Avrupa Basınında Bugün (17 Şubat 2014)
İngiltere BasınıGuardian dünya haberleri sayfalarında Mısır'daki hızlı nüfus artışına geniş yer ayırıyor.
"Mısır'ın saatli bombası: İnsandan başka her şeyin az olduğu ülkede doğum oranlarında artış" başlıklı makalede ülkenin "özellikle son üç yılda iyice artan, sosyal gerilimleri yükselten ve dolaylı bir şekilde 2011'deki ayaklanmalara neden olan nüfus patlamasını" kontrol altına almakta zorlandığı belirtiliyor.
2012'deki doğumların 2010'dakine kıyasla 560 bin daha fazla olduğu belirtilirken, bunun kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana iki yıllık dönemdeki en büyük artış olduğu vurgulanıyor. Habere göre Mısır'da nüfusun bu hızla artması durumunda 2050 yılı itibariyle 137,7 milyon kişilik nüfusla Rusya ve Japonya'yı yakalayacağı tahmin ediliyor.
'Mısır 2050'de Rusya'yı yakalayacak'
Haber şöyle devam ediyor;
"Artan nüfus önlem alınmadığı takdirde, Mısır'ın azalmış doğal kaynaklarını tüketecek, zorlu istihdam piyasasını daha da kötüleştirecek ve sosyal öfkeyi arttıracak. Daha şimdiden Mısır nüfusunun yüzde 60'ı 30 yaşın altındayken, patlayan nüfus gençlerin önündeki kısıtlı fırsatları daha da azaltacak".
Uzmanların 80'li ve 90'lı yıllarda görece başarılı olan aile planlama politikalarının devrik lider Hüsnü Mübarek'in son dönemlerinde gündemden düştüğünü ve 2011'de devrilmesinden sonraki kaosta tamamen görmezden gelindiğini söylediği belirtiliyor.
2012'de seçilen muhafazakâr Muhammed Mursi döneminde de aile planlamasına aldırmamanın resmi politika haline getirildiği kaydediliyor. Ancak uzmanlar, son yıllarda muhafazakâr değerlerdeki yükselişin nüfus patlamasını açıklayan nedenlerden sadece biri olduğunu vurguluyor.
Emlak kurallarında 90'lı yıllarda yapılan değişikliklerin çiftlerin evlenip, ayrı evlere çıkmasını kolaylaştırması ve kadınlar arasındaki yüksek işsizlikle anneliğe daha büyük bir vurgu yapılmasının da nüfus artışında rol oynadığı kaydediliyor.
Avrupa merkezli internet
Financial Times Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Amerikalı eski istihbarat görevlisi Edward Snowden'ın ifşaatlarından sonra, Amerikan denetimindeki mevcut internet altyapısına alternatif, Avrupa merkezli bir internet için bastırmaya devam ettiğini yazıyor.
Merkel'in çarşamba günü Paris'e yapacağı ziyarette bu konuyu gündeme geçireceğini söylediği ve "Fransa'yla yüksek seviyeli verilerin korunmasını nasıl devam ettirebileceğimizi görüşeceğiz. Her şeyden öte Avrupalı servis sağlayıcısı şirketlerle, yurttaşlarımıza nasıl güvenlik sağlayabileceklerini, birinin bir elektronik postayı ya da diğer bilgileri Atlantik Okyanusunu dolaşmadan gönderebilmesini konuşacağız" dediği belirtiliyor.
Financial Times, Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande'ın da geçen haftaki Washington ziyaretinde Snowden'ın ifşaatları ardından "Karşılıklı güveni yeniden tesis ettik" demesine karşın, Paris yönetiminin Avrupa merkezli internet önerilerine sıcak baktığını vurguluyor.
Ancak haberde görüşlerine yer verilen teknoloji uzmanları Avrupa'da alternatif bir internet altyapısı önerilerinin, internetin nasıl çalıştığını ve bazı ABD'li şirketlerin verileri coğrafi anlamda nerede depolarlarsa depolasınlar ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA'e iletmek için yasal zorunlulukları bulunmasını dikkate almadığı uyarısında bulunuyor.
'Bağımsız İskoçya'nın AB üyeliği zor'
Bugün neredeyse tüm İngiltere gazetelerinde yer bulan haber, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun İskoçya bağımsızlığı seçtiği takdirde bu ülkenin Avrupa Birliği'ndeki durumuyla ilgili sözleri.
