Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (18 Kasım 2013)


İngiltere Basını
Times gazetesi, Türkiye'de Ayasofya Müzesi'nin yeniden camiye dönüştürülmesi yönünde siyasi baskıların arttığını yazıyor.

Gazete, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Ayasofya'nın yeniden ''ibadete açılmasına'' yeşil ışık yakan sözlerinin yanısıra Milliyetçi Hareket Partisi sıralarından da benzer yönde bir talebin yükseldiğini bildiriyor.

Times, Ayasoyfa'nın camiye dönüştürülmesi kampanyasına eleştirel gözle bakan çevrelerin ise bu talepleri Türkiye'nin laik anayasasına yönelik saldırıların bir parçası olarak değerlendirdiklerini kaydediyor.

Times'ın ifadesiyle İstanbul'un en popüler turist mekanı olan eski Bizans kilisesi ve Osmanlı camii Ayasofya'nın müze statüsünün değiştirilmesi talebi hükümetin İslamcı bir gündemi hayata geçirdiği eleştirilerini bir kez daha alevlendiriyor.

1935'te müze
Gazete, aşırı sağda diye nitelediği MHP'nin yaklaşan seçimler öncesinde AKP hükümetinin muhafazakar oylarına rakip olduğunu ve MHP'nin Ayasofya'nın camileştirilmesi yönünde bir yasa tasarısını meclise getirmeyi planladığını yazıyor.

Times'ın da aktardığı gibi, 537 yılında kilise olarak inşa edilen Ayasofya, Osmanlıların İstanbul'u ele geçirmesi ardından camiye dönüştürülmüş ve 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla ibadete kapatılarak varlığını bir müze olarak sürdürmüştü.

Bizans İmparatoru Jüstinyen'in emriyle inşa edilen ve adı Yunanca 'Kutsal Bilgelik' anlamına gelen Ayasofya, kuruluşundan sonraki 1000 yıl süresince dünyanın en büyük kapalı mekanıydı.

Times, geçen sene 3 milyon 3 yüz bin turistin ziyaret ettiği Ayasofya'nın Türkiye'nin laik sistemi adına güçlü bir reklam vazifesi gördüğünü bildiriyor.

İran'ı 'vurabiliriz'
Financial Times'ın dış haber sayfalarında İsrail'e ilişkin bir haber yer alıyor.

Gazete, İran'a yönelik tehditlerinin dozunu artıran İsrail yönetiminden üst düzey bir yetkilinin hafta sonunda ''eğer gerekirse İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini tek taraflı bir kararla vurmaya hazır olduğunu'' söylediğini bildiriyor.

Açıklamayı yapan kişi, Netanyahu hükümetinde görev süresi dolmak üzere olan ulusal güvenlik danışmanı Yaakov Amidror.

Financial Times'a mülakat veren Amidror, İsrail ordusunun uzun süredir İran'ın nükleer programını sona erdirecek güçte olduğunu ve Başbakan Netanyahu'nun eğer gerekirse İran'ın tesislerine tek başına saldırmaya hazır olduğu konusunda hiçbir soru işareti bulunmadığını söylüyor.

Gazete, İsrail'den gelen bu son uyarıların Çarşamba günkü kritik İran görüşmelerinin öncesine rastladığına dikkat çekiyor.

Amerikalı yetkililer, İran'la nükleer pazarlıkların bir anlaşmayla sonuçlanmaya ''yakın'' durduğunu söylemişlerdi ve Financial Times, İran'a sunulan anlaşma önerisinden hiç memnuniyet duymayan İsrail'in Barack Obama hükümetini sert dilde eleştirdiğini yazıyor.

Doris Lessing'in ardından
İngiltere'nin Nobel ödüllü edebiyatçısı Doris Lessing'in ölümü gazetelerin ortak haberleri arasında.

2007 yılında Nobel'i kazanan 11'inci kadın yazar olan Lessing'in büyük boy fotoğrafları Independent ve Guardian'ın ön sayfalarında dikkat çekiyor.

Independent, 94 yaşında ölen yazarın siyasi romanlardan bilim-kurguya değin geniş bir yelpazede eserler verdiğini yazıyor.

Guardian, ardında 50'yi aşkın eser bırakan Lessing'in ölümünün edebiyat camiasında yas havası estirdiğini belirtiyor.

Başyazılarından birini Doris Lessing'e ayıran Daily Telegraph, ''İngiltere en büyük edebiyat yeteneklerinden birini kaybetti.'' diyor.

Gazetge, Dorris Lessing'i ''umutlu bir şüpheci'' diye tanımlamış:

''Lessing savaş üzerine, ırkçılık üzerine, yolsuzluk ve kötülük üzerine yazdı. Ama onun vizyonunun bir parçası, tüm bunların umut ve ihtiras içinde aşılabileceğine olan inancıydı.''

