Avrupa Basınında Bugün (21 Mart 2013)
Le Figaro: Obama’nın İsrail’deki cazibe operasyonu
ABD Başkanı Barack Obama, üç günlük bir ziyaret için dün İsrail’e ulaştı. Büyük bir cazibe operasyonu olarak görülen ziyarette ABD Başkanı İsraillilerin gönlünü kazanmak konusunda kararlı.
Havalimanına varır varmaz “İsrail’e yeniden gelmek güzel” diyen Obama, bunun ilk ziyaret olmadığını tekrarlamaktan vazgeçmedi. 2009’da Ortadoğu turnesine çıkan Obama’nın Mısır’da yaptığı konuşma nedeniyle İsrailliler arada bir soğukluk olduğunu düşünmüş ve iki ülke ilişkilerinde zaman zaman zor anlar yaşanmıştı. Obama şimdi ilk başkanlık döneminden kalma bu buzları eritmek için çabalıyor. Netanyahu’nun daha önceki ziyaretlerinde de Obama ne kadar rahatsız olduğunu saklayamadı. Ancak bu kez Obama, sürekli gülümseyen ifadesi ile İsraillilere dostluğunu göstermekte kararlı.
El Mundo: Kesintiyi reddeden Kıbrıs, kaosa sürükleniyor
Güney Kıbrıs Meclisi’nden Brüksel’e sert tokat! Güney Kıbrıs, Avrupa tarafından hazırlanan kurtarma paketini reddetti ve kaosa davetiye çıkardı. Oysaki kısa bir süre öncesine kadar kimse 800 bin nüfuslu bu küçük adanın, Euro bölgesini uçuruma sürükleyeceğini tahmin bile edemezdi. Troyka’ya isyan eden Güney Kıbrıs meclisi, pazarlık sırasında elini güçlü tutmak için yasa teklifini reddetti. Şaşırtıcı bir biçimde iktidar milletvekilleri bile yasaya evet oyu vermedi. Nikos Anastasiadis ise şimdiye dek Merkel’in favori lideriyken dünkü oylamadan sonra bir anda Avrupa’nın “baş düşmanı” haline geldi.
El Pais: Kurtarma koşullarını reddeden Kıbrıs, euroya meydan okuyor
Güney Kıbrıs, AB’nin dayattığı kurtarma paketini reddetti. Meclis’te yapılan oylamada tek bir milletvekili bile paket lehine oy kullanmadı. Oylamadan çıkan bu sonuç AB’ye, -özellikle de Almanya’ya- bir meydan okuma olarak görülüyor. Ancak Güney Kıbrıs halkının AB hükümetine verdiği bu tokat gibi yanıt ülkenin batmasına neden olabilir. Nikos Anastasiadis ise adeta bir Yunan trajedisi kahramanı… Yalnızca 3 hafta önce halk tarafından iktidara getirilen Anastasiadis, şimdi sunduğu yasa teklifini meclisten geçirmeyi başaramıyor. Güney Kıbrıs halkı “ya Avrupa’nın kurtarma paketi ya iflas” cenderesine girmeyi reddediyor.
Liberation: Obama, Ortadoğu’da bir turist
Amerikan Başkanı Barack Obama’nın dört günlük gezisi bugün başlıyor. Obama’nın kafasında hiçbir barış planı yok ancak bölgedeki imajını yeniden parlatma umudu taşıyor. İsrail’e varışından önce bir İsrail televizyon kanalına konuşan Obama, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun “Bibi” olan takma adını defalarca kullanmaktan çekinmedi. Böylelikle, Bibi ile ilişkilerinin hem profesyonel hem de zorlayıcı olduğunu göstermek istedi. Obama’nın dört günlük gezisi bugün başlıyor. İlk durak İsrail’den sonra Filistin topraklarına ve Ürdün’e geçecek. Başkan’ın amacı, İsrail-Amerikan ilişkilerini yeniden rayına sokmak. Obama’nın danışmanı “Bu yüzden İsraillilerle doğrudan konuşmak istiyor” dedi. Ancak Başkan’ın programında yeni bir barış girişimi bulunmuyor. New York Times yazarı Thomas Friedman “İsrail-Filistin çatışması Amerikalı diplomatlar için artık bir gereklilik değil, hobi. Bu yüzden Obama belki de İsrail’i turist olarak ziyaret eden ilk ABD Başkanı olacak” diye yazdı.