Times'taki habere göre Barroso, İskoçya'nın bağımsızlık referandumunda Büyük Britanya'dan ayrılması durumunda tam üyelik için yeniden başvurması gerekeceğini söyledi.
Ancak Barroso, tüm üye ülkelerin onayı gerekeceği için İskoçya'nın üyeliğinin 'neredeyse imkansız' olduğunu vurguladı.
Times İskoç bağımsızlık yanlılarının bağımsız İskoçya'nın Avrupa Birliği üyeliğinin en çok 18 ay süreceğini tahmin ettiğini aktarıyor.
Ancak Barroso, özellikle bir üye ülkeden ayrılmış bir ülkenin birliğe üyeliğinin zor olduğu görüşünde.
Barroso, "Örneğin, İspanya'nın Kosova'nın bağımsızlığının tanınmasına bile karşı çıktığını gördük. Bir üye ülkemizin içinden çıkan bir başka ülkenin tüm diğerlerinin onayını alması imkansız değilse bile çok zor." diyor.
Habere göre İskoçya Başbakan Yardımcısı Nicola Sturgeon Barroso'nun sözlerine şiddetle karşı çıkıyor ve "Kosova'yla yapılan benzetme komik. İskoçya zaten Avrupa Birliği'nde ve 40 yıldır da üye. Barroso'nun haklı bir şekilde söylediği gibi bağımsız İskoçya'nın AB üyeliği İskoç halkının ve diğer üye ülkelerin demokratik isteklerine bağlı, Avrupa Komisyonuna değil. ŞU ana dek hiçbir ülke İskoçya'nın süren üyeliğini veto edeceğini söylemedi" şeklinde konuşuyor.
Yalnızlık 'öldürüyor'
Yalnızlığın özellikle ilerleyen yaşlarda insan ömrüne yaptığı etkiye dair bir araştırma, yine neredeyse tüm basının ilgil gösterdiği haberlerden.
Çalışmayla ilgili olarak Independent'ta yer alan habere göre Chicago Üniversitesi'nde yapılan araştırmada kronik yalnızlığın ömrü yüzde 14 oranında, bir başka deyişle yoksulluk ve obezite kadar kısaltabildiği sonucuna varıldı.
50 yaşının üzerindeki 2 bin kişiyle altı yıl boyunca yapılan çalışmaya göre kronik yalnızlık sabahları stres hormonu kortisol'un salgılanmasını, bu da kalp krizi riskini arttırıyor. Yalnızlık yüksek tansiyon yaratabiliyor ve bağışıklık sistemini de zayıflatıyor.
Kronik yalnızlığın bir başka etkisi de, bu insanların çok daha az derin uyuyabilmeleri.
Çalışmayı yürüten ekibin Başkanı Profesör Jon Cacioppo, "İnsanlar yaşlanıp, hareket kabiliyetleri azaldıkça kronik yalnızlık riski artıyor. Bu da insan sağlığını hemen tehdit ediyor. Depresyona girme, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kalitesiz gece uykusundan gelen yorgunluk, bütün bunlar yaşlanmayı hızlandırıyor" diyor.
Almanya BasınıSosyal Demokrat Partili milletvekili Sebastian Edathy hakkında savcılık çocuk pornosu bulundurma şüphesiyle soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında milletvekilinin ev ve büroları arandı. Ancak eski hükümette İçişleri Bakanı, yeni hükümette Tarım Bakanı olarak görev yapan Hans-Peter Friedrich'in konuyla ilgili olarak aylar önce SPD yöneticilerine bilgi verdiği ortaya çıktı ve Friedrich istifa etmek zorunda kaldı. Frankfurter Rundschau gazetesi soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmiş olmasını şu sözlerle yorumluyor:
“Edathy/Friedrich vakasının siyasi ve hukukî olarak ele alınmasının ötesinde bir de kamuoyu kültüründe yarattığı sorun var. Berlin cumhuriyetinin korumaya özen gösterdiği, katı bir düzen politikasını yansıtan imajı, adam kayırmacılık ve sırların ifşaatı gibi çirkin arazlarla karşılaşmış durumda. Kuvvetler ayrılığı gibi ulvi ilkelerdeki zedelenme ve kayıplar da cabası. Bu, kesinlikle sadece siyaset kurumuyla ilgili değil. Soruşturmayı yürüten savcılık makamı da ortaya bir bilmece atıyor. En hafifinden savcılığın yeterli hassasiyeti göstermediği söylenebilir. SPD’li siyasetçi Sebastian Edathy’nin çocuk pornosu içeren materyal bulundurduğuna dair soruşturma başlatmaya yeterli şüphe olup olmadığı konusunda...”
