler ve esrarengiz ihbarlar şimdi Erdoğan'ın eski müttefiklerine karşı dönüyor. Gülen'in suçlamalara konu olabilecek telefon konuşmaları ortalıkta. Erdoğan'ın ailesi de aynı şekilde karalanıyor. İki taraf da birbirlerine şüpheli mali işler ve diğer zararlı davranışlarla ilgili iddialar yöneltiyorlar"

'Gülen'in imparatorluğu'
Bill Park Gülen'in eğitim, hayır, medya ve iş imparatorluğunun 1960'larda bir dini okullar ağı olarak başladığını ve şu anda yüzlerce okul ve üniversiteyi kapsadığını söylüyor. Gülen okullarının mezunlarında kendilerine özgü bir "zariflik, nezaket ve homojenlik" olduğunu söyleyen Park, Gülen'in ılımlı bir İslam'dan yana olduğunu vurguluyor. Yazar şöyle devam ediyor;

"Teröre karşı, hoşgörü ve dinler arası diyalog vaaz ediyor. Demokrasiyi, serbest piyasayı ve Türkiye'nin Batı'yla ittifak kurmasını destekliyor. Ankara'nın İsrail'le sürtüşmesi sırasında ve hükümetin Suriye muhalefetindeki şiddet yanlısı unsurlara aktif destek vermesini hükümeti açıkça eleştirmişti. Gülenci eğitim kurumları önce Türkiye dışında da kuruldu. Orta Asya cumhuriyetleri, Balkanlar ve Kafkasya'da ve Batı Avrupa'daki Türk toplulukları için okullar açıldı. Dini eğitimden çok, sıkı çalışma, disiplin, saygı ve eğitimde başarıya odaklandılar. Asya'dan Sahra altı Afrika'ya farklı topluluklara hizmet ettiler ve en kayda değeri de ABD'de yüzlerce okulun büyük çoğunluğu Müslüman olmayanlara hizmet vermesi"

'Kolay yenilmeyecekler'
Ancak Bill Park, Gülen hareketinin "milyonlarca taraftarının bulunduğu Türkiye'de dinin ve eğitimin ötesine uzandığını vurguluyor;

"Gülen'in talebeleri polis memuru, yargıç, öğretmen, siyasetçi, gazeteci, bürokrat ve hatta subay olarak varlıklarına ek olarak önde gelen medya kuruluşları, bir işadamları birliği, hastaneler, klinikler, oteller, hayır kurumları ve bankalar kurdular. Hareketin geniş bir alana yayılan çıkarları düşmanlarına uzun bir hedef listesi sunuyor. Geçen ay Gülen ağıyla bağlantılı Bank Asya'dan hükümet yanlılarının öncülüğünde büyük paralar çekildi. Pek çok Gülenci hareketle ilişkilerini ve onları birbirine bağlayan şeyleri anlatmakta çekingen davranıyor. Tipik bir şekilde sadece ortak bir felsefeden ilham aldıklarını söylüyorlar. Resmi bir üyelik yok ve Gülen etki alanındaki hiçbir kuruluşa başkanlık etmiyor. Bu ağın sözümona ahtapot gibi yapısı Erdoğan'ın hayalgücünün bir uydurması değilse, bu bir Türk komplo teorisinin kendi kendini öldürdüğü ilk olay olmayacak. Ancak hareketten ayrılanların ifadeleri ve sayısız sızıntı hırsı, kaynakları ve etkisi bakımından kayda değer bir resim ortaya koyuyor. Bu büyük ihtimalle paranoyak hayalgüçlerinin ürünü değil. Erdoğan otoriter ve hırslı. Muhalefeti hoş karşılamıyor. Şimdi kendi kendini bir tehdit oluşturduğuna ikna ettiği için Gülen'in ağını zayıflatmaya kararlı. Ancak kolay yenilmeyecekler. Zafer geldiğinde bile açıkça görülmeyecek. Uzun bir mücadele olabilir"