Almanya Basını
Berlin’de yayımlanan Die Welt gazetesinin Almanya’da son dönemde yaşanan kalifiye eleman açığına ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Almanya kalifiye elaman sıkıntısı çekiyor. Bu konuda zorluk çeken işverenler açısından kadın çalışanlar bulunmaz bir nimet! Özellikle de yedekte bekleyen, yani işsizlik parası başvurusunda bulunmamış olan, isterlerse aslında çalışabilecek durumdaki kadınlar bunlar. Firmalar işte bu kadın gruplarıyla irtibata girmeli ve onların çalışma hayatına dâhil olmaları için cazip tekliflerde bulunmalıdırlar. Peki nasıl olacak bu? İşverenlerin kadınların ayağına kadar gitmeleri, part-time çalışabilmeleri için onların meslek geliştirme/ilerleme kurslarına devam etmelerini sağlamaları ve ailesel durumlarına firmaların ayak uydurmalarını sağlamaları gerekir. İşverenler kadınlara, ‘kendi çalışma temponuzu kendiniz belirleyin’ diyerek, onlara cazip teklifte bulunmuş olurlar; zira bu firmaların tek şansı! Ama aynı zamanda toplum için de büyük bir fırsat!”

Frankfurter Rundschau gazetesinden seçtiğimiz yorum ise farklı bir konuda… . Yorumda Almanya'da aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti’nin (NPD) Saksonya Eyaleti'ndeki sığınmacılara karşı düzenlediği yürüyüş konu ediliyor:
“NPD ,Almanya’nın doğusundaki Erzgebirge’ye bağlı Schneeberg kasabasında bulunan bir sığınmacı yurduna karşı düzenlediği yürüyüşü masum göstermeye çalışıyor. Bu taktikle koyun postuna bürünmüş aşırı sağcı kurtlar, insanı hiçe sayan ideolojilerini ustaca gizleyerek, kasaba halkının gündelik sorunlarını ve korkularını anladıkları ve onları ciddiye aldıkları hissini veriyorlar. Schneeberg kasabasında sadece NPD yandaşlarının yaşadığı da sanılmasın! Bu nedenle yeni oluşturulan “İnsaniyet İçin Schneeberg” benzeri sivil toplum girişimlerinin de Almanya’nın tüm bölgelerinden desteğe ihtiyacı bulunuyor. Saksonya Eyaleti İçişleri Bakanı’nın kasabayı acil ziyareti Schneeberg’in renkli çehresi için verilmiş doğru sinyal. Ancak aşırı sağa karşı gün be gün mücadele veren ve kendilerini tek başına bırakılmış hissedenler için bunlar yeterli değil!”

Almanya’da büyük koalisyonu oluşturmak üzere Hıristiyan Birlik partileri ile Sosyal Demokrat Parti arasındaki görüşmeler devam ediyor. Sosyal demokratların lideri Sigmar Gabriel, Leipzig kentinde hafta sonunda tamamlanan parti kongresinde delegelere hitaben yaptığı konuşmada koalisyon müzakerelerinde daha sert bir tutum izleyeceklerinin sinyallerini verdi. Gabriel, asgari ücret ve çifte vatandaşlığın koalisyon için kırmızı çizgileri olduğunu da vurguladı.

Frankfurter Allgemeine Zeitung'un koalisyon görüşmelerine ilişkin yorumunda şu görüşler dikkat çekiyor:
“Sevecen insanlar, en başta da Almanya Başbakanı, tartışmalara yol açabilecek konulardan kaçınıyor, uzlaşmacı sinyaller vermeyi daha bir benimsiyor. Zira Merkel’ın alışılagelmedik bir biçimde lâfı dolandırmadan belirttiği gibi onlar ‘iktidar olmak ve yönetmet’ istiyorlar. Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) uzlaşma beklediği asgarî ücret, emeklilik yaşı, ya da (çifte)vatandaşlık gibi konular, Hıristiyan Demokrat Birlik'in (CDU) lideri Merkel için hiç de tahammül edilemeyecek ağır teklifler gibi gelmiyor. Daha ziyade Merkel’ın ortaya çıkan bu fırsatı kullanarak, sosyal demokratların yardımıyla partisini daha da ‘modernleştirmek’, yani sola kaydırmak istediği gibi bir izlenim bulunuyor. Çünkü Hıristiyan Demokrat Birlik partisi de büyük koalisyondan sonra siyasî geleceği konusunda kafa yormaya başlamış bulunuyor. Özellikle Sosyal Demokrat Parti’nin partinin geleceğine ilişkin üyeleri arasında düzenleyeceği anket sonrasında bu konu Hıristiyan Demokratlar için de daha ivedi hale gelecek.”

