Header Ads

Sezai Temelli: "2008'de 'Teğet Geçen' Kriz Bu Kez Kalpten Vuracak"


Önce dolardaki hızlı yükseliş, ardından Merkez Bankası'nın müdahalesiyle faizlerin artması. Hareketli günlerin yaşandığı Türkiye ekonomisinde neler oluyor? 2008'de "teğet geçen" kriz, 2014'de kalbinden mi vuracak? Bu noktaya nasıl gelindi, AKP nerede yanlış yaptı? Ekonomideki gelişmeler işçileri, emekçileri, yoksulları nasıl etkiliyor, onları bundan sonra nasıl günler bekliyor?

Tüm bu soruların yanıtını İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Sezai Temelli verdi. ETHA'ya konuşan Temelli, ekonomik krizin 2014'de derinleşeceğini belirtti. Aynı zamanda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu üyesi olan Sezai Temelli, toplumun iktisadi meseleye artık daha sahici gözle bakması gerektiğini söyledi. Temelli, "Siyasete daha fazla müdahil olmalı, kendi gerçek haklarının peşinde olmalı. Yukarıdan verilmiş bir siyaset senaryosunun içinde kaybolmak yerine kendi sahici haklarının peşinden koşmalı. İşte emekçiler, kadınlar, toplumun tüm kesimleri hem sınıfsal duruşlarıyla hem kimlik duruşlarıyla bu siyaset sahnesinde yer almalı" diye konuştu.

EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞECEK
Dolardaki yükselişi politik riskin yükselmesi ve küresel ekonomideki gelişmelere bağlayan Temelli, 17 Aralık yolsuzluk operasyonundan sonra fonların yurt dışına çıkışının hızlandığını, bunun da dolarda tansiyonu yükselttiğini belirtti. Temelli, "Öbür taraftan FED'in tahvil alım miktarını düşürmesine yönelik açıklamaları da küresel sermaye hareketlerinin tekrardan merkeze doğru yönlenmesine neden oldu" dedi, ancak fon çıkışından en fazla Türkiye'nin etkilendiğini, bunun nedeninin de Türkiye'deki politik risk ve ekonomik kırılganlık olduğunu kaydetti.

Politik kriz ön planda olduğu için halkın ekonomi ile çok fazla ilgilenmediğine işaret eden Sezai Temelli, ekledi: "Dolayısıyla önümüzdeki dönem daha fazla derinleşecek olan iktisadi krizin çok fazla tartışılmadığını da izliyoruz."

'FAİZLER UZUN SÜRE BU SEVİYEDE KALIR'
Merkez Bankası'nın müdahalesini de değerlendiren Temelli, faiz oranlarındaki artışla birlikte başlayan döviz kurundaki düşüşün, Merkez Bankası'nın hedeflediği yere kadar devam edeceğini söyledi. Temelli, "ancak" dedi ve ekledi: "Bu faiz artışının geçici olduğunu düşünmüyorum. Faizler bu seviyede uzun süre kalacaktır."

2008 KRİZİNİN BEDELİ ÖDENİYOR
Son dönemdeki ekonomik gelişmelerin, 2008 krizinden bağımsız olmadığının altını çizen Temelli, Türkiye'nin 2008 krizinin bedellerini ödemeye devam ettiğini ifade etti. Sezai Temelli, şöyle konuştu: "2008 krizi çıktığında Başbakan 'teğet geçti' demişti bize. Aslında Türkiye bu teğetin bedelini ödüyor. Türkiye 2008'e kadar hangi iktisadi politikaları uyguluyorsa buna devam etti."

Krizin ipuçlarının Gezi direnişi sırasında görüldüğünü, Başbakan'ın "faiz lobisi" açıklamasının da bu baskının ifadesi olduğunu söyleyen Temelli, "Toplanıp bir lobi oluşturalım değil, tamamen küresel sermaye hareketlerinin çevrimine bağlı, aynı zamanda içerideki fon kullanıcılarının durumuna bağlı olarak gelişen bir şeydi" dedi. Temelli, faizlerin arttırılması baskısını hükümetin Gezi'den önce, Nisan ayından itibaren hissetmeye başladığını, ama faizleri arttırmanın bütün politikalarından ödün vermesi anlamına geleceği için mevcut politikasını sürdürdüğünü kaydetti.

SAHTE BAHAR ARTIK BİTTİ
AKP'nin 12 yıldır sürdürdüğü politikanın sağlıklı olmadığını söyleyen Temelli, şöyle devam etti: "İki ayağa dayanıyor. Bir mali disiplin. Mali disiplini içeride bütçe üzerinden sağlıyor. Bütçeyi olabildiğince küçülttüler ve topluma yönelik harcamaları daralttılar. Yatırım yapmıyorlar, istihdam politikaları geliştirmiyorlar, emekçilere yönelik sosyal harcamaları kısıyorlar, bunun adına da mali disiplin diyorlar. Bu mali disiplini sürdürdükleri politikanın en belirgin göstergesi faiz dışı fazladır; 'faiz dışı fazla verelim, yani bütçede olabildiğince tasarruf yapalım ve faizleri ödeyelim.' Büyüme nasıl sürdürülecek diye sorulduğunda bunun yanıtını da şöyle veriyorlar: Cari işlem açığıyla. Yani olabildiğince fazla fon girişiyle içeride piyasaları fonlamak. Fon maliyetlerini düşürmenin en önemli aracı da düşük faizlerdir. Düşük faizler sayesinde düşük fon maliyetleriyle bu sahte baharı uzun süre devam ettirebildiler."

