Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (27 Ağustos 2013)


Almanya Basını
Suriye'de kimyasal silah kullanımı tartışmaları ve askerî müdahale tartışmaları bugün Alman basınında öne çıkan yorum konusu.

Frankfurter Allgemeine Zeitung, Almanya ve Batı ülkelerinin tutumunu irdeliyor.
„Tabu bir çizginin aşılması, medeniyete karşı suç… Başbakan Merkel ve Dışişleri Bakanı Westerwelle, Suriye’de olası kimyasal silah kullanımını eleştirirken bu ve benzeri açık ve net ifadeler kullandılar. Kimyasal silah kullanıldığı konusunda Alman ve diğer Batılı siyasetçilerin artık pek şüphesi kalmadı. Ve görünüşe göre, yüzlerce Suriyelinin ölümünden Esad rejiminin sorumlu olduğu kanısındalar. Başbakan Merkel, bu suçun sorumlularının cezalandırılması gerektiğini söyledi. Ama kim tarafından? Zanlı Şam yönetimini cezalandırma görevini Birleşmiş Milletler’in üstlenmeyeceği belli. Zira Güvenlik Konseyi bölünmüş durumda. Bu çoktandır bilinen bir gerçek. Askeri bir müdahale seçeneği masaya geldiği takdirde Rusya ve Çin sadece onay vermemekle kalmayıp veto haklarını da kullanacaktır.“

Stuttgarter Zeitung ise Libya krizi sırasında çekimser kalan Almanya'nın Suriye'deki gelişmelere yönelik tutumunu ele alıyor:

„Almanya bir kez daha kızgınlığını dile getiriyor ama aynı zamanda itidal çağrısında bulunuyor. İyi bir tutum ama bu çizgiyi sürdürmek bu sefer pek kolay olmayacak, zira Almanya 2011’in aksine diplomatik oyunda sahada kalmak istiyor. O dönemde Dışişleri Bakanı Westerwelle, ABD’nin rota değişikliğini fark edememiş ve Almanya, Libya lideri Kaddafi’ye karşı askeri müdahale kararı oylanırken çekimser oy kullanmıştı. ABD ise Fransa ve İngiltere ile evet oyu vererek, müdahalenin önünü açmıştı. Benzeri bir durumun tekrarlanması istenmiyor. Amerikan füzeleri Esad’ın mevzilerini vurmaya başladığında Başbakan Merkel rengini belli etmek zorunda kalacak. Ve birçok kötü çözüm yolundan en iyisini seçmesi gerekecek. Seçim kampanyaları döneminde hiç bir politikacının üstlenmeye can atmayacağı bir görev bu.“

Düsseldorf’ta yayımlanan Handelsblatt da şu yorumu sunuyor okuyucularına:

„Washington önce BM denetçilerinin raporunu bekleyecektir. Kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını ortaya çıkartmak için incelemelerine başlayan denetçiler dün keskin nişancıların saldırısına uğradı. Ama saldırının ardında kimin olduğu bilinmiyor. Rejime bağlı birlikler mi, yoksa Batı’yı savaşın içine çekmek isteyen muhalifler mi? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden askerî müdahale kararı çıkmasını Rusya engelleyecektir. O zaman NATO’dan bir karar çıkması gerek. Bu konudaki müzakereler kolay olmayacak, zira anketlere göre Amerikan kamuoyunun üçte ikisi askeri müdahaleye karşı. Bir yanda ahlakî yükümlülük, diğer yanda çıkarlar ve kaynaklar. Olası bir kimyasal silah kullanımı da bu ikilemin zorluğunu çözmüyor. Fakat hiçbir şey yapmamak da çözüm değil. Ama atılacak adımın iyi düşünülmesi gerek. Savaşa girmek her zaman savaşı kazanmaktan ya da sonuçları ile başa çıkmaktan kolay olmuştur.“

Suriye konusunda son olarak Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumuna yer veriyoruz:

„Alman hükümeti askerî hegemonya fantezilerine karşı tavır koyarsa iyi olur. Bir müdahaleden önce yanıtlanması gereken soru şu olmalı: Suriye'deki insanların ıstırabını dindirmeye katkısı olur mu? Batılı güçlerin yöneticileri kendilerini daha iyi hissedecek mi, hissetmeyecek mi, soru bu olmamalı.“

İngiltere Basını
Suriye'ye askeri müdahale yapılması olasılığı İngiliz gazetelerinde büyük yer kaplamaya bugün de devam ediyor.

