Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (28 Ocak 2014)


İngiltere Basını
Merkez Bankası'nın Türk Lirası'ndaki düşüşe karşı bu akşam olağanüstü Para Politikası Kurulu toplantısı yapacak olması bugün hem Financial Times hem de Daily Telegraph gazetelerinde ele alınıyor.

Finacial Times'ta Daniel Dombey imzasıyla yayınlanan haberde Türkiye'de Merkez Bankası'nın 'kriz toplantısı' yapacağı belirtiliyor.

Dombey yazının başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aylardır, ülkenin büyümesini durdurmaya çalışmaya kararlı olduğunu iddia ettiği 'faiz lobisinden' sık sık yakınarak faiz oranlarını artırmaya direndiğini belirttikten sonra özetle şunları ekliyor:

"Erdoğan geçen hafta, gösterge faiz oranlarını yükseltmeyi, bir koro halindeki ekonomi uzmanı ve yatırımcıların böylesi bir adımın gerekli olduğu yönündeki uyarılarına rağmen reddeden Merkez Bankası'nı tebrik etti."

"Ancak dün Merkez Bankası piyasa baskısına boyun eğdi ve fiyat istikrarı için gerekli tedbirlerini almak için bugün olağanüstü bir toplantı yapacağını duyurdu. Kararı saat 22.00'de açıklanacak."

Dombey bu kararla ilgili şu yorumu yapıyor:

"Merkez Bankası'nın aylık düzenli toplantısından sadece bir hafta sonra böyle bir toplantı çağrısının yapılması yaygın bir şekilde, yakında yapılması muhtemel bir faiz oranı artışının sinyali olarak yorumlanıyor."

Haberde faiz oranlarının artırılmasını savunan bazı uzmanların görüşüne de başvurmuş olan Dombey, "Bazı uzmanlar Merkez Bankası'nın bu açıklamasını son çare olarak tarif ediyor" diyor.

Dombey, faizlerin yükseltilmesi durumunda Başbakan Erdoğan'ın bunu tabanına anlatmakta zorlanacağını belirtiyor.

Dombey ayrıca Mart ayında yerel seçimlerin, yazın ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleşeceğini de hatırlatıyor.

Telegraph: Fidelity'den Arjantin ve Türkiye uyarısı
Daily Telegraph'ın ekonomi ekinde de Türkiye'yi ilgilendiren bir haber bulunuyor.

Gazete, dünyanın en büyük yatırım fonu şirketi Fidelity'nin gelişmekte olan piyasaların karaya oturma riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptığını yazıyor.

Habere göre Fidelity ,Türkiye ve Arjantin'de yetkililerin yerel kurlarını desteklemeye yönelmesi ve dünya çapında borsaların düşmesiyle, gelişmekte olan piyalasarda suların çekildiği uyarısını yapıyor.

Fidelty'nin uluslarası yatırım müdürlerinden Dominic Rossi, Batı'da piyasaya para pompalamanın sona ermesi ve Çin'in maliye politikalarındaki değişikliklerin, gelişmekte olan piyasalardaki varlık sınıflarında sermaye maliyetini artırdığını belirtiyor.

"Bu filmi daha önce görmüştük" diyen Rossi, bahsettiği durumda gelişmekte olan piyasaların birbiri ardına karaya oturtulduğunu belirtiyor ve ilk karaya oturacakların Türkiye ve Arjantin gibi en güçsüzleri olacağını, bunları Brezliya, Rusya ve diğerlerinin takip edeceğini söylüyor.

Haberde Türkiye'de Merkez Bankası'nın olağanüstü toplantısının 'radikal eylemin' kaçınılmaz olduğu söylentilerine neden olduğu belirtilirken Arjantin'deyse devalüasyona gidildiği aktarılıyor.

Daily Telegraph, Çin'deki zayıf imalat verilerinin zayıflığının ve ABD Merkez Bankası'nın teşvik programının tahvil alım satımıyla ilgili kaygıların Türkiye ve Arjantin'in sorunlarını şiddetlendirdiği aktarıyor.

Haberde Türkiye'den bir işçi protestosunda çekilmiş büyük bir fotoğraf kullanılmış.

Cockburn Adra'da
Independent'ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn Suriye'nin Adra bölgesinden izlenimlerini yazıyor.

Geçtiğimiz ay Adra'da Cihatcı gruplar tarafında sivillere yönelik katliam yapıldığına dair haberler basına yansımıştı.

11 Aralık'ta El Kaide bağlantılı grupların Adra'ya baskın yaptığını yazan Cockburn, olayın görgü tanıklarıyla da konuşmuş.