BEDELİNİ TOPLUM ÖDEYECEK
Ancak bu politikanın sağlıksız bir büyüme yarattığını belirten Temelli, "sağlıksız büyüme"nin nedenlerini ise şöyle açıkladı: "Türkiye'ye son 10 yılda yurt dışından 400 milyar dolar civarında kaynak girdi. Böyle bir fon girişine karşılık bugün Türkiye ekonomisi 10 yıl önceki sıkıntıları aynen üzerinde taşıyor. Fonların maliyetini telafi edecek bir yatırım yapmamışız. Ne yapmışız? Beton. Bu gelen parayı yola, tabi buna bağlı olarak yolsuzluğa, bu gelen parayı gökdelenlere, binaya, inşaata -ihtiyacın çok çok ötesinde- harcamışız. Yani fonların yüksek katma değer üreten, kendini geri ödeyen, cari açığı kapatan bir yere doğru akmasını engelledi. Cari işlem açığının gayri safi milli hasılaya oranı yüzde 10'lara kadar çıktı. Şu anda 6-8 aralığında. Bu çok riskli bir durum. Türkiye için 2-4 arasında olması tavsiye edilirken, biz bunu iki katına çıkarmışız. Yani aşırı fonluyoruz ama bu fonları da aynı aşırılıkta verimsiz kullanıyoruz. Bu bizim açımızdan bir kabus senaryosu. Bu politikaların bedelini toplum olarak ödeyeceğiz, sıkıntılarını şimdi çok daha belirgin, çok daha derin yaşayacağız."

ORTA SINIFTAN ALIP YOKSULA VERDİ
İşçi ve emekçileri, yoksulları zor günlerin beklediğini ifade eden Sezai Temelli, Dünya Bankası'nın neoliberal politikalara eşlik edecek sosyal politikasının "yoksulluğu yönetmek" olduğunu hatırlattı. Temelli, AKP hükümetinin bunu çok iyi uyguladığını belirterek, "AKP hükümeti, yoksulluğu bir yoksullaştırma politikası çerçevesinde yönetti" dedi, emekçilerden alınan hakların, daha alt tabakadaki yoksulların sosyal ihtiyaçlarını gidermeye yönelik bir hayırseverlik çerçevesinde yeniden dağıtıldığını söyledi. Temelli, şöyle devam etti: "Örneğin kamu çalışanları, işçiler yoksullaştı. Buradan elde edilen fonların bir kısmıyla en mağdur kesim, en alttaki yoksullar kömür yardımı, yiyecek yardımı aldılar. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın yaptığı harcamalara bakın, ne kadar dramatik artışlar olduğunu görürsünüz."

Temelli, ancak AKP'nin üst gelir grubuna, yani burjuva sınıfına dokunmadığı gibi aşırı nemalandırdığını ekledi.

ENFLASYON ARTACAK, ZAMLAR GELECEK
AKP hükümetinin şimdi bedeli toplumun ödemesini isteyeceğini söyleyen Temelli, bu "bedelleri" şöyle sıraladı: "Ücretler sene başında belirlendi zaten. Bu bağlanan sözleşmeler zaten sefalet ücreti. Asgari ücretin durumunu biliyorsunuz. Enflasyon biraz arttırılacaktır. Enflasyonla ücretler daha da yıpratılacaktır. Yani ücretlilerin satın alma gücü gerileyecektir. Bu gerilemeye bağlı olarak fakirleşmenin önümüzdeki dönem daha ciddi hissedileceğini göreceğiz. Çok alışık olduğumuz bir şey, zamlar gelecektir. Zaten bunların ipuçları dün akşamdan beri veriliyor. Enerji maliyetleri bahane edilerek dün akşam motorine zam geldi."

Temelli, ancak politik kriz iktisadi krizin önüne geçtiği için bu sorunların çok da görülmediğini söyledi.

