Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (23 Mayıs 2013)




İngiltere Basını
İngiltere'de yayımlanan tüm gazeteler Londra'da ellerinde satır bulunan iki kişinin asker olduğu belirtilen bir ‘askeri’ güpegündüz, kalabalığın gözü önünde öldürmesi haberini manşetten veriyor.

Independent gazetesine göre radikal İslamcı oldukları öne sürülen iki saldırgan, askeri kışladan çıktıktan hemen sonra öldürdü.

Saldırganlar, başını kesmeye çalıştıkları bu kişinin yolun ortasına sürükledikleri cesediyle poz verdi.

Allah-u Ekber diye bağırdıkları öne sürülen saldırganlardan biri daha sonra kalabalığa "Kadınlar bunu görmek zorunda kaldığı için özür diliyorum. Ama bizim topraklarımızda kadınlarımız aynısını görmek zorunda kalıyorlar. Allah'a yemin ederiz ki bizi yalnız bırakıncaya kadar sizle savaşmaya devam edeceğiz. Asla güvende olmayacaksınız. Bunu yapmamızın nedeni, İngiliz askerlerinin her gün Müslümanları öldürmesi. Göze göz, dişe diş" dedi.

Saldırganlar daha sonra polis tarafından vuruldu. Bu kişilerin ayrı hastanelerde tedavi altına alındığı belirtiliyor.
Guardian gazetesi bunun 2005'te 52 kişinin öldüğü saldırılardan sonra İngiltere topraklarında El Kaide'den ilham alınarak gerçekleştirilen ilk eylem olduğunu yazıyor.

Daily Telegraph gazetesi, Başbakan David Cameron'ın olay üzerine Paris ziyaretini yarıda keserek kriz komitesini topladığını hatırlatıyor.

Gazeteye göre, saldırganların başka gruplarla bağlantıları olup olmadığı araştırılıyor.

Guardian gazetesinde Hakkari çıkışlı bir haberde köy korucularının hükümetle PKK arasındaki uzlaşma girişimlerini endişeyle izlediğini belirtiyor.

Haberde korucuların herhangi bir anlaşmadan sonra ortada kalmaktan ve intikam saldırılarına hedef olmaktan korktukları kaydediliyor.

Haberde özetle şöyle deniyor:
"Mustafa Can 'Barış sürecinden umutluyuz. Ama bize ne olacağıyla ilgili kaygılarımız var' diyor. Kaygısı Türk devleti tarafından 30 yıl önce Kürt yerleşim bölgelerinde nöbet tutmakla görevlendirilen koruculardan biri olması. Köy korucularının geleceği Kürt sorununun en önemli unsurlarından biri. 50 bin kadar korucu var. Bunun yarısı kadar da gönüllü var. Korucuların bir çoğu dağıtılmaları halinde geçim kaynaklarını kaybedeceklerinden intikam saldırılarına uğrayabileceğinden endişe ediyor."

"Can, 1990'larda köyündekilerin iş bulamadığı için korucu olduğunu söylüyor. ‘Türk ordusu da PKK'nın karşısına çıkmayanları tehdit etti' diyor. Geçen ay BDP, koruculuk sisteminin kaldırılmasını istedi. Devam eden müzakerelere ve PKK'nın çekilmeye başlamasına rağmen hala dağları gözetlemeye devam ediyorlar. “
“Birliği Yüksekova'da bulunan Yıldırım Öztepe, kendisinin ailesini ve malını korumak için korucu olduğunu 2 bin kişiden çoğunun ekonomik nedenlerle silah kuşandığını söylüyor. Korucuların çoğu, hain, fırsatçı ve Türk askerlerinden daha kötü düşmanlar olarak görülüyor. PKK'nın bazı korucuları öldürüp ağızlarına para doldurduğu söyleniyor. Bazıları insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor. İran sınırı yakınlarındaki bir köyde bir Kürt kadın, korucuların oğlunu diri diri yaktığını söylüyor.

“Türk İnsan Hakları Derneği'ne göre korucular yerlerinden edilmiş kişilerin köylerine dönmesini engellediler. 1985'ten bu yana 5,000'den fazla korucu hakkında PKK'ya yardım, adam kaçırma, kaçakçılık, hırsızlık ve tecavüz suçlamasıyla dava açıldı.”

“Vahit Demir adlı bir PKK'lı koruculuk sisteminin savaşı daha kanlı hale getirdiğini belirterek 'Türk devleti, kardeşi kardeşe düşürdü. Korucular olmasaydı, savaş bu kadar şiddetlenmezdi' diyor. Demir, intikam peşine düşmeyeceklerini, savaşın uzamasından kimsenin çıkarı olmadığını söylüyor. “

“Necati Yıldız adlı bir korucu, devlet tarafından propaganda aracı olarak kullanıldıklarını, kimsenin kendilerine iş vermeyeceğini anlatıyor ve 'Biz barış için ağır bir bedel ödedik. Bu yüzden biz de barış sürecinin bir parçası olmalıyız' diyor.”

