Avrupa Basınında Bugün (11 Kasım 2013)
İngiltere Basınıİngiliz gazetelerinin ortak konusu Filipinler'i yerle bir eden tayfun...
Gazetelerin çoğu bu konuyu manşetten vermiş. İç sayfalarda da geniş yer ayrılmış.
Felaket bölgesinden yıkım manzaları ve her yaştan çaresiz insanların görüntüleri de habere eşlik ediyor.
Guardian sadece bir bölgede en az 10 bin kişinin ölmüş olabileceği bildiriliyor.
Daily Telegraph ise kurtarma çalışanlarının ölü sayısının artacağı kaygısını dile getirdiklerini kaydediyor.
Gazete, aç felaketzedelerin ellerinde silahlarla enkaz altındaki sokaklarda gezdiğini yazıyor.
Yetkililer, felaketzedelere yardım dağıtmakta güçlük çektiklerini, sık sık yağmalama olayları görüldüğünü belirtiyor.
Independent cesetlerin sularda yüzdüğünü, ağaçlardan sarktığını ve enkaz arasında yattığını kaydediyor.
Times da bir felaketzedenin "sanki dünyanın sonu gelmiş gibi" dediğini aktarıyor.
Gazeteler yüz binlerce kişinin tayfun nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığını yazıyor.
İran'la nükleer pazarlık
İran'ın nükleer programı üzerinde yürütülen görüşmeler gaztelerin diğer bir ortak konusu.
Guardian görüşmelerin çıkmaza girebileceğini yazıyor.
Gazeteye göre Fransa'nın görüşmelere engel getirmesi ABD'yi şaşırttı.
Gazete, İsrail lideri Netanhayu'nın da Batılı ülkelere yeniden düşünme çağrısı yaptığını aktarıyor.
Independent konuyu bir karikatürle özetlemiş: ABD Dışişleri Bakanı bir uçurumun üzerinden uzanarak, diğer kıyıdaki bir ağaçta asılı elmayı koparmaya çalışıyor.
Elmanın üzerinde de "İran'la nükleer anlaşma" yazıyor.
Financial Times İran'ın yeni yaptırım tehdidiyle yüzyüze olduğunu belirtiyor.
Gazete, ABD Kongresi'nin petrol ticaretine yeni kısıtlamalar getirme niyetinde olduğuınu yazıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede de, İranlı uzman Necmi Bozorgmehr, gelişmelerin İran görüşme heyetinin başındaki Muhammed Cevad Zarif'in anlaşmaya varmayarak İran içinde elini güçlendirdiği görüşünü dile getiriyor.
Yazara göre, bu sayede İran'daki radikal kanat Zarif'i "ne pahasına olursa olsun anlaşmaya çalışmakla suçlayamayacak".
Daily Telegraph da İsrail'in bir anlaşmayı önlemek için diplomatik atağa geçtiğini bildiriyor.
Kuzey Koreliler dış dünyayı keşfediyor
Independent "gizli devletten dijital kaçış" başlıklı haberinde yeni teknolojinin Kuzey Kore halkına dış dünyayı tanıma fırsatı verdiğini yazıyor.
Gazete Kuzey Kore yönetiminin halkın dünyayı görme tarzı üzerinde total kontrole sahip olduğunu ancak bu kontrolün kaçakçılar tarafından delindiğini bildiriyor.
Kaçakçıların ülkeye soktukları şey ise filmler ve videolar.
Haberi hazırlayan James Jones soruyor: "totaliter rejimi çökerten pop kültürü mü olacak?
Haberde, Güney Kore'nin başkenti Seul'den Kuzey'e yayın yapan Açık Radyo'nun Kuzeylileri dış dünyadan haberdar ettiği belirtiliyor.
Bu radyonun bazı çalışanları Kuzeyden Güney'e kaçmış kişiler.
Ülkede otoriteye karşı koyma veya ciddiye almama tavrının giderek arttığı belirtilen haberde bir Kuzey Korelinin şu sözleri aktarılıyor: "radyoyu dinledikçe, bize öğretilenlerin doğru olmadığını daha iyi anladım; bizi kandırmışlar"...
Mandela'nın torunu cinsel taciz kurbanı
Times Güney Afrika'nın eski lideri Nelson Mandela'nın torununun cinsel tacize maruz kaldığını yazıyor.
Haberin kaynağı Zoleka Mandela'nın otobiyografisi.
Zoleka Mandela bu kitapta "sekiz yaşımdan on dört yaşıma kadar bana bakması gereken insanların cinsel tacizine uğradım" diyor.
