Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (5 Ağustos 2013)


İngiltere Basını
Amerika Birleşik Devletleri'nin, elde edilen istihbarat sonucu, olası bir saldırı tehdidi karşısında Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki birçok diplomatik temsilciliğini hafta sonu kapatması İngiliz gazetelerinde geniş yer buluyor.

Daily Telegraph gazetesi, Con Coughlin imzasıyla yayınladığı değerlendirmede, Batılı ülkelerin bu son istihbaratın ardından yaşadıkları endişenin, El Kaide tehdidinin henüz yenilmediğini ortaya koyduğunu vurguluyor.

Bu savaş henüz bitmedi
Coughlin, "Bu savaş henüz bitmedi" başlıklı yazısında, "Ölümcül bir düşüşte olduğu söylenen bir örgüt için, hafta sonunda yaşananlar ve Batılı ülkelerin telaşı, El Kaide için oldukça tatmin edici bir sonuç olmalı. Tehdidin ne olduğu tam olarak bilinmese de, Amerikan istihbarat yetkilileri, El Kaide'nin Ramazan Bayramı için büyük bir saldırı planladığına ikna olmuş durumdalar" diyor.

Gazetenin haberine göre tehdit, özellikle Yemen'deki bir El Kaide hücresini işaret ediyor. Son yıllarda, El Kaide örgütünün parçası olan Arap Yarımadası'ndaki El Kadie'nin, en kanlı eylemleri düzenleyen grup olduğunu vurgulayan Daily Telegraph yazarı, bu militanların zayıf hükümetleri olan Müslüman ülkelerde konuşlandığını, yıllardır iç savaş ve istikrarsızlık içindeki Yemen'in bu örgüt için ideal bir merkez olduğunu ifade ediyor.

Hafta sonunda kapatılan büyükelçiliklerin, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın 'terörle savaş sona ermek üzere olduğu' ve 'Usame bin Ladin’in öldürülmesi ardından El Kaide'nin Batılı ülkeleri hedef alan büyük ve kanlı saldırılar düzenleme becerisi kalmadığı' saptamalarıyla çeliştiğini savunan Con Coughlin, Washington'daki yetkililerin işi şansa bırakmak istemediklerini ancak bir saldırı olmasa bile, yaşananların El Kaide ve ona bağlı örgütlerden gelen tehdidin devam ettiğini gösterdiğini belirtiyor.

El Kaide'nin son dönemlerdeki en büyük başarısının, Suriye'deki ılımlı muhalefete sızmak olduğunu yazan Con Coughlin, El Kaide'yle ittifakını gizlemeyen el Nusra Cephesi'nin, Özgür Suriye Ordusu'nun bir komutanını öldürerek 'bir iç savaş içinde iç savaş' çıkarmayı başardığını söylüyor.

Daily Telegraph yazarı, yorumunu şu sözlerle noktalıyor:

"El Nusra Cephesi'nin temel amacı Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirmek ve Suriye'de tartışmasız bir İslam devleti kurmak. Bu süreçte Suriye'nin kimyasal silah stoklarını da ele geçirmek istiyor. Yıllardır El Kaide'nin temel amaçlarından birisi, kitle imha silahlarına sahip olabilmek ve Batı'ya karşı geniş bir kanlı savaş yürütmek. Bugüne dek bunu başaramadı. Ancak Suriye ve Arap dünyasındaki diğer müttefikleri bunu başarırsa, Başkan Obama ve Batılı ülkelerin karşısına, diplomatik temsilciliklerini birkaç gün kapatmaktan daha büyük sorunlar çıkacak."

Yandaşları Mursi için pazarlık yapıyor
Independent gazetesi, dünya haberlerine ayırdığı sayfalarında, Mısır'daki son gelişmeleri değerlendiriyor.

Devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin taraftarlarının yenilgiyi kabullendiğini ve Mursi'yi ülkeden çıkararak sürgüne gönderme planları yaptıklarını belirten gazete, bu konuda gizli görüşmelerin devam ettiğini belirtiyor.

"Muhammed Mursi yandaşları, Cumhurbaşkanı'nın serbest bırakılması ve ardından resmî olarak 'istifa etmesi' konusunda gizli görüşmeleri sürdürüyor" diyen Independent olası seçenekleri şöyle aktarıyor:

"Tartışılan seçeneklerden biri, gözaltına alındığından beri halkın karşısına çıkmayan devrik Cumhurbaşkanı'nın televizyondan yayınlanacak bir konuşmayla istifa etmesi ve yetkilerini Başbakan Hazım el-Beblavi'ye devretmesi. Bir diğer seçenek ise Mursi'nin gözaltından serbest bırakılması ve sürgün olarak bir başka ülkeye gönderilmesi."