Guardian gazetesinde yer alan bir haberde Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa ülkelerini İngiltere'nin Suriye'ye silah ambargosuyla ilgili önerisini desteklemeye çağırdığını aktarıyor.

Gazeteye göre, İngiltere ambargo kararında isyancılara silah gönderilebilmesi için değişiklik yapılmasını istiyor. Amerikan Yönetimi, Esad'ı muhaliflerle müzakerelere zorlamak için bu öneriye destek veriyor.


İtalya Basını
La Repubblica | Avrupa’dan İtalya’ya engeller
Dün 27 hükümetin oluşturduğu Avrupa Birliği Konseyi’ne katılan Letta hükümeti ilk misyonunu gerçekleştirdi.
Gençlere iş olanakları sağlanması konusundaki ısrarını sürdüren başbakan bu konuda bir cevap alamadığı takdirde Avrupa kurumlarının ve politikasının artık inandırıcılığı olmayacağının altını çizdi. 27 devlet başkanı bu konuda İtalya’ya evet diyerek 27 ve 28 Haziran’da yapılacak toplantılara ilk görüşme maddesi olarak işsizlik konusunu koydu. Başbakan Letta ayrıca topluluk fonlarının 6 milyar oranında arttırılmasını da talep etti.
Ama Avrupa Birliği Komisyonu taslağında İtalya için yeni engeller mevcut. Zira İtalya’nın kaynakları sınırlı gözüküyor. İtalya’nın bütçe açığı prosedüründen çıkış beklentisi harcama sorunu doğurabilir.
Bu arada seçim yasasında yapılacak değişiklikler konusunda uzlaşmaya varıldı. Temmuz ayının sonuna kadar Porcellum adı verilen mevcut yasa değiştirilmiş olacak.

İspanya Basını
El Pais | AB, gizli bankacılık işlemlerine bir son vermek istiyor
AB liderleri mali suçları engellemek için ortak bir anlaşmaya imza atacak. Yıl sonundan önce ayrıntıları kesinleşecek olan anlaşma sayesinde AB’deki vergi kaçakçılığına son verilmesi hedefleniyor.
Anlaşma sayesinde, AB hükümetleri banka transferleri hakkındaki tüm bilgileri birbirleriyle değiş tokuş edecekler. Bankacılık faaliyetlerindeki gizlilik perdesinin kalkmasını ve hesap bilgilerinin otomatik olarak paylaşılmasını hedefleyen bu anlaşma özellikle Alman başbakanı Angela Merkel’den destek görüyor.
Hatırlanacağı üzere daha önceden de bankacılık sektörü benzer reform girişimlerinde bulunmuş ancak ortak bir anlaşmaya varılmamıştı. Bankacılık işlemlerinde şeffaflık isteyen AB liderleri, bu defa hiç olmadığı kadar kararlı gözüküyor.

Almanya Basını
Suriye'deki iç savaşın uluslararası bir soruna dönüşmesi ve Brüksel'de yapılan AB liderler zirvesi, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.

Lüneburg’da yayımlanan Landeszeitung gazetesinin Suriye’deki gelişmelere ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Ortadoğu’nun yakın tarihinde büyük aktörlerin arka planda kalarak yürüttükleri ‘vekalet savaşlarının’ en büyük örneği 1973 Arap-İsrail Savaşı’ydı. Suriye trajedisi de bu vekalet savaşlarının ikinci büyük bir örneği olabilir. 2 yıl önce barışçıl bir gösterinin kan dökülerek dağıtılması ile başlayan kriz, artık jeopolitik bir önem kazandı. Şiiler ve Sünniler Körfez’de hâkimiyet için güreşirken, eski rakipler ABD ve Rusya, Suriye krizi üzerinden geçmişin diplomatik meydan savaşını yürütüyor. Tahran’ın da krize müdahil olması nedeniyle Batı'da da Esad’ı durdurmak için sesler giderek yükseliyor. Batının strateji uzmanlarının, Körfez’in taş devrinden kalma radikal İslamcı Vahabileriyle omuz omuza mücadele vermekle ne kadar az kazançlı çıkacaklarını, sakin bir kafa ile tekrar düşünmeleri gerekir."

