Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (27 Haziran 2013)


İngiltere Basını
Guardian'ın dünya haberleri sayfalarında Brezilya'daki hükümet karşıtı protestoları organize eden gruplar arasındaki ayrışma ele alınıyor.

Gazete, rakip grupların sokak hareketinin yönelmesi gereken siyasi yön konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu kaydediyor.

Jonathan Watts imzalı haberde, eylemleri başlatan solcu gruplarda, muhalefet partilerinin eylemleri gasp edip, gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff'i karşı bir platform olarak kullandığı şüphesi bulunduğu belirtiliyor.

Watts ideolojik ayrışmaya örnek olarak, bazı grupların sosyal adalete ve favela adı verilen gecekondu semtlerinde koşulların düzeltilmesine odaklanılmasını istemesini, bazılarının da vergi kesintileri ve yolsuzluklarla mücadele taleplerine odaklanmasını gösteriyor.

Guardian Muhabiri, geçen haftaki yürüyüşlerin başarısının önemli bir nedeninin de, organizatörlerin siyasi partilerle ilişkilendirilmeyi reddetmesi olduğunu vurguluyor. Haber şöyle sona eriyor;

"Şu ana dek yürüyüşlerin çoğunluğu kent merkezleri ya da futbol statlarının yakınlarında orta sınıftan gelen öğrencilerce yapıldı. Ama önceki gün Rio'da iki favela topluluğu da yürüdü. Önümüzdeki günler protestoların ne şekilde devam edeceğini, büyüyüp büyümeyeceğini gösterecek. Dikkatlerse Rio'daki Konfederasyon Kupası finalinde olacak"

Mısır'daki Selefiler'in tutumu
Financial Times, Mısır'da Mursi yanlıları ve karşıtları arasındaki gerilimin bu hafta sonu yapılacak gösterilerle çatışmaya dönüşebileceğini belirtirken, ülkenin önde gelen siyasi gruplarından radikal İslamcı Selefi Nur Partisi'nin tutumunu ele alıyor.

Gazete, geçen yılki genel seçimde parlamentonun dörtte birini ele geçiren Nur Partisi'nin 'siyaset oyununu ve hükümetin işleyişini öğrenirken' kenarda kalmayı tercih ettiğini belirtiyor. Haber-analiz şöyle devam ediyor;

"Müslüman Kardeşler'in hâkimiyetindeki Muhammed Mursi hükümeti iktidardaki ilk yılında bocalarken, Nur Partisi ve diğer Selefi gruplar hükümette çeşitli pozisyonlar aldılar ve büyük ölçüde halkın öfkesinden uzak kalmayı başardılar. Hatta bazen liberal muhalefet ve cumhurbaşkanlığı arasında arabuluculuk yaptılar. Nur Partisi aynı zamanda, liberallerin tersine bu yıl, ya da gelecek yıl başında parlamento seçimi yapılacağını hesaba katarak, ülke çapında güçlü bir siyasi şebeke kurdu"

Haberde görüşlerine yer verilen bölge uzmanı Şadi Hamid'in analizi ise şöyle;

"Nur Partisi ve genelde Selefiler sürpriz bir şekilde bilgili ve sezgili siyasi oyuncular oldular ve bu işi çabucak öğrendiler. Parlamento seçimleri öncesi kendilerini çok etkin bir şekilde konumlandırıyorlar. Kendilerini Müslüman Kardeşler'in Özgürlük ve Adalet Partisi'nin İslamcı bir alternatifi olarak ortaya koyuyorlar. Selefiler, İslamcılara oy vermek isteyen, ama Mursi'den hayal kırıklığına uğrayan kitleler için hazır bekliyor"

Yenilenebilir enerjide büyüme
Financial Times'ta dikkat çeken bir diğer haber de, kalkınmakta olan ekonomilerin öncülüğünde dünyanın enerji üretimi alışkanlıklarında görülen değişiklikle ilgili.

Uluslararası Enerji Kurumu'nun açıklamasına göre, 2016'ta yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik miktarı, doğalgazla üretilen elektrik miktarını geçecek.