İngiltere BasınıTimes gazetesi ABD Başkanı Barack Obama'nın İsrail ziyareti için 'Beklentiler düşük, ama kaybedecek çok şey var" diyor.
Gazetenin başyazısında özetle şöyle deniyor:
"Obama daha Washington'dan ayrılmadan Beyaz Saray, İsrail-Filistin görüşmeleri için beklentileri düşürme çabasına girdi. Ama, Kudüs, Gazze ve Batı Şeria'da buna gerek yok, zira görüşmelerin yeniden başlaması konusundaki beklentiler zaten dibe vurmuş durumda. Obama dün Şimon Peres'le görüşürken, 2008'de başkan seçilmesine büyük ölçüde sevinen Filistinliler Amerikan bayrakları yakıyorlardı."
"Obama ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Suriye ve İran'ın barış sürecini gölgede bırakmış olmasından memnun olmalı. Fakat Amerikan heyetininin ikinci görevi, can çekişiyor halde olsa bile bu sürecin terk edilemeyeceğini vurgulamak. Ne İsrail, ne de bölge için görüşmeler yoluyla varılacak iki devletli çözümden daha iyi bir alternatif var. Tek bir İsrail devleti kaçınılmaz olarak Filistinlilerin çoğunlukta olduğu bir devlete dönüşecek ya da iki toplum ayrı kalmaya devam edecek veya ikisi birden olacak. Bu Obama'nın iki tarafı daha iyimser bir geleceğe sevk etmek için son en iyi fırsatı olabilir."
Daily Telegraph gazetesi Obama'nın barış görüşmeleri konusunda "Bir yerlerde yanlış yapmış olmalıyım" diyerek başarısızlığı kabullendiğine dikkat çekiyor. Gazete Obama'nın Suriye'de kimyasal silah kullanıldığı iddialarıyla ilgili olarak Esad yönetimine "cinin şişeden çıkmasına izin verme" diyerek uyarıda bulunduğunu belirtiyor. Gazete Obama'nın aylar önce Suriye'de kimyasal silah kullanılması halinde bu ülkeye askeri müdahalede bulunabileceklerini söylediğini hatırlatıyor.
Daily Telegraph'a göre İran konusunda ise Obama ve Netanyahu görüş ayrılıklarını gizlemedi. Gazeteye göre, Obama amaçlarının nükleer silaha sahip bir İran'ı kontrol altında tutmak değil, Tahran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek olduğunu söyledi ve hala diplomatik bir çözüm için fırsat olduğundan söz etti. Netanyahu ise, yaptırım politikasının sonuç vermediğinden yakındı.
Times gazetesi, İngiltere Başbakanı David Cameron'ın Avrupa Birliği'nin Suriyeli isyancıların silahlandırılması konusundaki gönülsüzlüğünü, uluslararası toplumun 90'larda Bosna'daki saldırıları durduramamasına benzettiğini belirtiyor.
Haberde özetle şöyle deniyor:
"Başbakan Cameron dün Parlamento'da konuşurken geçen hafta Avrupa Konseyi'nde yaptıkları Suriye tartışmasına değindi. Almanya'nın öncülüğündeki birçok Avrupa ülkesinin isyancıların silahlandırılmasına karşı çıktığını söyleyen Cameron, Suriye'ye silah gönderilmemesi gerektiği yolundaki açıklamalar daha önce Bosna'yla ilgili tartışmalarımızı ve sonrasında yaşayan korkunç olayları anımsattı' dedi."