Regensburg’ta yayımlanan Mittelbayerische Zeitung da koalisyon görüşmelerini yorum sütununa taşımış:
“Merkel, sosyal demokratların Leipzig Kongresi'nden bu yana başbakanlığının sadece tüm Almanya'da geçerli bir asgarî ücret uygulamasına değil, göçmenlerin burada doğan çocukları için çifte vatandaşlık uzlaşmasına da bağlı olacağının iyice farkına varmış durumda. Ancak konuya yakından bakıldığında, sosyal demokratların bu talepleri büyük koalisyonun önündeki gerçekten aşılmaz engeller olarak görünmüyor. Ayrıca bu talepler devlete de ek malî yük getirmeyecek. Hıristiyan Birlik partilerinin ve SPD'nin seçim kampanyalarında vaat ettikleri başka konular ise bu kadar az maliyetli olmayacak gibi görünüyor.”

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi Filipinler'deki Haiyan Tayfunu ve bununla birlikte tekrar başlayan iklim değişimi tartışmalarını ele alıyor:

"İklim değişimi sadece Filipinler'i etkilemedi. Bundan bir yıl önce de New York'ta Sandy kasırgasının ardından kent dört metreye ulaşan suların altında kalmıştı ve ABD geçen yıl aynı zamanda son 60 yılın en kötü kuraklığını atlatmıştı. Çin'in büyük kentlerindeki hava, artık solunacak gibi değil. Yenilmez gibi görünse de, iklim değişimi sorunu en başından çözümlenemeyen bir sorun da değil. Ancak Fransa'nın Bretanya Bölgesi'nde korkularak yürürlüğe konulan otoban harcının isyana yol açtığı bir dönemde, bu tür kısıtlamaları uygulamaya koymanın ne kadar zor olduğu tahmin edilebiliyor."

Bir başka Fransız gazetesi La Croix ise bugünkü sayısında ay sonunda yapılması planlanan Suriye Barış Konferansı'na ayırıyor yorum sütunlarını:

"Rusya ve ABD'nin inisiyatifiyle bu yıl sona ermeden bir Suriye Konferansı'nın düzenlenmesi planlanıyor. Konferansa giden yol engellerle dolu, ancak süper güçlerin baskısı giderek artıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la telefon görüşmesi yaptı ve Suriye muhalefetinin en önemli koalisyonu kısa bir süre önce ilk kez konferansa katılacağını açıkladı. Suriye'de bir ulusal birlik geçiş hükümeti oluşturulması isteniyor. Ülkede üç önemli güç odağı var: Suriye rejimi, muhalefet ve yurtdışından destek alan cihat savaşçıları. Bu nedenle bir uzlaşmanın sağlanması çok zor. Ancak bu, bunun denenmemesi için bir gerekçe değil."

İsviçre Basını
İsviçre'den Neue Zürcher Zeitung Leipzig'deki Sosyal Demokrat Parti Kongresi'ni irdeliyor. 'Sosyal Demokrat Parti artık reform istemiyor' başlıklı yorumda şu satırlara yer veriyor:

"Parti kongresi, Hrıstiyan Birlik partileri ile koalisyon müzakerelerinin sürdüğü bir dönemin tam ortasında yapıldı. Bu durum, Sosyal Demokratlar-Hrıstiyan Birlik partileri koalisyon müzakerelerinin neden şimdiye kadar tartışmalı konuları açıklığa kavuşturamadığını gösteriyor. Genel Başkan Sigmar Gabriel, Birlik partileriyle sağlamak zorunda olduğu, delegeler tarafından reddedilecek uzlaşmaların sayısını mümkün olduğunca az tutmak istiyordu. Bu nedenle Birlik partileri ile bundan sonraki müzakereler zor olabilir. Sosyal Demokrat Parti, üzerinde pazarlık yapılan koalisyon sözleşmesini yine de parti üyelerinin onayına sunacak. Parti yönetimi, paketin tamamına onay verilmesini çok büyük bir ihtimal olarak görüyor çünkü Sosyal Demokrat Parti liderlerinin hemen hepsi Birlik partileri ile süren koalisyon müzakerelerini destekliyor."

Hollanda Basını
Hollanda'dan Trouw gazetesi ise Soyal Demokrat Parti'nin Hrıstiyan Birlik Partileri'yle yürüttüğü koalisyon müzakerelerini şöyle yorumluyor:

"Angela Merkel ve Sigmar Gabriel tartışmasız Sosyal Demokratlar ile Hristiyan Birlik partileri arasındaki müzakerelerin en önemli isimleri. Sosyal Demokrat Parti daha zayıf görünse de Gabriel stratejik olarak asıl kozu elinde bulunduran kişi. Bunu Leipzig'deki Sosyal Demokrat Parti Kongresi'nde, partisinin kapılarını Sol Parti'ye biraz daha açarak göstermiş oldu. Bugüne dek Sol Parti ile işbirliğini reddediyordu. Ancak Sol Parti'ye mesaj vererek, Merkel'i korkutmak istedi. Sol Parti ile olası bir koalisyon en erken 2017 yılında mümkün olsa bile Gabriel giderek önem kazanıyor ve anlaşılan bunun tadını çıkarıyor."

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.