Torun Mandela bu kişilerin kimler olduğunu ise açıklamıyor.
Zoleka'nın annesi Zindzi Mandela, babası Nelson Mandela yıllarca hapis yattığı için babasız büyümüş.
Zoleka'nın anneannesi Winnie Mandela da sık sık hapiste imiş.
Zoleka kitabında annesi Zindzi'nin gençliğinde sökülmüş bir Kaleşnikof'u 38 saniyede yeniden bir araya getirebildiğini yazıyor.
Zoleka yaşadığı cinsel tacizden uzun yıllar annesini sorumlu tuttuğunu ama artık onun da içinde bulunduğu koşullarda daha iyi annelik yapamadığını anladığını belirtiyor.
Zoleka ilk sevgilisine dokuz yaşındayken sahip olduğunu daha sonra da uyuşturucu bağımlısı olduğunu yazıyor.
Zoleka'nın aşırı kokain almış halde kendini öldürmeye kalkmasından bir hafta sonra kızı Zenani olmuş.
En büyük çocuğu olan Zenani bir Dünya Kupası konserinden dönerken geçirdiği trafik kazasında ölmüş.
Ve Zoleka bu haberi hastanedeki yatağında almış.
Almanya BasınıMünih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung yorumunda, Filipinlerdeki Haiyan tayfunundan yola çıkarak, Varşova’da başlayan İklim Konferansı’na atıfta bulunuyor:
“İklim araştırmacılarının görüşüne göre dünyayı tehdit eden tehlikeyi Haiyan tayfunu gözler önüne serdi: Aşırı kötü hava şartları dünyayı gittikçe etkisi altına alıyor. Tam da bu Pazartesi günü dünyanın dört bir yanından uzmanların Varşova’daki İkilim Konferansı’nda buluşmaları bu anlamda iyi bir tesadüf oldu. İklim konusundaki görüşme süreci enerjisini kaybetmeye yüz tutmuşken (Filipinlerdeki) doğal afet bölgesinden gelen görüntüler, facianın ne kadar büyük yıkımlara, insan kayıplarına sebep olduğunu çok net bir biçimde gözler önüne sermiş bulunuyor ve iklim politikalarının duraksamasının bedeli ödeniyor. Son dönemlerde yeni iklim politikalarının maliyetinin ne olacağı konusu ile lüzumundan fazla uğraşılmıştı.”
Stuttgarter Zeitung'un yorumu da BM İklim Konferansı ile ilgili:
“ABD ve Çin’den, iklimin korunması doğrultusunda daha fazla çaba gösterecekleri yönünde sinyaller geliyor. Zaten şu sıralarda iklimin korunması yönünde propaganda yapmayan hiçbir dünya kuruluşu ya da holding yok gibi. Neredeyse dünyanın her ülkesi, hatta Pakistan, Vietnam ve Kenya gibi ülkeler bile artık iklim programları hazırlıyorlar. İşte bu durumda Avrupa’ya, Almanya’ya özel sorumluluk düşüyor. Çünkü onlar diğerlerine örnek oluşturabilir, bu alanda motor güç olabilirler. Almanya’ya ise kilit rolü düşüyor. Eğer Almanya’da başlatılan enerji dönüşümü başarı ile sonuçlanır ve ülkenin rekabet gücü ile toplumun refahının yenilenebilir enerjilerle de mümkün olduğu kanıtlanabilirse, fosil enerjilerden vazgeçme sürecinde güçlü bir argüman kazanılmış olur. Bu da, iklimin korunması yönünde atılan ilk adım anlamına gelecektir.”
İran’ın nükleer programına ilişkin Cenevre’de yapılan görüşmelerde bir uzlaşma sağlanamadı. Görüşmeler 20 Kasım tarihine ertelendi. Ancak taraflar bu buluşmada ilerleme kaydedildiğinin altını çizdiler. Frankfurter Allgemeine Zeitung konuya ilişkin yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Cenevre buluşmasından bir sonuç çıkartmak gerekirse, ara çözüme gitmek üzere bir ara yol bulunduğu söylenebilir. Bu ara çözüm ise tüm dünyayı ilgilendiren bu anlaşmazlığın gelecekteki nihaî çözümüne temel oluşturabilir. 10 gün sonra yapılacak toplantıda bir ara çözüme varma olasılığı bile anlaşmazlığın ne kadar çetrefil olduğunu gösteriyor. İran’ın nükleer programına ilişkin tüm bilgilerin olanca şeffaflığı ile ortaya dökülmesini şart koşan bir anlaşma imzalanmadığı takdirde, İran’ın atom bombasına sahip olması ‘kabul edilemez’ şeklinde ifade edilen tehdidi uygulamaya geçirme zamanı yaklaşmış olacaktır. Tabii ki askerî müdahalenin sonuçlarının çok ağır olacağı bilindiğinden batılı ülkeler böyle bir adımı atmaktan -haklı olarak- çekiniyorlar.”