"Olaydan kurtulanlar dini azınlıklardan (Alevi, Hristiyan, Dürzi, Şii) en az 32 kişinin hemen öldürüldüğünü veya ellerindeki listelerle ev ev dolaşan silahlı kişilerin yanına götürüldüğünü söylüyor" diye yazıyor Cockburn.

Cihatcıların hala Adra'nın bir bölümünü elinde tutması nedeniyle henüz yaşananların detaylarının teyit edilemediğini belirten Cockburn bununla birlikte olaydan kurtulanların bir katliamın yaşandığı konusunda hiç bir şüpheleri bulunmadığını belirtiyor.

Cockburn bazı yetkililere neden karşı atak yapıp Adra'yı geri almadıklarını da sormuş.

Yekililerse silahlı muhaliflerin binlerce sivili canlı kalkan olarak kullandığını belirtmiş.

Cockburn Adra'da Suriye ordusu ve silahlı muhaliflerin çatışmalara devam ettiğini ancak hiçbir tarafın henüz nihai bir üstünlük elde edemediğini belirtiyor.

Almanya Basını
Wetzlarer Neue Zeitung, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in muhaliflere hükümete katılma çağrısı yaptığı Ukrayna’daki durumu ele alıyor:
“Devlet Başkanı Yanukoviç’in muhalefete yaptığı, bazı muhalif liderlerin hükümete entegre edilmesi teklifi becerikli bir satranç hamlesinden başka bir şey değil. Eski dünya boks şampiyonu Vitali Kliçko ve meclis eski başkanı Arseny Yatsenyuk haklı olarak bu teklifi reddetti. Çünkü bu, durumu yatıştırmayıp, tersine muhalefetin öfkesini daha da tırmandırırdı. Ancak aynı zamanda muhalefetteki Batı yanlısı, ilerici politikacılar da artık barışçı, nesnel talepleri olan toplumsal bir güç olarak algılanmadıklarını bilmek zorunda. Muhalefet atılan her molotof kokteyliyle inandırıcılığından bir parça daha kaybediyor.”

2006 yılında büyük umutlarla başlatılan ve Alman devletiyle Müslüman kuruluşlar arasında diyaloğu geliştirmeyi hedefleyen İslam Konferansı bir süre sonra hayal kırıklığına dönüşmüştü. Bir önceki içişleri bakanının güvenlik konusunu öne çıkarması nedeniyle tıkanma noktasına gelen İslam Konferansı’nda şimdi ise yeni bir başlangıç umudu doğdu. Yeni İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere İslam Konferansı’na yeni bir yön verilmesini istiyor. Süddeutsche Zeitung’un yorumu şöyle:
“Temelde devlet ile Müslümanlar arasındaki diyalog, 2006 yılında İslam Konferansı’nı hayata geçiren dönemin içişleri bakanı Wolfgang Schäuble’nin sloganı doğrultusunda yürümeli. Yani dinler devlet ve toplum içinde yerlerini alırlarsa, olumlu bir din-toplum ilişkisine dahil olurlarsa sivil toplumu güçlendirebilirler. Bu Hrıstiyanlık için olduğu gibi İslam için de geçerli ve bu nedenle ayrıntıda çok çaba gerektirse de İslam’ın ülke kültürünün bir parçası haline gelmesi gerekir.”

Frankfurter Rundschau gazetesi ise Tunus’ta geçici meclisin kabul ettiği yeni anayasayı konu alıyor:
“Tunus bölgenin en ilerici anayasasını kabul etti. Şeriattan tek kelime yok, kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip. İktidardaki İslamcı Nahda Hareketi Partisi, örgütlü bir sivil toplum ve güçlü bir sendikanın baskısı karşısında bu iki konuda geri adım attı. Raylar döşendi. Şimdi önemli olan, yeni anayasaya uygulamada da riayet edilip edilmeyeceği. Eski anayasa ayaklar altına alınmıştı. Ama sonuçta Tunus’un kaderi, Yasemin Devrimi’ni başlatan, ülkenin ihmal edilmiş iç kesimlerindeki gençlere iş ve yaşam perspektifi sunulup sunulamayacağına bağlı olacak.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de yapılacak Olimpiyat Kış Oyunları öncesindeki politikalarını eleştiriyor:
“Putin, Soçi’de dünyaya ‘kendi’ Rusyasını göstermek istiyor. Şimdiden bunu başardığı söylenebilir. Büyüteçten süzülürcesine bu projede, onun yarattığı siyasî sistemin tüm tipik özelliklerine rastlanabiliyor. Putin’in gücünün nasıl Rusya’nın zaafına dönüştüğünü Soçi’de görmek mümkün. Yarı tropikal bir kıyı beldesinin yedi yıldan bile az bir sürede kış sporları bölgesine dönüştürülmesini isterse, bunu bile yapabilir. Putin bu işin çok önemli olduğunu açıkladığı için, anlamı ve masrafı hakkında tartışılmadı. Bunun sonucu ise yolsuzluklar, çevre tahribatı ve karşı çıkmaya çalışan herkese karşı keyfî uygulamalar. Son yıllarda Soçi’de yasalar sadece Olimpiyat Kış Oyunları’nın önünü tıkamadıkları sürece geçerli oldu.”