Kuruma göre üç yıl içinde dünya çapında yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektriğin oranı yüzde 24'e çıkıp, doğalgazın önüne geçecek.

Kuruluş, yenilenebilir enerjideki büyümenin, başta Çin olmak üzere, kalkınmakta olan ekonomilerin su, rüzgâr ve güneş enerjisine yönelmesinden kaynaklandığını belirtiyor.

Ancak kurumun Yönetim Kurulu Başkanı Maria van der Hoeven, yenilenebilir enerjideki büyümeye karşın karbon salımları düşmediği takdirde, termik santrallerden kaynaklanan küresel ısınma tehdidinin devam edeceğini belirtiyor.

'Kaddafi mektuplara dokunmuyordu'
Independent'ta devrik Libya lideri Muammer Kaddafi'nin psikolojisine ışık tutan bir haber yer alıyor.

Haberde iki yıl önce devrilip, milisler tarafından öldürülen Kaddafi'nin mürekkebinde zehir olabileceği gerekçesiyle, kendisine gönderilen hiçbir mektuba dokunmadığı kaydediliyor.

Kaddafi'ye özel bir uçak satılmasında hak ettiği 6,5 milyon sterlinlik komisyonu alamadığı iddiasıyla, Ürdünlü bir işkadınının İngiltere'de Suudi Kraliyet ailesinin bir üyesine açtığı davada dile getirilen bilgilere göre, devrik lider suikast korkusuyla belgelerin orijinallerine değil, kopyalarına dokunuyordu.

Erkekler çekici kadınlara neden bakar?
Daily Telegraph'ta, erkeklerin neden çekici kadınlara bakmaktan kendini alamadığını açıklayan bir araştırma haberi var.

İskoçya'daki Stirling Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, erkeklerin güzel kadınlara bakma eğilimi evrimden kaynaklanıyor.

Kadınlar aşina oldukları erkekleri çekici bulurken, erkeklerin tanımadıkları kadınları tercih ettiği belirtiliyor.

Bunun da erkek atalarımızın olabildiğince çok kadınla yatarak, genlerini aktarma güdüsünden kaynaklanabileceği vurgulanıyor.

Kadınlarınsa çocuklarına bakabilecek, güvenilir eşler aramaları nedeniyle, kendilerine aşina erkekleri tercih ettiği söyleniyor.

Araştırmada, erkek ve kadın gönüllülere çeşitli yüz resimleri gösteriliyor ve ne ölçüde çekici bulduklarını söylemeleri isteniyor.

Daha sonra da, başta gösterilen resimlere yeni resimler eklenerek bir kez daha puan vermeleri talep ediliyor.

Erkek gönüllüler daha önce gördükleri kadın yüzlerini, yeni gördükleri yüzlere göre daha az çekici buluyor.

Araştırmada gönüllülere aynı zamanda, gördükleri fotoğraflardaki yüzlerin, eşlerinin yüzlerine ne kadar benzediği soruluyor.

Erkekler, eşlerine en az benzeyen yüzleri, en çekici yüzler olarak değerlendiriyor.

Almanya Basını
ABD'nin 'Prizma' programını ifşa eden eski CIA ajanı Edward Snowden'ın geçersiz olduğu belirtilen pasaportu ile hâlâ Moskova'daki Şeremetyevo Havalimanı'nda tutulduğu tahmin ediliyor. Snowden'ın Ekvador’a yaptığı sığınma başvurusunun yanıtını beklediği belirtiliyor. Die Welt gazetesi ise yorum sütunlarında Snowden’ın 'bir kahraman mı yoksa bir vatan haini mi' olduğunu irdeliyor:

