Header Ads

"KCK Basın Davası"nın 6. Duruşması: "Hakikate Kelepçe Vurulamaz"


22'si tutuklu 46 Kürt gazetecinin yargılandığı "KCK Basın Davası"nın 6. duruşması başladı. Duruşmalar 27 Eylül'e kadar devam edecek.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları karşısında bulunan İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada tutuklu gazetecilerden Nahide Ermiş dışında tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatları hazır bulundu.

Duruşmayı Avrupa Parlamentosu'ndan Jaroslaw Walesa ve Sattad Karım, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, CPJ Türkiye temsilcisi Özgür Öğret, Pen üyesi Aslı Erdoğan, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Gutierrez Ricardo ile birlikte çok sayıda kişi izliyor.

Kimlik tespitlerinin ardından duruşma DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan'ın savunması ile başladı.

Yargılandığı ilk günden bu yana neden "Ez lı vırım" dediğini anlatan Kaplan, "Şırnaklı Kürt bir baba ve Tokatlı Türk bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Anlayacağınız anadili Türkçe olan fakat iki dilli ve iki kültürlü bir yurttaşım. Ama kamu emekçisi olan anne ve babamın işleri sebebiyle batı illerinde doğdum, büyüdüm ve eğitimimi buralarda tamamladım. Bu süreçte ikinci dilim olan Kürtçe'yi hem evimizin içerisinde yoğun olarak kullanılmaması hem de Kürtçe üzerinde yıllardır sürdürülen, bugün de devam eden inkar ve asimilasyon politikaları sebebiyle tam anlamıyla konuşamıyorum" dedi.

KAPLAN: SANSÜR OPERASYONUYDU
Anadilde savunma yasağını hatırlatan Kaplan, "Yanı başımdaki arkadaşımın anadilinde kendisini ifade etmesi yasaklanırken, ben anadilimde gönlümce konuşmayı vicdani ve ahlaki olarak doğru bulmadım. Çünkü bir insanın anadilini yani kendisini en rahat ifade edebileceği dili inkar eder, yasaklarsanız o insanı da inkar etmiş, yok saymış olursunuz. Bu tavır da kabul edilebilecek bir durum değildir. Ben de bu sebeple geçtiğimiz duruşmalar boyunca anadil mücadelesi veren arkadaşlarım, meslektaşlarıma destek olmak için Kürtçe ifade verdim" dedi. Direniş sonucu anadilde savunma yasağının kaldırıldığını belirten Kaplan, arkadaşları anadillerinde savunma verebildikleri için vicdanı rahat bir şekilde Türkçe savunma yapacağını kaydetti.

21 Aralık 2011'de gazetecilere yönelik operasyonu "polis-iktidar-yargı işbirliğiyle yapılan büyük bir ayıp" olarak tanımlayan Kaplan, "Arkadaşlarımız siz her ne kadar bu nitelendirmeyi kabul etmeseniz de savunmalarının en başında bu bir sansür operasyonudur dedi. Evet bu bir sansür operasyonuydu. Düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğüne bir darbeydi, basın ve gazetecilik mesleğinin suçlanmasıydı, en önemlisi de Kürt özgür basınını topyekün mahkum etme ve kriminalize etme girişimiydi" dedi.

'GERÇEĞE KURŞUN İŞLEMEDİ'
Operasyonun hedefinde ise "hakikati karartma" olduğunu dile getiren Kaplan, şöyle devam etti: "Bu operasyonun asıl amacı gerçeği yazmaktan taviz vermeyen Kürt basınına sopa göstermek ve hakikati karartmak çabasıdır. Peki sonuç ne oldu? İfade ve basın özgürlüğü denildiğinde akıllara baskılarla, sansürle, hapis cezalarıyla, gazetelerin bombalanması, gazetecilerin kafalarına sokak ortasında sıkılan kurşunlarla gelen ve basın özgürlüğü karnesi kırık notlarla dolu olan Türkiye'nin karnesi bir kırık not daha kazanmış oldu. Peki gerçek yok edilebildi mi? Bu basın geleneğinin her zaman söylediği gibi gerçeğe kurşun işledi mi? Bizler kelepçelendik ama hakikate kelepçe vurabildi mi? Bir nafile çaba daha boşa çıktı. Bu iktidar alışkanlığı sonrası ne bu basın geleneği gerçeği söylemekten vazgeçti, ne de halklar gerçeğe ulaşma çabasından. Aslında devletin çokça denemiş olduğu fakat hiçbir zaman sonuç alamadığı bir yoldu ama 'devlet aklı' denilen akıl herhalde böyle işliyor."

NEDEN DİHA?
Operasyonun hedeflerinden birinin de ezilenlerin sesini topluma duyurmaya çalışan ve bunu yaparken gerçeklerden taviz vermeyen Dicle Haber Ajansı olduğunu söyleyen Çağdaş Kaplan, "İçinden geldiğim bir yapıya kör olmam tabi ki beklenemez. Çünkü ben bir sosyalistim. İşte kurumum ve biz yargılanan gazeteciler tam da bu yüzden bu operasyonun hedefi olduk. Çünkü DİHA 'Herkesin haber alma, bilgi edinme, özgür düşüncesini ifade etme ve eleştiri hakkına sahip olduğu' gerçeğini rehber aldı. Evrensel değerler olan insan hak ve özgürlüklerine; ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet farkı gözetmeksizin toplumsal farklılıklara saygılı olmayı rehber edindi. Toplumun doğru haber alma hakkına sonuna kadar bağlı kalmaya çalıştı, basın etiğinden taviz vermedi, her türlü sansürü reddetti. Hakikati ne pahasına olursa olsun topluma götürmeye çalıştı" diye konuştu.

Dava tutuksuz sanıkların savunmaları ile devam ediyor.

(etha)
foto: arşiv

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.