Gazeteye göre, isyancılara silah gönderilebilmesi için Suriye'ye silah ambargosunun kaldırılması gerekiyor ve şimdiki yasağın süresi Mayıs'ta dolacak. Cameron, diğer Avrupa Birliği üyelerini bu konuda ikna edememeleri halinde Fransa ile birlikte AB dışı bir formül üzerinde çalışmaya hazır oldukları mesajını verdi.
Times, anamuhalefetteki İşçi Partisi'nin lideri Ed Miliband'ın ise isyancılara silah gönderilmesinin işleri daha da kontrolden çıkarabileceği uyarısında bulunduğunu aktarıyor. Gazeteye göre İngiliz ana muhalefet lideri isyancılar arasında hala birlik olmadığını ve ülkede El Kaide destekli silahlı grupların faaliyet gösterdiğine dikkat çekerek, Suriye'nin Rusya, İran, Katar ve Suudi Arabistan gelen silahlarla dolu olduğunu daha fazla silahın müzakereler yoluyla bir çözüme varılması şansını azaltacağını söylüyor.
Financial Times 'ın manşetinde ise Kıbrıs var. Gazete Rusya Başbakanı Dimitri Medmedev'in Kıbrıs'ın borç
krizine çözüm için Avrupa Birliği'nin sergilediği yaklaşımı sert bir dille eleştirdiğini belirtiyor.
Financial Times, Kıbrıs'taki mevduat sahiplerinden vergi alınması önerisini Sovyet dönemindeki uygulamalara
benzettiğini aktarıyor. Gazete Medvedev'in, Avrupa Birliği'ne çifte standartlı davranmama çağrısında bulunduğunu kaydediyor. Medvedev, Rusların kara para akladığı iddiaları üzerine Kıbrıs'ın AB tarafından izlemeye alınması halinde diğer off-shore bölgelerinin de denetlenmesi gerektiği mesajını verdi ve "İngiliz Virgin adaları ya da Bahamalar Kıbrıs'tan daha mı iyi" diye sordu.
Independent gazetesi, parlamentonun Salı günü Avrupa Birliği'nin dayattığı koşulları reddetmesinden sonra, Kıbrıslı politikacıların alternatifler bulmak için zamanla yarıştıklarını söylüyor. İktidardaki Demokratik Seferberlik Partisi'nin başkan yardımcısı, ülkeyi iflastan kurtarmak için önlerinde saatler olduğunu söylüyor.
Gazeteye göre Avrupa Birliği, Kıbrıs'ın alternatif önerilerle gelmesine itiraz etmeyecek. Ancak Avrupa Birliği ve IMF Kıbrıs'ın 10 milyar Euro'luk yardımı alabilmesi için 5,8 milyar Euro'yu kendi kaynaklarından bulmasında ısrar ediyor.
Times, Kıbrıs Rum yetkililerin bu parayı Rusya'dan alma peşinde olduğunu savunuyor. Rusların Kıbrıs bankalarında 23 milyar Euro mevduatı olduğu tahmin ediliyor. Rusya daha önce Kıbrıs'a 2,5 milyar Euro kredi sağlamıştı.
Almanya BasınıKıbrıs'taki kriz ve Obama'nın Ortadoğu gezisi, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.
Leipziger Volkszeitung gazetesi, Güney Kıbrıs'taki ekonomik kriz çerçevesinde Avrupalı poltikacıların izlediği politikaları eleştiriyor.