"Edward Snowden’a verilen tepkiler, günümüz dünya politikasına da ayna tutuyor. Bu da uzun süredir uluslararası alanda zayıf bir görünüm çizen bir süper gücün tereddütlü davranan Başkanı ve kendini bir devmiş gibi göstermeye çalışan, Ruslara gücünü kanıtlamak için hiçbir fırsatı kaçırmayan Vladimir Putin’in tavırları ile kendini gösteriyor. Öte yandan bizim toplumumuzda 'üçüncü adam'ın anlam ve önemi büyük. Snowden, Almanya'da neredeyse CIA'in 'Golyat’ına karşı mücadele veren Davud Peygamber gibi görülüyor. Peki Snowden bir kahraman mı yoksa vatan haini mi? Almanların çoğuna göre bir kahraman. Onların gözden kaçırdıkları şey ise şu: Özgür düşünceli insanlar ve demokratlar, kaçışı otoriter bir rejimlerde aramazlar. Eğer CIA ve kardeşlerinin yaptıklarının ifşa edilmesini istiyorlarsa o zaman 'New York Times' ya da 'Washington Post'a başvururlar."

Hannoversche Allgemeine Zeitung ise yorum sütunlarında dijital iletişimin nasıl güvenceye alınabileceğini değerlendiriyor:

"Peki kontrolörleri kim kontrol edecek? Ve bir de çok iyilerse! Dijital dünyadaki köklü değişim, somut kurallar belirlenmediği sürece otomatik olarak bir gözetleme devleti ile sonuçlanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sadece Snowden değil, herkes istihbarat birimlerinin oyuncağı olabilir. Bir bilgisayar teknikerinin, dünyanın en büyük askeri gücü ile kedi - fare oyunu oynayabilmesi, Davud Peygamber ile Golyat’ın hikâyesini anımsatıyor. Ama bu casusluk başyapıtında konu, iyi ve kötüden ziyade bu büyüleyici yeni iletişim imkânlarının, tüm terör tehlikesi ve dinleme çılgınlığına rağmen nasıl daimi olarak güvenceye alınacağı."

Geçiyoruz Brüksel’de başlayacak iki günlük AB Zirvesi’ne... Zirvenin ana gündem maddesi, tarihi bir rekora koşan Avrupalı gençler arasındaki işsizlik oranı. AB ülkelerinde işsizlerin sayısı 26 milyona ulaştı, bunların yaklaşık 6 milyonunu ise 25 yaş altı gençler oluşturuyor. Mittelbayerische Zeitung’un yorum sütunlarında, konuya ilişkin şu satırları okuyoruz.

"Avrupa gençleri için kötü bir sipariş verildi. Euro Bölgesi’ndeki son araştırmalar 25 yaş altındakilerin yüzde 24,4’ün işsiz olduğunu gösteriyor. Buna bir de Avrupa ekonomisinin resesyondan kurtulamaması ekleniyor. Fransa endişe veren bir örnek. Euro Bölgesi’nin ikinci büyük ekonomisi yeniden daraldı ve ülkedeki işsizlik oranları rekor seviyede. Bu vahim durum nedeniyle AB’nin devlet ve hükümet başkanları nihayet bugün somut tedbirler almak konusunda görüş birliğine vardı. Peki seneye paralar oluk gibi akacak mı? Muhtemelen, hayır. Avrupa Parlamentosu’nda AB’nin yedi yıllık bütçesi için en erken eylül ayında oylamaya yapılacak."

Basın turumuzu Berliner Zeitung’un aynı konuya ilişkin yorumu ile noktalıyoruz:

"Avrupa, yavaş yavaş borç krizinin sosyal boyutlarını anlamaya başlıyor. Zira eğer Birlik, sosyal konularda kollarlı sıvamazsa tüm Avrupa projesine duyulan gönül birliği, kaybolup gitme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. AB içerisinde yaklaşık 6 milyon genç, işsiz. İki günlük AB Zirvesi’nin gündeminde de bu gençler var. Avrupa sadece bir kuşağı kaybetme tehlikesi ile değil, aynı zamanda da kendi içindeki meşruiyetini de kaybetme tehdidi ile karşı karşıya."