Gazete, Mısır'ın en üst güvenlik kurumu olan ve geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur ve Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el-Sisi'nin de üyesi olduğu, Ulusal Savunma Konseyi'nin bir uyarı yayınladığını ve 'müzakerelerin sonu açık şekilde devam edemeyeceğini' söylediğini ifade ediyor.

Hafta sonunda Washington Times gazetesine bir mülakat veren Genelkurmay Başkanı el-Sisi'nin Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'ni eleştirdiğini belirten gazete, "Batı'nın Mısır'da orduya verilen halk desteğini tam olarak anlamadığı algısı nedeniyle el-Sisi Washinton ve diğer Batılı hükümetleri eleştirdi ve "Özgürlük ve demokrasinin sadece sizin ülkelerinizin tekelinde olduğunu, diğer ülkelerin bu haklara sahip olmadığını mı düşünüyorsunuz?" sözleriyle Batı'nın Mısır'a sırtını döndüğünü savundu" görüşüne yer veriyor.

Sınır tanımayan savaş
Times gazetesi de Orta Doğu'daki gelişmelerden etkilenen bir başka ülkeyi, Lübnan'ı yorum sayfalarına taşımış.

'Sınır tanımayan savaş' başlıklı değerlendirmesinde gazete, Lübnan'daki çalkantıların, Suriye konusunda kararlı adımlar atılmamasının sonucu olduğunu belirtiyor.

Gazetenin değerlendirme yazısı özetle şöyle:

"Suriye'nin sorunları sadece Suriye'nin sorunları değil. İki yıl önce yerel bir ayaklanma olarak başlayan huzursuzluk mezhepler arası bir iç savaşa dönüştü ve Orta Doğu'daki hemen her ülke de bundan payını alıyor. Çatışmalar uzadıkça mezhepler arası savaşın yayılma riski de artıyor.

"Bu riskin en yüksek olduğu ülkelerin başında, mezhep farklılıklarının devletin yapısına örüldüğü Lübnan geliyor. Lübnan nüfusunun yarısı Müslüman. Sünnî ve Şiîler'in oranı da yarı yarıya. Yasa gereği, Lübnan Başbakanı Sünniler'den, Meclis Başkanı'ysa Şiîler'den seçiliyor.

"Suriye ve İran'dan destek alan Şiî örgüt Hizbullah hükümete girmiş durumda ve askerî olarak Lübnan ordusundan çok daha ileri seviyedeler.

"Bir bakıma Lübnan, Suriye’deki çatışmaların aslında zaten içinde. Yaklaşık 200 bin Suriyeli mülteci sınırı geçerek Lübnan'a geçti. Bu, Lübnan'ın hassas demografisinde önemli bir değişim olabileceği endişelerini de beraberinde getirdi. Öte yandan, rejimin devrilmesi durumunda kendi geleceğinden endişe eden Hizbullah, Beşar Esad'a bağlı güçlere Kuseyr ve Humus'un muhalif güçlerden geri alınmasında destek vermeye başladı. Bunun karşılığı Lübnan'ın başkenti Beyrut’ta Başkanlık Sarayı'nı hedef alan roketler ve artan mezhep çatışmaları oldu.

"Uluslararası toplumun, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a karşı kararlı ve anlamlı adımlar atamaması çatışmaların yayılmasına neden olan sebeplerden birisi.

"Suriye'deki muhalefeti silahlandırmak için ortada çok geçerli sebepler var. Bu çatışmaları oluruna bırakmak sadece şiddetin artmasına neden olacak. Esad müzakere masasına oturtulmalı ve bunu sağlamanın bir yolu elindeki askerî avantajı ortadan kaldırmak. İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, iki ay önce, Suriye'deki durumu 'Kötüye giden bir rotada' diye tanımlamıştı. Durum hâlâ böyle."