Milletvekili Edathy'nin ileri sürüldüğü üzere çıplak çocuk fotoğrafları temin etmesinin suç unsuru taşıyıp taşımadığı da tartışma konusu. Mitteldeutsche Zeitung’un bu konudaki yorumu şu şekilde:
“Siyasetçilerin her zaman yaptıklarının bir skandala dönüşmesi ihtimalini göz önünde bulundurmaları ve meydana gelen şüphenin yıkıcı etkisini bilmeleri gerekir. Yasa koyucu açısından, edinilen pornografik materyalin cezaya tabi olup olmadığını ayırt etmek zor olabilir. Ancak bu ayrımın hangi sonucu doğuracağından bağımsız olarak, siyasetçi seçimle geldiği görev bakımından daha fazla katlanılamaz hale gelebilir. Bu açıdan bakıldığında Edathy vakası siyasetin dijital yeniliklerle olan ilişkisini gözden geçirmesini gerektiren bir eşik oluşturuyor. Her ne kadar devlet makamlarının suçla mücadelede, siber suçlarda kullanılan teknik yenilikleri kullanmasına razı gelinse de vatandaş özgürlüklerinin kolayca zedelenmesine karşı da önlem alınması gerekiyor. Ortada kanıt olmadığı için Edathy’nin kanıtları yok etmiş olabileceğini söylemek kasıtlı olarak işin kolayına kaçmak oluyor.“
Bielefeld’de yayımlanan Neue Westfälische gazetesi konuyu koalisyon hükümetinin geleceği açısından ele alıyor:
“Eski İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich iyi niyetli konuşmuş. Dediğine göre öyle. Edathy Olayı’nda verdiği bilgilerle yeni hükümetin zarar görmesini engellemek istemiş. Niyeti iyi ama yaptığı doğru değil. Şimdi istifa etmek zorunda kaldı, öncelikle bir SPD milletvekili (Edathy) durumu berbat ettiği ve ikincisi Sosyal Demokratlar kendi aralarında fısıldadıkları için. Friedrich ve Büyük Koalisyon açısından bu bir şanssızlık. Zira elverişsiz alametlerle işe başlıyorlar ve bir güvensizlik oluştu. SPD Meclis Grup Başkanı Thomas Oppermann basın açıklamasında Edathy olayında Friedrich ile konuştuğunu açıklamış olsa da kurban Friedrich oldu. Hristiyan Birlik partileri buna göz yummayacaktır. Er ya da geç bunun bedelini isteyeceklerdir. Eğer Hrıstiyan Demokratlar biraz kurnazlarsa bu hemen olmayacaktır. Bu jokeri daha sonra kullanmak isteyeceklerdir. Büyük Koalisyon içindeki ilk çatırdama bu.”
Hagen’da yayımlanan Westfalenpost gazetesi istifa etmek zorunda kalan Tarım Bakanı Hans-Peter Friedrich’in partisi Hrıstiyan Sosyal Birlik (CSU) tarafından dayanışma gördüğüne dikkat çekiyor:
“Bavyera’da kopan gümbürtü muazzam. Yerel seçimler yaklaşırken Hristiyan Sosyal Birlik Başkanı Seehofer, yönetici pozisyondaki sosyal demokratların bir siyasetçi hakkındaki soruşturma konusundaki tutumları açıklığa kavuşmadan kimseye rahat vermeyecektir. Bu siyasetçi ceza hukuku bakımından olmasa da ahlaki açıdan kendini suçlu duruma düşürdü. Ülkenin güneyindekilerin kendilerini en derin şekilde aşağılanmış hissettiğini, istifa eden tarım bakanıyla dayanışma açıklamaları ortaya koyuyor. Hans-Peter Friedrich kendini feda eden piyon olarak görülüp yüceltiliyor. Şüphe uyandıran bir bakış açısı: Görev sırlarını başkalarıyla paylaşan bir bakan durdurulamıyor. Siyaset kirli bir iştir. Hükümetteki partilerin yönetici konumundaki temsilcileri Edathy Olayı’nda bu (yanlış) kanıyı doğrulamak için ellerinden ne geliyorsa yaptılar. Bir dizi saçmalık ve çelişki bunu besledi.”