Financial Times gazetesi, Suriye hakkında yazdığı haberde Rusya'nın bakış açısını ele alıyor.

Rusya cumhurbaşkanı Putin'in Suriye'deki saldırıyı Esad hükümetinin gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda kanıt olmadığını söylediğini aktarıyor gazete.

Financial Times'ın haberine göre Putin, Batılı güçlerin ellerinde kanıt olmadan askeri müdahaleye aceleci bir tavırla girmeye çalıştığına inanıyor.

Putin'in İngiliz Başbakanı David Cameron'la telefon görüşmesinde düşüncelerini aktardığını yazıyor gazete.

'Amerika'nın Orta Doğu müttefikleri çatlıyor'
Financial Times gazetesi için bir makale kaleme alan Gideon Rachman, Amerika'nın bel bağladığı müttefiklik ilişkilerinin teker teker çatladığını yazıyor.

Amerika'nın Orta Doğu'da en çok İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Körfez ülkelerine güvendiğini hatırlatan Rachman, Obama'yı büyük dış politika kararlarının beklediğini söylüyor.

Rachman'a göre Obama, Orta Doğu'da Amerikan etkisinin azalmasını isterken, müttefikler de farklı yönlerde gitmeye başlıyor.

Rachman, buna örnek olarak Mısır'daki gelişmeleri sunuyor: "Washington, Mısır'daki karşı devrimi desteklese bazı müttefiklerini mutlu, bazılarını da mutsuz edecektir.

Amerika'nın bölgedeki en eski müttefiki ve destekçisi Suudi Arabistan, Mısır'daki darbeyi destekliyor. İsrail de Kahire'deki gelişmelerden memnun.

Türk hükümetiyse Mısır'da olanlara oldukça öfkeli. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Obama'nın dostluğunu kazanmış bir lider. Eskiden Obama yönetiminde bulunan Vali Nasr, bir kitabında Obama'nın Erdoğan'ı sıklıkla aradığını, ve "tüm dünya liderlerinden daha çok onunla görüştüğünü" söylüyor.

Ama Erdoğan gittikçe daha da dengesiz davranmaya başladı. Ülkesindeki sokak protestolarının Mısır'da olduğu gibi bir askeri darbenin habercisi olduğuna inanıyor.

Ayrıca baskı altında gittikçe daha da kulağa garip gelen komplo teorilerine başvuruyor. Örneğin geçen hafta Mısır'daki darbenin İsrail tarafından tasarlandığını iddia etti.

Obama, Türkiye ile İsrail arasındaki söz savaşını sonlandırdığını düşünüyordu. Ama şimdi bu hassas itilaf bir kez daha çatlıyor."

Telegraph: 'Suudiler, Suriye karşılığında Rusya'ya gizli petrol anlaşması teklif etti'
Telegraph gazetesi, ekonomi ekinde Suudi Arabistan'ın, Suriye'deki Esad hükümetine destek vermekten vazgeçmesi karşılığında Rusya'ya küresel petrol piyasasını kontrol edebileceği gizli bir teklif götürdüğünü yazıyor.

Gazete, haberin Rusya cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile Suudi Prens Bandar bin Sultan'ın yaptığı görüşmenin sızdırılan deşifre metnine dayandığını söylüyor.

Telegraph'ın haberine göre, istihbarattan sorumlu olan Suudi Prens, Putin'le görüşmesinde "Petrol konusunda nasıl Rus-Suudi ortaklığı sağlayabileceğimize bakalım. Hedefimiz küresel piyasalarda petrolün fiyatının sabit kalabilmesi için üretim miktarı ve fiyat belirlenmesi olmalı.