İran’ın nükleer programı konusunda Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi beş ülke ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya'nın katıldığı ve sonuçsuz kalan Cenevre toplantısına ilişkin olarak Köln’de yayımlanan Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi şu görüşleri yorum sütununa taşımış:
“Cenevre buluşmasından ‘İlerleme kaydettik ama henüz bir anlaşma mümkün görünmüyor’ sonucu çıktı. Toplantıdan sızan bilgilere göre Fransa, İran’ın samimiyetine tam ikna olmuş değil. O nedenle gelecek toplantıya kadar diplomatik çabaların İran’ın nükleer programda batı ile işbirliği isteğini daha güçlü bir biçimde ifade etmesi yönünde yoğunlaştırılması gerekli. İran ile imzalanacak ama tarafların samimiyetine inanmadıkları ve uzun vadede batılı ülkeler arasında nifak tohumları ekebilecek bir anlaşma en kötü çözüm olurdu.”
Fransa BasınıFransız Le Monde, İran’ın nükleer programına ilişkin Cenevre’de başlatılan görüşme turunu şöyle yorumluyor:
“İran’ın temel talebine yanıt verilmediği takdirde kendisinden beklenen tavizlere yanaşacağını düşünmek hayalcilik olur. O temel talep ise -sıkı uluslararası kontrol altında da olsa- İran’ın uranyum zenginleştirmesine devam etmek istemesi. Bu tür bir pazarlığa karşı olan İsrail ile Amerikan Kongresi’nin belli bir bölümü bu konuda görüşmeleri daha başlamadan engelleme niyetindeler. Oysa ki bu konuda kaybedilecek çok şey var. İran’ın nükleer programına ilişkin varılacak bir anlaşma Washington ile Tahran arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin de başlangıcı olurdu. Kudüs’te, Riyad’da ya da Ankara’da bu konuda nasıl düşünülürse düşünülsün, böyle bir girişim Ortadoğu’daki durumun da belirgin bir biçimde istikrara kavuşmasına yol açardı.”
İspanya BasınıSol liberal İspanyol gazetesi El Pais ise yorumunda farklı bir konuya, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz hadlerini düşürmesine değiniyor:
“Avrupa Merkez Bankası faiz hadlerini düşürmekle doğru yaptı. Bankanın para politikalarının başlıca hedefi fiyat istikrarının korunmasıdır. Euro Bölgesi'nde son dönemlerde enflasyon oranında düşündürücü bir gerileme yaşandı. Birçok uzmanın görüşüne göre şu an deflasyon tehlikesi, hedeflenen fiyat artışlarının yüzde 2 oranını geçmesinden daha muhtemel bir tehlike. Avrupa Merkez Bankası'nın hedefleri arasında işsizlikle mücadele bulunmuyor. Ancak konjonktürün yavaştan canlanması, Japonya'nın 10 yıldan fazla bir süre yaşamak zorunda kaldığı uzun süreli duraksama döneminin yaşanmaması için elden gelen her şeyin yapılmasını zarurî hale getiriyor.”
İsviçre Basınıİsviçre'den Neue Zürcher Zeitung'un aynı konudaki yorumunda şunları okuyoruz:
“Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'ye göre banka denetleme kurulunun bazı üyeleri sadece iş yapıyor gibi görünmek için faaliyette bulunulmamasını, bunun yerine fiyat gelişimindeki gidişatı daha iyi görmek için daha fazla veri gelmesinin beklenmesini tavsiye ettiler. Bu azınlık pozisyonuna bir hayli sempati ile bakmak gerekir. Çünkü faiz hadlerini ön tedbir olarak düşürmek çok risklidir. Bu gelişme ile birlikte sıfır noktasına çok yaklaşılmış olur ve piyasanın Avrupa'da Japonya benzeri durumlara ayak uydurma tehlikesi baş gösterir çünkü Merkez Bankası'nın deflasyon ile mücadelede cephanesinin tükendiğinden endişe edilir. Belki de Draghi'nin faiz düzenlemesinde, daha sakin davranılmasından yana olan banka denetleme kurulunun azınlık üyelerine kulak vermesi daha hayırlı olurdu.”

YORUM YAZIN