Almanya Basını
Sosyal Demokrat Parti (SPD) eski milletvekili Sebastian Edathy hakkında başlatılan çocuk pornosu soruşturması Almanya'da çocuk pornografisine karşı alınabilecek önlemler konusunu yeniden tartışmaya açtı. Edathy'nin Kanadalı bir şirketten yaşları 9 ile 13 arasında değişen erkek çocuklarının çıplak olarak görüldüğü fotoğraf ve videolar temin ettiği öne sürülüyor. Tagesspiegel, konuya mağdur çocuklar açısından yaklaşıyor:

“Tüm hikâyenin başlangıcında kaybedenler duruyor: Üzerinde kıyafeti olmayan, çocuklukları çalınmış 10'lu yaşlardaki çocuk ve gençler. Özellikle yetişkin tüketicilere sunmak için fotoğraf ve film çekmek amacıyla vücutları istekleri dışında kullanılmış Ukrayna ve Romanya'dan çocukların söz konusu olduğu açıkça ortada. Milyarlarca euroluk bu pazar küresel çapta hareket ediyor. Doğu Avrupa'dan gelen fotoğraflar binlerce kilometre uzakta bulunan ve yasa dışı faaliyetleri polisin dikkatini çeken Kanada'daki tüccarlar tarafından piyasaya sürülüyor. Buradaki müşteri listesinde milletvekilinin de adı yer alıyordu. İşte bütün olay böyle başladı.”

Aynı konuyu ele alan Kölner Stadt Anzeiger de yasal düzenlemelerin önemine vurgu yapıyor.
“Alman Federal Yüksek Mahkemesi'nin kararına göre, birinci derecede cinsel bir karaktere sahip olmadığı sürece reşit olmayanların çıplak fotoğraflarının çekilmesinde bir sorun yok. Ancak böyle fotoğraflar şüpheli tacirler tarafından büyük paralar için internette sunulduğunda zararsız olabilir mi? Taciz mağdurlarının temsilcileri, haklı olarak kimsenin fotoğraflarda görünen gençleri düşünmediğine dikkat çekiyor. Yasaların, çocuğunun çıplak fotoğrafını çektiği için her babanın hapis tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği şekilde sertleştirilmesini de kimse istemiyor. Ancak zararsız aile fotoğraflarıyla sadece yetişkinlerin zevkine hizmet amacıyla çocukların çıplak fotoğraflarının çekilmesi arasında hukukî bir ayrım yapmak mümkün olmalı.”

AB ülkeleri başta olmak üzere göçe sınırlama getirme kararı alan İsviçre'nin Brüksel ile ilişkileri giderek geriliyor. AB'nin misilleme önlemleri sonrasında İsviçre'de şimdi yeni bir referandum daha yapılması planlanıyor. Neues Deutschland gazetesinin konuya ilişkin yorumu şöyle:
“Brüksel, öğrenci değişim programı Erasmus Plus ile milyarlarca euroluk araştırma programı Horizon 2020'ye katılım müzakerelerini dondurdu. İsviçre ikili anlaşmalar uyarınca üye olmadan da uzun süredir entegre olduğu AB iç pazarının ayrıcalıklarından faydalanıyor. Brüksel'den gelen mesaj ise serbest dolaşımın tek yönlü bir yol olmadığı. Bern'de şimdiden yeni bir referandum planları başladı. Halkın göçmenlerle ilgili girişimin uygulamaya konması ve AB ile ikili ilişkilerin güvenceye alınması arasında karar vermesi gerekecek. Anketler, halkın yüzde 74'ünün AB ile anlaşmaların korunması yanlısı olduğunu ortaya koyuyor.“

Frankfurter Rundschau ise Cenevre'deki Suriye görüşmelerinin geleceğine ilişkin bir yoruma yer veriyor:
“Cenevre görüşmelerinden çıkarılabilecek bir ders Esad'ın yoğun baskı altına alınmadığı sürece tek bir milim bile geri adım atmayacağıdır. Baskı ne zaman azalsa, bir bahane bulup zamanla oynuyor. Washington'dan yardım taahhüdü, muhalefet için yeni bir komutan belirlenmesi ve Suriye'deki çatışmalarda gözle görülür yoğunlaşma, bir sonraki müzakere turu için hazırlıklara destek olarak nitelendirilebilir. Askeri stratejiye yönelik büyük bir fikir değişikliği ise pek mümkün görünmüyor. İki taraf da görülebilir zamanda diğerini askeri açıdan yenemeyecektir. Çözüm sadece müzakere masasında bulunabilir.”