Rusya'nın ayrıca İsrail'den Kıbrıs'a kadar Akdeniz'de petrol ve gazla ilgilendiğini de biliyoruz. Rus doğalgaz hattının Avrupa için öneminin de farkındayız. Bununla rekabet etmekle ilgilenmiyoruz. Bu konularda işbirliği yapmak istiyoruz."

Gazete, Suudi Prens'in Amerika'nın onayıyla konuştuğunun anlaşıldığını da yazıyor.

Gazete, yine Suriye konusunda bir başka haberindeyse İngiliz Başbakan David Cameron'ın savaş için hukuki zeminin oluşturulması ve gerekçelendirilmesi için baskı altında olduğunu yazıyor.

Telegraph'ın bu haberine göre İngiliz milletvekilleri İngiltere'nin Orta Doğu'da yine bir savaşa hızla girmesinden endişeli.

Independent: 'Washington'la yakın ilişkileri olan Prens, savaş çabalarının ortasında'
Independent gazetesi, geçmişte beş ABD Başkanı'nı etkilemeyi başaran Suudi Prens Bandar bin Sultan'ın şimdi, Suriye'de dengeleri hükümet aleyhine, ve Amerika lehine devirme yolunda önemli rol üstlendiğini yazıyor.

Gazete, geçen sene Suudi Arabistan İstihbarat Birimi'nin başına getirilen Prens'in, Esad'ın devrilmesi yolunda uluslararası destek ve muhalifler için silah ve eğitim sağlama çabalarını yürüttüğünü yazıyor.

Prens'in Putin'i ikna edemeyince daha etkili olduğu Batılı başkentleri ziyaret etmeye başladığını yazıyor Independent.

'Irak hatalarından ders alın: bırakın denetçiler işlerini yapsın'
Independent gazetesi için yazan Kim Sengupta, Irak savaşı öncesinde ortaya atılan kitle imha silahı iddialarına gönderme yapıp Suriye'de askeri müdahale öncesinde sabırlı olunması gerektiğini söylüyor.

Sengupta makalesinde Irak'ta kitle imha silahlarının bulunmadığını hatırlatıyor. Makalenin devamı şöyle:

"10 yıl sonra Suriye'de olanların aynı şey olmadığını kabul ediyorum. Rejimin elinde kimyasal silahlar olduğundan kimse şüphelenmiyor.

Geçen hafta gerçekleşen saldırıdan gelen görüntüler ve tanık ifadeleri de bir çeşit sinir gazının kullanıldığına işaret ediyor.

Ama İngiliz ve Amerikalı yetkililer Cuma günü Beşar Esad'ın silah denetçilerinin bölgeye girmesine izin vermesi gerektiğini söylüyordu. Zaten aynen bu oldu.

Olayın üzerinden üç gün geçtikten sonra denetçiler işlerine koyuldu. Batı'nın şimdi telaffuz etmeye başladığı fikirse çok geç kalındığı.

Bush ve Blair de Irak'ta BM denetçilerinin yaptığı görev için 'çok geç ve çok az' sözlerini kullanırdı."

Blair: 'Harekete geçmeliyiz'
Times gazetesi için bir makale kaleme alan eski İngiliz başbakan Tony Blair, Orta Doğu'da özgürlüğün ve demokrasinin korunması için harekete geçilmemesi durumunda bunun sonucunun felaket olacağını söylüyor.

Blair makalesinde dış müdahalenin insanlarca hoş karşılanmadığını ama Suriye'de "halkın Esad ile el-Kaide üyeleri arasında kalmasının" çok daha korkunç bir sonuç olduğunu yazıyor.

Blair ayrıca Mısır'da Müslüman Kardeşler'in başkalarının özgürlükleri pahasına anayasayı değiştirdiğini öne sürüyor ve böyle bir durumda "askerlerin iktidarı ellerine almasının eleştirilmesinin zor olduğunu" yazıyor.