Diğer
İsviçre'den Tages-Anzeiger, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerde yeni bir faslın açılması kararını analiz ediyor:

"Türkiye'nin yeniden reform politikasına devam etmek için AB üyelik perspektifine ihtiyacı var. Aynı şekilde AB'nin de Türkiye'ye ihtiyacı var. Birçok Avrupa Birliği ülkesinde güçlü bir Türk azınlık yaşıyor. Türkiye'nin şimdi bile Avrupa Birliği'nden biraz uzak olduğu bir gerçek. Aslında Türkiye önemli bir komşu ve İslam Dünyası'na uzanan bir köprü olarak önemli bir rol oynayabilir. Hemen sınırındaki Suriye'de iç savaşın olduğu göz önüne alınırsa, otoriter ya da istikrardan uzak bir Türkiye'nin kapı komşusu olması, Avrupa Birliği'nin çıkarına olmaz. Avrupalılar, Türkiye'nin Avrupa Birliği yanlısı bir yolda kalmasına stratejik olarak ilgi göstermek zorunda."

İspanya'dan sol liberal El Pais bugünkü sayısında İtalya Başbakan Silvio Berlusconi'nin reşit olmayan bir kadınla para karşılığı ilişkiye girmekten hapis cezasına mahkûm edilmesini ele alıyor. Yorum şöyle:
"Silvio Berlusconi İtalya için bir yük haline geldi. İtalyan mahkemelerinde Berlusconi hakkında açılan davalar sadece eski Başbakan'ın siyasi kariyerini değil, aynı zamanda Enrico Letta'nın başbakanlığındaki koalisyonun istikrarını da tehlikeye atıyor. Berlusconi hakkında çıkan son ağır ceza ve suçun şekli, çok şiddetli. Letta'nın orta-sol partisi mahkemenin kararının hükümetin çalışmalarına zarar vermesini engellemek istiyor. Ancak İtalya'daki zor durum nedeniyle, yargının siyasetten ayrılması kolay olmayacaktır. Karar, Berlusconi'nin desteğiyle ayakta kalan orta-sol hükümet için bu koalisyonu sürdürmeyi daha da sevimsiz bir hale getirdi."

Danimarka'nın liberal Politiken gazetesi ise aynı konuyla ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"İtalyan toplumu, Silvio Berlusconi hakkında pazartesi günü görevini kötüye kullanmak ve reşit olmayan biriyle para karşılığı ilişkiye girmek suçlarından mahkûm edildiğinde, sınavı geçmiş oldu. Bu kararın uygulanıp uygulanmaması, sadece temyiz mahkemelerine bağlı. Milano'daki mahkemenin pazartesi günü verdiği karar, Berlusconi'nin İtalya'nın hukuk sistemini istediği şekilde yönlendirme girişiminin başarısız olduğunu gözler önüne serdi. Silvio Berlusconi İtalya'ya bunca yıldır hükümet içinde ve dışında gerici bir politika izlemeyi kabul ettirmeyi başararak, inanılmaz derecede büyük bir zarar verdi. İtalya, büyük bedeller ödeyerek bunun üstesinden gelebiliyor. Ayrıca Berlusconi hukuk devletini çiğnemeyi denedi ve ne yazık ki büyük bir başarı da elde etti. Ancak İtalya onun düşündüğünden daha sağlam ve neyse ki ondan daha büyük."

Fransız Dernieres Nouvelles d'Alsace bugünkü sayısında Fransız hükümetinin tasarruf politikasını masaya yatırıyor:

„Bir ülkenin kamu harcamalarını reformdan geçireceğini açıklaması, saygın bir karar. Ancak tasarruf arayışı ne gelirin düşüklüğünü, ne de harcamaların yüksekliğini dengeleyebiliyorsa, işte o zaman problem başka bir yerde yatıyor demektir. Sanki para kaygısı nedeniyle, yemeğin tarifini değiştirmek yerine, kattığı malzemeleri azaltan bir aşçı seyrediliyor. Kuşkusuz bu toplumun farklı bir diyete, önceliklerinin değiştirilmesine ihtiyacı var. Ancak bu siyasi bir bomba. Hangisi olursa olsun bir hükümet, kendi küçük mutfağında belirlediği yıllık bütçe içinde kalmak zorundadır. Bu açıdan bakıldığında Fransa'nın yemeğinde cesaretin tadı eksik.“

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.