Münchner Merkür gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumunda Batı’nın politikaları eleştiriliyor:

"Batı’nın Arap-İslam dünyasındaki savaş ve mücadelelerden öğrenecek çok şeyi var. Bunlardan en acısı da oradaki durumun neredeyse her seferinde yanlış kestirilmesi. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi. Hatalar yığınla birikiyor. Batılılar, kartlarını muhaliflere oynadı ama onların aslında ne kadar az ortak noktada birleştiklerini göremedi. Şii Hizbullah’ı sorunun sadece ufak bir parçası olarak görüldü. Oysa tıpkı Esad’ın Tahran’a bağımlı olması gibi, Sünni isyancıların eline düşmek istemeyen Hizbullah’ın da Esad’ı destekleyeceği çok önceden belliydi. Ayrıca Rusya ve İran’ın Suriye’nin sırtını kollaması da küçümsendi. Geleceğin Suriyesi, Batı’nın dilediği Suriye olmayacaktır."

Geçiyoruz Ortadoğu'dan Avrupa'ya... Avrupa ülkeleri vergi kaçakçılığı nedeniyle yılda ortalama bir trilyon euro kaybediyor. Dün Brüksel’de yapılan AB Zirvesi'nde bu duruma bir son verilmesi ele alındı. AB’de yıl sonuna kadar banka hesap bilgilerinin üye ülkeler arasında paylaşılması hedefleniyor. Bugüne kadar vergi cenneti olarak görülen, AB üyesi olmayan İsviçre üzerinde de baskı artıyor. Berliner Zeitung , konuyu yorum sütunlarında şöyle değerlendiriyor:

"AB, banka bilgilerinin gizliliğinin kapısını aralıyor ve vergi kaçıranların peşinden ava çıkıyor. Yabancı ülke vatandaşlarının banka hesap bilgilerinin paylaşımına dair varılan uzlaşma, aslında 2005 yılında yürürlüğe girmişti, şimdi Avusturya ve Lüksemburg’un da katılması ile bunun kapsamı genişletilmiş olacak. Koşullar karşılanırsa belki bu nihayet yılsonundan önce sağlanabilir. Zirveden, tüketicileri ilgilendiren en önemli mesaj şu: Her kimin yabancı bir ülkede, kendi ülkesinde deklare etmediği hesabı varsa, hemen maliye bakanlığı ile iletişime geçsin. Zirveden çıkan bir diğer sonuç ise derin siyasi bir mesajı içeriyor: Banka hesap bilgilerinin paylaşımı, ortak bir Avrupa vergi politikasının başlangıcıdır. Apple ve Ikea gibi dev firmaların vergi politikaları göz önüne alındığında, kurumlar vergisinin AB genelinde uyumlu hale getirilmesi için aslında çok geç kalınmıştır denilebilir."

Mannheimer Morgen gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumunda ise şu satırlara yer veriliyor:

"Yunanistan örneği, az vergi vermek için yapılan türlü numaraların sonunda nasıl bir devlet krizine yol açabileceğini açıkça gösterdi. Hiçbir Avrupa ülkesi - ki buna AB üyesi olmayan ülkeler de dâhil - vatandaşlarının vergiden kaçarak daha uzun süre zenginleşmeye devam etmesine izin vermemeli. Aslında AB liderler zirvesinden yeni somut bir şey çıkmadı. Daha önce maliye bakanlarının toplantısından farklı olan yeni bir unsur yok. Yine de zirve, vergi kaçıranlar, dolandırıcılar ve kara para aklayanlara karşı çok daha ciddi olarak harekete geçileceğinin önemli sinyallerini verdi. Çok becerikli bazılarının sermayelerini başka ülkelere kaçırırken, dürüst vergi mükelleflerinin ceplerindeki üç kuruşla ülkelerini kurtarmak zorunda kalmaları kabul edilemez bir durumdur."

Diğer

International Herald Tribune | Yunanların derinleşen umutsuzluğu
Ekonomik krizle birlikte Yunanistan’da genç nüfustaki işsizlik oranı yüzde 60’lara ulaştı. Kenar mahallelerde umutsuzluğa kapılan gençlerin bir kısmı ise uyuşturucuya ve fuhuşa yöneliyor. Sokaklarda krizle birlikte ortaya çıkan ve “fakir kokaini” adı verilen yeni çeşit ucuz kristal metamfetamin gençler için büyük tehlike oluşturuyor.
Ulusal Sosyal Araştırma Merkezi verilerine göre son iki yılda fuhuş yapan insanların sayısında yüzde 150 artış görüldü. Genç hayat kadınlarının birçoğu 10-15 euro gibi fiyatlarla bedenlerini satıyor ve sokaklarda şiddet ve tacize maruz kalıyorlar.
Yunan polisi ise günlük kontrollerle sokakları suçtan arındırmaya çabalıyor. Her gece toplanan hayat kadınları bir gece gözaltında kaldıktan sonra serbest bırakılıyor. Fakat polis çok daha büyük bir sorun olan uyuşturucu kaçakçılarına ulaşamıyor.


(bbc türkçe/dw türkçe/trttürkhaberdar)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.