'YOLSUZLUK SERMAYE İLE BÜROKRASİ ARASINDAKİ İLİŞKİDİR'
Ortaya çıkan yolsuzlukları da değerlendiren Sezai Temelli, şunları söyledi: "Yolsuzluk dediğimiz şey, bürokrasi ile sermaye arasındaki ilişkinin adıdır bana göre. Yolsuzluk olmadan bir kapitalist sistemi yeniden üretmek o kadar kolay değil. Bütçenin adaletsiz dağıtılması da yolsuzluktur. Yolsuzluk hep vardı, olmaya da devam edecek. Tabi AKP dönemindeki yolsuzluk aşırı boyutta. Bunun nedeni de biraz önce anlattığım fonlarla, inşaat sektörüyle alakalı. Buradan şu göndermeyi de yapabiliriz. 2013 Nisan ve Mayıs aylarında bankalar inşaat şirketlerine risk raporları yolladılar ve riskin yükseldiğini söylediler. Çünkü inşaat şirketleri kredi çekmişler, çok verimsiz bir şekilde, yani ihtiyacı gidermek için değil inşaat yapmak için, yolsuzluk ilişkisini kurabilmek için inşaat yapıyorlar ve krediyi geri ödemiyorlar. Bu hattan siyaseti çıkarabilmeniz için yolsuzluk meselelerinin üzerine gitmeniz gerekir, yargı sürecine taşımanız gerekir. Ama dönüp yargıya bakıyorsunuz, adaletli hiçbir işi yok. Adalet bugünlerde yargıya hiç uğramıyor. Bütün yargı kurumları adalet olmasın diye var edilmiş yapılar. Bu yapıları ortadan kaldırmak için de ciddi bir demokrasi mücadelesi geriyor. Bu demokrasi mücadelesinin önündeki en büyük engel ise yine iktisadi. Bütün bu iç bağlar bizi sıkıştırıyor. Bunu yarmak, kırmak gerekiyor. Bu hükümetin bunu yapma mecali de iradesi de yok."

'HALKLAR SİYASETE DAHA FAZLA MÜDAHİL OLMALI'
İktisadi ve politik sıkışmanın toplumu çok gereceği uyarısında bulunan Temelli, toplumun bu meseleye artık daha sahici gözle bakması gerektiğini söyledi. Temelli, "Siyasete daha fazla müdahil olmalı, kendi gerçek haklarının peşinde olmalı. Yukarıdan verilmiş bir siyaset senaryosunun içinde kaybolmak yerine kendi sahici haklarının peşinden koşmalı. İşte emekçiler, kadınlar, toplumun tüm kesimleri hem sınıfsal duruşlarıyla hem kimlik duruşlarıyla bu siyaset sahnesinde yer almalı" diye konuştu.

YENİ AYAKLANMALAR OLABİLİR
"Toplumdaki bu gerilimin yeni ayaklanmalar yaratıp yaratmayacağı" sorusuna "Yaratabilir, gerilim çok yüksek" diye yanıt veren Temelli, ekledi: "Fakat bu ayaklanmaları değişim dönüşüm hareketine çevirmek çok daha büyük önem taşıyor."

Türkiye'de ilk olarak politik alanda çözümler üretilmesi gerektiğinin altını çizen Sezai Temelli, bunlardan bir tanesinin çözüm sürecinin hızlı bir şekilde barış sürecine çevrilmesi olduğunu kaydetti. Temelli, demokrasi önünde çok büyük engel oluşturan yasal mevzuatın da elden geçirilmesi; başta TMY, ÖYM'nin kaldırılması, TCK'daki bazı maddelerin değiştirilmesi, seçim barajlarının kaldırılması, Siyasi Partiler Kanunu'nun demokratikleştirilmesi gerektiğini belirtti.

'SOSYAL, SİYASAL VE SİVİL HAKLAR VERİLMELİ'
"12 yıllık neoliberal dönemin bizim üzerimizde yarattığı tahribat çok derindir, ciddi anlamda hem sivil hem sosyal hem siyasal haklarımızı yitirdik" diyen Sezai Temelli, bu hakların yeniden sağlanması gerektiğini kaydetti. Temelli, "Siyasal haklar konusunda, özellikle kimlik politikalarına yönelik şiddetin önü kesilmeli. Sosyal haklar; ücret politikasında iyileştirme, işsizlikle mücadele programı, kadın yoksulluğu ile mücadele programı -çünkü kadın yoksulluğu genel yoksulluktan daha fazladır- ve daha kapsayıcı bir sosyal güvenlik ağı, eğitim, sağlık gibi toplumsal hizmetlerin maliyetlerinin toplumun üzerinden alınması... Burada yönelmesi gereken kaynak vergidir. Türkiye'de çok az vergi alınıyor, herkesin iddia ettiği gibi değil ve çok adaletsiz vergi alınıyor. Türkiye'de vergiler arttırılmalı ve adaletli hale getirilmelidir. Türkiye'de çok fazla rant vardır, çok fazla gayrimenkul rantı vardır ve finansal varlık rantı vardır. Bunların vergilendirilmesi, gelir vergisinin adaletli uygulanması, dolaylı vergilerinin de daraltılması lazım. Nereden baktığınıza bağlı, toplumun penceresinden bakmakla sermayenin penceresinden bakmak arasındaki temel farklılık burada yatıyor."

Söyleşi: Derya Okatan/ETHA

1 yorum:

  1. Kendisine katılmak mümkün değil, kriz çığırtkanlığı yapmak dışına çıkmayan tespitler ortaya konulmuş ancak çoğu gerçekten kötümser olmak umuduyla yapılmış tespitler.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.