Rusya Basını
Rus Kommersant gazetesi, Ukrayna'da muhalefetin protesto eylemlerine ve iktidar mücadelesine ilişkin yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Kiev'de şiddet eylemleri ve hükümet binalarına saldırılar düzenleyen asiler Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile muhalefet liderleri arasındaki görüşme sürecini tehlikeye atıyorlar. Ülke olağanüstü hal durumuyla karşı karşıya. Oysa ki Kiev’de iktidarda oturanlar ciddi tavizler vermeye hazırlar. Protesto dalgasının tüm ülkeye yayıldığı şu günlerde Yanukoviç muhalefetle bir anlaşmaya vararak, sorumluluğu paylaşmaya çalışıyor. Ancak muhalefetin devlet başkanına baskıları azaltma konusunda acelesi olmadığı görülüyor. Ukrayna’da muhalefetin hedefi, en az yükümlülükle mümkün olan en fazla tavizi koparabilmek.”

Slovakya Basını
Liberal Slovakya gazetesi Sme, Ukrayna'daki demokratik muhalefetin çözülmesi zor görünen bir çıkmaz içinde olduğu görüşünü savunuyor.
“Ukrayna’da demokrasi yanlısı muhalefet çifte baskı altında. Bir yandan Devlet Başkanı Yanukoviç’in hükümete katılın çağrısını reddetmesi ve böylece inanırlığını koruması gerek. Öte yandan barışçıl bir uzlaşmaya varılamaması muhalefet içindeki radikalleri güçlendiriyor. Gerçi radikaller de Yanukoviç’e karşılar ama demokratik bir Ukrayna'dan yana değiller. Şiddetin daha da artmasından başka sundukları bir şey yok.”

Hollanda Basını
Hollanda gazetesi De Telegraaf, Mısır'daki askerî yönetimin lideri Abdülfettah El Sisi’nin beklenen devlet başkanlığı adaylığı konusunda şunları yazıyor:
“Mursi’ye karşı yapılan askerî darbeden bu yana halk arasındaki popülaritesi devasa boyutlarda olan ve dün alelacele mareşalliğe terfi eden El Sisi şüphesiz seçimin ilk turunu alabilir. El Sisi ülkede daha fazla istikrar sağlamak için yaptıklarından dolayı büyük itibar görüyor ve sadece onun Müslüman Kardeşler’e bağlı ‘teröristlerle’ baş edebileceğine inanılıyor. Körfez ülkelerinden gelen para sayesinde ülkesinin içinde bulunduğu sefaleti gizleyebilir. Ancak turistlerin ve yatırımcıların Mısır’a dönüş yapmasına sadece onun da gücü yetmeyecektir. Şimdilerde El Sisi ile ordunun kendisi de topun ağzına gelmiş durumda. Bu nedenle ülkenin en güçlü kurumlarından olan ordu, popülaritesinden çok şey yitirme tehlikesiyle karşı karşıya. Tıpkı, Mübarek’in devrilmesinden sonra askerlerin kısa süreyle iktidara geldiği dönemde yaşandığı gibi…”

İtalya Basını
Sol liberal İtalyan gazetesi La Repubblica ise Tunus’ta yeni anayasanın kabulü çerçevesinde kaleme aldığı yorumda, Tunus’ta Arap Baharı’nın hâlâ varlığını sürdürdüğü, bunun da ülkedeki kadınların ve genç kuşağın lehine olduğu görüşünü savunuyor:
“Tunus'ta kabul edilen yeni anayasa ‘Arap Baharı’ndan kalen tek değerli parça niteliği taşıyor. Bu hareket Mısır’da başarısızlıkla sonuçlandı, Suriye’de iç savaşa dönüştü, Libya’da ise aşiretler arasında kargaşaya yol açtı. Tunus’ta üç yıl önce ilan edilen ve oradan tüm diğer Arap ülkelerine yayılan demokratik hareket ise varlığını bu ülkede devam ettiriyor. Zira Tunus, Mısır’daki gibi hem kışlalara, hem de ulusal ekonominin yarısına sahip, egemen bir askerî zümre bulunmuyor. 1956 yılında bağımsız Tunus'u kuran Habib Burgiba, iktidar yıllarında askerin güçlü bir yapıya kavuşmasını istemedi ve ülkenin Fransız sömürgesi yıllarında geçerli olan bazı cumhuriyetçi ilkelere de bağlı kaldı.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.