"Kıbrıs’ın AB’nin kurtarma planındaki kredi koşullarını reddetmesi anlaşılabilir: Zira mevduat hesaplarından vergi alınması, binlerce kişiyi işlemedikleri bir hatadan sorumlu tutuyor. Bu kurtarma planı hayata geçirilseydi bile, uçuruma düşüş yolunda sadece geçici bir durak olacaktı. Örnek olarak, bakınız Yunanistan. Ya da her ne kadar Brüksel bunu görmezden gelmeye çalışsa da Portekiz. Portekiz tasarruf diktasının tüm koşullarını çalışkan, örnek bir öğrenci gibi yerine getirdi. Ama buna rağmen, belki de tam da bu nedenle durumu giderek daha da kritikleşiyor. Kıbrıslıların yardım paketine "Hayır" demesinin yol açtığı endişe, Kıbrıs’ın geleceğinden ziyade, başka ülkelerin bu durumu emsal alması korkusundan kaynaklanmaktadır. Bu ülkeler giderek daha budalaca bir hal alan tasarruf diktasına boyun eğmektense Euro Bölgesi’nden çıkmayı tercih edebileceklerdir."
Stuttgarter Zeitung 'un aynı konuya ilişkin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
"Kıbrıslıların şişirilmiş bankacılık sistemlerini, Avrupa’nın normal standartlarına uydurması gerekir. Oysa onlar, Rusya kartını oynamayı deniyor. Ancak Rusya da vereceği her yardımın karşılığını fazlasıyla geri ödetecektir. Örneğin Kıbrıs kıyılarındaki doğal gaz çıkarma planlarından veya Kıbrıs bankalarına nüfuz ederek. Ayrıca Kıbrıs’ın şunu da iyi bilmesi gerekiyor. Bu adımların her birinde Avrupa'dan dayanışma bekleme hakkını daha da kaybedecektir."
Geçiyoruz Kıbrıs'tan Ortadoğu'ya... Frankfurter Allgemeine Zeitung, Obama'nın İsrail, Batı Şeria ve Ürdün'ü kapsayan ve dün başlayan dört günlük Ortadoğu gezisini, şöyle değerlendiriyor.
"Tabii ki Suriye’de büyük bir çatışma var ve İran da bir tehdit oluşturuyor. Ama belki de İsrail ve ABD açısından bu ziyaretin konusu, en önemli ve elzem olanın altını çizme amacı taşıyor: Yani İsrail-ABD ittifakının ölümsüzlüğünü, sarsılmazlığını vurgulamak. Bunda iç politik hesapların da payı var. Ama yine de Başkan Obama’nın bunun için dünyanın yarısı kadar bir yolu tepmesi gerekir miydi? Müslümanlar ve Arapların gönlünü kazanma çabaları sonuçsuz kalan Obama, şimdi ortağı İsrail’e nezaket ziyaretinde bulunuyor. Bunun içinde kendi politikasına dair bir yorum görmek mümkün mü?"
Basın turumuzu Neue Osnabrücker Zeitung’un aynı konuya ilişkin yorumu ile noktalıyoruz:
"Bir zamanlar Filistin devletinin parçası olması öngörülen topraklarda son hız Yahudi yerleşimleri inşa edilmesine bakıldığında İsrail Başbakanı Netanyahu’nun sözleri ne kadar acı bir tat bırakıyor. Obama, bu ikiyüzlülüğün maskesini düşürse ve tıkanmış barış görüşmelerine ivme kazandırsa ne kadar büyük bir umut ışığı olur... Oysa o, bunun yerine, sarsılmaz bir dostluk ve barışın gerekliliğine dair boş sözlerle dolu açıklamalar yapıyor. Obama’nın bundan yaklaşık 4 yıl önce Kahire’de yaptığı ve Arap dünyasında büyük bir umudun fitilini tutuşturduğu konuşması akla geldikçe, bu parlak fikirlerden yoksun sözler, iyice acı veriyor. O dönemde o kadar çok şey vaat ettiği için Filistinlilerin şimdiki hayal kırıklığı da o kadar büyük. Obama’yı alaya alan sloganlar, Filistinlilerin öfkesini ve yılgınlığını gösteriyor."
(dw türkçe-bbc türkçe-trttürk)

YORUM YAZIN