Almanya Basını
Bugünkü Alman gazeteleri, hafta sonunda terör saldırısı düzenleneceği yönünde yapılan uyarılar, İran'da yeni Cumhurbaşkanı'nın görevine başlaması ve Almanya'da doping tartışmalarıyla ilgili yorumlara ağırlık veriyor.
Neue Osnabrücker Zeitung bugünkü sayısında, gizli servislerin hafta sonunda terör saldırısı düzenleneceği yönünde istihbarat almaları üzerine ABD'nin başta Yemen olmak üzere birçok ülkedeki diplomatik temsilciliklerini geçici bir süreliğine kapatmasını ele alıyor:
"Gizli servisler ve Interpol'ün, tehdidin arttığı yönünde yaptığı uyarılar, endişe verici bir dizi gelişme olarak kendisini gösteriyor. El Kaide ve diğer İslamcı radikal gruplar, yeniden saldırıya geçebilecek gücü kazandı. Usame Bin Ladin'in 2011 yılında öldürülmesi, bu terör şebekesi için yenilgiydi, ama batış değildi. Fanatiklerin cezaevlerine düzenlediği son sansasyonel saldırılarda, yüzlerce terör savaşçısı firar etti. Boston Maratonu'na düzenlenen terör saldırısı, fanatiklerin Batı'yı yeniden vurmak için sadece bekleyişte olduğunu gösteriyor. Ancak hiç kimse bu nedenle paniğe kapılmamalı. ABD ve Avrupa 11 Eylül saldırılarından bu yana, özgürlükleri esaslıca kısıtlamadan, bu tehditle yaşamayı öğrendi."
Augsburger Allgemeine aynı konuyla ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
"Geçen hafta sonunda alışılmışın dışında önlemler alanlar, uluslararası terör uyarıları ve kapsamlı güvenlik önlemlerinin etkili olduğunu söyleyecektir. Bu büyük endişelerin nedeni, El Kaide'nin üst düzey temsilcilerinin yaptığı ve dinlemeye takılan görüşmeler.
Edinilen bu bilgiler ne kadar sağlamdı, buna terör örgütleri konusunda uzman olanlar karar vermek zorunda. ABD Başkanı Barack Obama bundan bir yıl önce Libya'nın Bingazi kentinde Amerikan Konsolosluğu'na düzenlenen saldırıda yaşanan hezimete bir kez daha uğramamak için riske girmedi. Diğer yandan böylesine bir terör uyarısı, büyük prestij kaybetmiş oyaolan Ulusal Güvenlik Kurumu'nu (NSA) dinleme skandalı nedeniyle yapılan eleştirilerden kurtarmaya da hizmet eder."
Bugünkü gazeteler İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin hafta sonunda yemin ederek görevine başlamasına da geniş yer ayırıyor. Ludwigshafen'den Rheinpfalz'ın yorumu şöyle:
"Ruhani'nin tarzının, katı ve tuhaf selefinden daha iç açıcı olacağı kesin. Ancak yeni Cumhurbaşkanı, ülkesine uygulanan yaptırımların gevşetilmesi için uranyum zenginleştirmeyi durdurmaya ve ülkesinin nükleer programını hiçbir açık kalmaksızın uluslararası denetime açmaya hazır mı? Buna inanmak, Ruhani'nin vatandaşlık haklarını güçlendireceği yönündeki sözüne inanmak kadar zor. 1989 yılından beri ülkenin ruhani lideri olan Ayetullah Ali Hamaney, nükleer program ya da kilit önemdeki makamlara kimin getirileceği konusunda son sözü söylüyor. Hamaney'in onayı olmaksızın hiçbir gelişme kaydedilemez. Bu nedenle makamı yıpranmaya devam edecektir. Bu, hepimizin yakından bildiği gibi aynı zamanda İslam Cumhuriyeti'nin sonu anlamına da gelebilir."
Thüringische Landeszeitung bugünkü sayısında Almanya'da 1950'den günümüze sporda dopingi mercek altına alan, yıllardır gizli tutulan raporu analiz ediyor. Gazete raporun duvarın yıkılması öncesinde özellikle Batı Almanya'da sporcularda yoğun doping kullanımını ortaya çıkardığını belirterek şu görüşlere yer veriyor:
"Gerçekten nasıldı? Bu konu üzerine açık açık konuşulması istenmiyor. Batılılar, Soğuk Savaş sırasında Doğudakiler'den her zaman iki kat daha iyiydi. Bu durumda, madalyaları toplayıp, aynı anda temiz adam rolü oynanıyordu. Doğu'nun insan makineleri, sırf arkalarında doğru bir yönetim biçimi olduğu için daha iyi olması gereken Batı'nın ulvi sporcularıyla karşı karşıyaydı.O yıllarda Batı Almanya'da yönetimde olanların düşünme biçimi bu kadar basit olmalı ki sporculara doping iğneleri ve ilaçlar verildi. Olan bitenlerin sorumlulara hiçbir biçimde yaptırımı olamayacak. Ancak bütün bunların açıklığa kavuşması önemli."