Blair'e göre Batılı ülkeler Mısır'daki yeni hükümetle ilişkileri geliştirip ülkenin düze çıkmasını teşvik etmeli.

Guardian: 'Sivillerin korunması müdahaleyi haklı kılabilir'
Guardian gazetesi için bir analiz kaleme alan Julian Borger, İngiltere, Amerika ve müttefiklerinin Suriye'ye müdahale etmeye karar vermesi durumunda bunu büyük ihtimalle BM kararı olmadan gerçekleştirmek zorunda kalacağından uluslararası hukuk bakımından soru işaretlerinin doğacağını yazıyor.

Borger, Obama'nın uluslararası hukukun farkında olduğunu, bu yüzden de yönetimin Kosova'da neler yapıldığına baktığını aktarıyor.

Yazara göre hukuki gerekçelendirme sivillerin korunması üzerinden yürütülecek.

Avusturya Basını
Viyana'da yayımlanan Avusturya gazetesi Der Standard, Suriye'deki zehirli gaz saldırısının uluslararası yankılarına değiniyor:

“Barack Obama'nın, Suriye'deki Esad rejimine haddini bildirirken, galibiyet ya da barışın olamayacağı bir savaşa çekilmeden ABD'nin inandırıcılığını kurtarmanın bir yolunu bulması gerekiyor. Ama bunun sihirli formülü kimsede yok. Obama açısından tek sevindirici haber, Rusya'nın da aynı durumda olması. Suriyeli yandaşının zehirli gaz kullandığının kanıtlanması Rusya'yı da zor durumda bırakır. Çünkü Vladimir Putin de geleneksel Rus reel politikasına rağmen kendini uluslararası kuralların bekçisi sayıyor. Rusya ve ABD'nin çıkarları ilk kez olmak üzere Suriye üzerinde kesişebilir ve BM Güvenlik Konseyi'nde askerî müdahaleyi en azından geciktirebilecek bir girişim başlatılabilir.”

İsviçre Basını
İsviçre'nin Neue Zürcher Zeitung gazetesi ABD'nin Suriye'ye askerî müdahalede bulunma imkânlarını ele aldığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Esad'ın elinde kimyasal silah olduğu bilinen bir şey. Ancak istihbarat örgütleri bazı muhalif grupların Esad'ın kimyasal silahlarını ele geçirdiğini uzun zaman önce haber almıştı. Bu durumda kim yalan söylüyor, doğru olan ne? İşte Barack Obama'nın ikilemi de tam bu noktada ortaya çıkıyor. ABD acı tecrübelerinden, ahlaki nedenlerin hiçbir savaşı meşru kılamayacağını öğrenmiş bulunuyor. Başkan çarpıcı sözlerini askerî harekâtla tamamlamamakla doğrusunu yapıyor. Ancak eli kolu bağlı oturmanın da bir bedeli vardır. ABD'ye çıkan bedel, güvenlik politikasındaki güvenirliğini kaybettiği ve savaş terörüne savunmasız şekilde teslim olan Suriyeli sivillerin durumuna seyirci kaldığı için her geçen gün biraz daha artıyor.”

İspanya Basını
Konuyla ilgili son yorum İspanyol gazetesi El Pais'te yayımlandı:

“İngiltere ve Fransa kimyasal silah saldırısından Beşar Esad'ı sorumlu tutarak askerî müdahale yapılmasını talep ediyor. Rusya ve İran ise zehirli gaz suçunu muhalefete atıyor. Bütün gözler şimdi Barack Obama'ya çevrildi. Akla gelen bütün seçenekler kötü. Batı, rejim bir gün çöker umuduyla müdahaleyi çok geciktirdi.
Suriye krizinde Esad, İran ve Hizbullah milisiyle, İslamcılar ve El Kaide'nin hâkim olduğu muhalefet cephesi karşı karşıyalar. Askerî müdahale bütün bölgeyi ateşe verme riskini taşıyor. Ama hiçbir şey yapmamak da son derece kötü bir mesaj yerine geçecektir.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.