İspanya Basını
İspanyol gazetesi El Pais, İsviçre'de göçmenlere kota getirilmesini öngören teklife referandumdan evet çıkması sonucunda Avrupa'da başlayan tartışmaları şöyle yorumluyor:
"İsviçre'de Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşlarının ülkeye göçünün kısıtlanmak istenmesine Avrupa Birliği Komisyonu şu tepkiyi veriyor: Serbest dolaşım prensibine riayet etmeyen, Avrupa Birliği'nin ayrıcalıklarından da yararlanamaz. Bu misilleme, İsviçre'nin yolundan gitmek isteyen Avrupa Birliği ülkelerine de bir uyarı niteliği taşıyor. İngiltere'de sağ radikaller, Hollanda'da popülistler ve İtalya'da Kuzey Birliği, İsviçre'deki halkoylamasını coşku ya da memnuniyetle karşıladı. Avrupa'nın göbeğinde küçük bir Soğuk Savaş'ın patlak vermesi son derece acı verici. Bunun alternatifi Avrupa Birliği'ni radikal bir siyasetin esiri haline getirmek olabilir ve bu daha da kötü olur.”

İsviçre Basını
İsviçre'den Tages-Anzeiger gazetesinin aynı konudaki yorumu şöyle:
“Brüksel ile ilişkilere yeni bir ayar getirme yolu, son derece çetin ve uzun olacak. Avrupa Birliği halkoylamasından çıkan sonuca beklendiği üzere tepki gösterdi: Araştırma ve eğitim programları ile elektrik enerjisi anlaşmasını askıya aldı ve özelde kişilerin serbest dolaşımı, genelde ikili ilişkiler konusunda Bern'den gelecek önerileri beklemeye başladı. Avrupa Birliği'yle ‘Ne yaparsan karşılığını alırsın' oyununu oynamak ve vergi dosyaları konusundaki alışverişi durdurma tehdidinde bulunmak, İsviçre açısından yapıcı olmaz. Gerginliği tırmandırma stratejisi, müzakereleri zorlaştıracak ve uzatacaktır; kaldı ki bunlar zaten yeterince zora girmiş durumda.”

Belçika Basını
Belçika'dan De Standaard gazetesi, İtalya'da hükümet kurma görevi verilen Matteo Renzi'nin Avrupa'nın desteği olmadan başarılı olamayacağını vurguluyor yorumunda:
“Renzi'nin cüretkâr politikası normal İtalyan seviyesini aşıyor ama zafer kazanma şansı düşük. Avrupa'nın desteği olmadan çaresiz duruma düşer ve kaybeder. Eğer güçlü bir ekonomik büyüme yakalanamazsa, eğer zengin Euro ülkelerinde İtalyan ürünlerine olan talep artmazsa, eğer bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına destek verilmezse ve eğer faizler daha da düşürülmezse, tek başına iç reformlar ülkeyi kurtaramaz. Renzi kendisini iflas etmiş siyasi sistemin tek alternatifi olarak sunuyor. Ama olur da çok ileri giderse, bu öngörülmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Renzi, Roma'daki siyaset kumarhanesinde muhtemelen son demokrasi kartlarını oynuyor.”

İtalya Basını
İtalyan La Repubblica ise şu yorumu yapıyor:
“Matteo Renzi bir anda kendini zamanın tutsağı olarak bulmuş gibi görünüyor. Bayrağına sürati yazmış ve yavaşlığı düşman ilanı etmiş, herkesin siyasetin Speedy Gonzales'i olarak gördüğü Renzi, cumhurbaşkanıyla buluşması sonrasında bir çıkmaz sokağa girmiş izlenimi veriyor. Hiç kuşkusuz bir koalisyon, şefini ışık hızıyla değiştiremez. Müttefiklerinin hükümet kurmakla görevlendirilen Renzi'ye kırmızı ışık yakmasından onun Roma'daki siyasetin hız sınırlamalarına uyacağı sonucunu çıkarmak mümkün. Renzi'yi kendilerine benzetmek için, hurdaya dönmüş aracın vites kutusuna bir avuç kum atmak isteği bu.”

(dw/bbc)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.