Diğer
Rusya'dan Kommersant gazetesi bugünkü sayısında, Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) dinleme faaliyetlerini basına sızdıran Edward Snowden nedeniyle gerilen ABD-Rusya ilişkilerini ele alıyor. Gazeteye göre iltica talebinde bulunduğu Rusya'dan olumlu yanıt alan ve şu an nerede olduğu bilinmeyen Snowden, iki ülkenin ilişkilerini sorgulamasına vesile olabilir:
"Edward Snowden Rus-Amerikan ilişkilerinin düzeltilmesine vesile oluyor. ABD, Obama'nın Putin'le Snowden olayını görüşeceği buluşmanın iptal edilmesi halinde, Obama'nın St. Petersburg'da yapılacak G20 zirvesi programını temelden gözden geçirmeye çekinmiyor. Sadece bu da değil. ABD ve Rusya savunma ve dışişleri bakanlarının 9 Ağustos'ta Washington'da yapacağı, G20 hazırlık toplantısı da gözden geçirilebilir. Amerikalı uzmanlar Baracak Obama çok zor durumda olduğundan iki ülkenin ilişkisinde ağır bir hasarın oluştuğundan emin."
Belçika'dan De Morgen İran'da yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin göreve başlamasını yorumluyor:
"Eleştirel gözle bakanlar Ruhani'nin yaptığı konuşmanın etkisinin düşük olduğunu söyleyerek, İran'da cumhurbaşkanının, ruhani lider Ayetullah Ali Hamaney'in onayı olmadan hiçbir icraatı gerçekleştiremeyeceğine işaret ediyor. Ancak Hamaney konuşmaya onay verdiği için bu kez durum farklı olabilir. Bunun anlamı İran'daki ılımlı güçler bir şansa sahip olabilir. Şayet böyle olursa, bu, dünya için iyi bir haber. Ancak kibar konuşmalar, dünyayı değiştirmeye yetmez. Bir barış ödülünün gündeme gelebilmesi için Ruhani'nin gerçek icraatları hayata geçirmesi şart. Ancak İran'ın dikkatli bir biçimde yapıcı ve daha açık bir çizgi izlemesi de ihtimal dahilinde. Umut edilen böyle bir işareti Washington ve Brüksel gözardı etmeyecektir."
Fransız Dernieres Nouvelles d'Alsace ise Zimbabve'de Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin seçim zaferini yorum sütunlarına taşıyor:
"Devlet Başkanı Robert Mugabe bundan çok uzun süre önce kariyerine diktatör olarak başladı. 25 yıl sonra despot yönetim biçimi, hiçbir sınır tanımıyor. Çelişkili de olsa, Mugabe Zimbabve'de yaşayan birçok insanın gözünde, ülkeyi orada yaşayanlara geri veren ve cesur bir biçimde Batı'ya direnen bir kahraman. Zimbabve bu yüzden çok ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı. Ülke sistematik olarak talan edildi. Muhalif politikacılar işkenceden geçirildi, öldürüldü, enflasyon inanılmaz bir orana, yüzde 231 milyona ulaştı ve ülke sadece şiddetle yönetiliyor. Mugabe'nin suiistimal listesi çok uzun ama buna rağmen hâlâ iktidarda."
Avusturya'dan Der Standard aynı konuyla ilgili yorumunda farklı görüşte:
"Bir yandan, Mugabe'nin rakibi Morgan Tsvangirai'nin seçimleri daha iyi koşullarda kazanabileceği şüphe götürür. Diğer yandansa Afrika Birliği ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu'ndan resmî  seçim gözlemcileri seçim sonuçlarını onayladı ve bölgesel güç Güney Afrika Cumhuriyeti, Mugabe'nin zaferini tanıdığını açıkladı. Afrika'nın kendi iç işlerini ilk aşamada kendisinin düzenlemesi gerektiği yönündeki tezin gelecekte de inanılır olması isteniyorsa, o zaman seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi gerekir."    

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.