İsviçre BasınıBelçika Parlamentosu dünkü oturumunda, çaresiz bir hastalığa yakalanmış ve dayanılmaz acılar çeken çocuklara da, yetişkinlerde olduğu gibi ötanazi hakkı tanınmasına yeşil ışık yaktı. İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung adlı gazetesi, bu durumdaki çocukların daha fazla yaşamaması için aktif müdahalede bulunulması konusunda şu görüşlere yer veriyor:
“Bu yasayı eleştirenlerin ilgili yasanın toplu ötanazi girişimlerine kapı aralayacağı gerekçesi pek ikna edici değil. Hollanda'da 12 yaşından itibaren çocuklar için aktif ötanazi yürürlükte, ama doktorların verdiği bilgiye göre ülkede son 10 yılda 10’dan az ötanaziye rastlanmış. Belçika yasasına göre bu konuda son karar çocuğun anne babasında. Kimse çocuğunun yaşamına önemsiz sebeplerle son vermek istemez. Genelde anne babalar çocuklarının yaşaması için ellerinden geleni yaparlar. Belçika’nın çıkarttığı bu yasa, ebeveynlerin çaresiz durumda olan çocuklarının çektiği acıları sona erdirmeleri ve vakur bir biçimde kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi hakkını kullanabilmeleri için olanak sunuyor.”
Avusturya BasınıViyana’da yayımlanan Avusturya gazetesi Die Presse’nin aynı konudaki yorumu ise “Hümanist Toplumun Sınavı” başlığını taşıyor:
“Belçika, dildeki günlük kullanımda ölüme aktif yardım diye geçen ve çok geniş bir anlamı bulunan bu kavramı dünya çapında ilk kez yasalaştırarak, şüpheli bir üne imzasını atmış oldu. Sırf ölüm ve intihar kavramları kapsamındaki anlam ve kullanım bile konunun çetrefilliğini ele veriyor. Hatta öyle ki tartışmalara ve bu konudaki bilincin artırılmasına katkıda bulunması için ‘ölüme eşlik etme' diye bir kavram bile bulundu. Bir toplumun ne kadar insanî olduğu ancak aşırı bazı durumlara ilişkin kararlarda ortaya çıkıyor. Yaşamla ölüm arasındaki kararlarda ise toplumun insanî olup olmadığı daha da belirginleşiyor. İşte bu noktada bir hata yapıldığında bunun sonuçları da haliyle ağır oluyor.”
İspanya Basınıİtalya'da Demokrat Parti lideri Matteo Renzi'nin yeni hükümet fikri parti içi oylamada kabul edildi ve ardından Başbakan Enrico Letta istifa kararı aldı. Sol liberal İspanyol gazetesi El Pais'in konuya ilişkin yorumunda şu satırlar göze çarpıyor:
“İstifa eden İtalya Başbakanı Enrico Letta, sadece kendi kendisine zarar verme eğilimindeki partisinde değil, koalisyon hükümeti içinde de izole durumdaydı. Siyasî rakibi konumundaki Matteo Renzi, bölünmüş olan partisinin yönetimini kontrol edebiliyor ama milletvekillerini değil. Olası müstakbel başbakan Matteo Renzi'nin parlamentoda seçilerek bu göreve getirilmemiş olması dolayısıyla meşruiyeti olmayacak. Ayrıca Renzi'nin, Silvio Berlusconi ile pek de şeffaf olmayan ortaklığının perde arkasının da belli olması gerek. Görünen o ki eski başbakanlardan Berlusconi hâlâ siyasetin önemli aktörlerinden. Berlusconi, şimdilerde Renzi'nin arka kapıdan iktidara gelerek, Letta'nın ayağını kaydıran aynı koalisyona muhtaç olmasını herhalde büyük bir keyifle izliyordur.”
Hollanda BasınıHollanda gazetesi De Telegraaf da aynı konudaki yorumunda, “Letta Krizle Mücadelede Başarısız Kaldı” başlığını kullanmış:
“Letta, son derece zor bir dönemde başbakanlık yaptı. Daha göreve geldiği ilk günden şanssızlıklar yaşadı. Geçen yıl kabinesinin yemin töreni sırasında, parlamentodan yüz metre kadar ilerde bir işsiz İtalyan, iki polis memuruna ateş açarak yaraladı. Geçen yıl itibarıyla ülkedeki işsizlerin sorunları daha da büyüdü. İtalya İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana hiç bu kadar ağır bir ekonomik kriz yaşamamıştı. Durum böyle iken hiçbir İtalyan vatandaşı Letta hükümetinin krizle mücadelede önemli ve etkin önlemler aldığını anımsamıyor.”
(dw/bbc)

YORUM YAZIN