Diyarbakırlı Ermeniler Konuşuyor: Hikayem Benimle Birlikte Ölüp Gitmesin İstedim
16 Diyarbakırlı Ermeni’nin hikayesi “Sessizliğin Sesi” serisinin ikinci kitabı “Diyarbakırlı Ermeniler Konuşuyor”da toplanıyor
Sen Ermeni’sin, Müslüman olsan da senin kemiklerin haramdır’ diyor. Tutup öldürüyor güpegündüz. Süleyman’a dönüşmüş Garabet böylece öldürülüyor”...
Bu sözler Hrant Dink Vakfı’nın yayımladığı, “Diyarbakırlı Ermeniler Konuşuyor” kitabından. “Sessizliğin Sesi” serisinin ikincisi olan kitap, vakfın sözlü tarih çalışmalarının bir ürünü. Kitapta sekiz erkek, sekiz kadın 16 Diyarbakırlı Ermeni gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını anlatıyor.
Şimdi çoğu bir yerlere dağılmış; kimi İstanbul’da kimi Los Angeles’ta kimi hâlâ memleketi Diyarbakır’da. Ama hepsi “Ermeni kemiği haramdır”cı zihniyetin neden olduğu acılar çekmiş. 1915’te yaşanan gerçekleri büyüklerinden korkunç bir masal gibi dinlemişler. Dinleri, dilleri, isimleri ellerinden alınmış. Şimdi suların biraz durulduğu bu dönemde kendilerinden alınanları geri kazanmaya çalışıyorlar. Kitabı derleyen Ferda Balancar ile bu insanların hayatında derin iz bırakan Hrant Dink’in önünde öldürüldüğü Agos gazetesinde buluştuk.
Kitaptaki kişileri nasıl buldunuz? Anlatmaya, konuşmaya nasıl ikna ettiniz?
Bu, çalışmanın ikinci kitabı. İlk kitap için kişileri bulup konuşturmakta güçlük çekiyorduk. Çünkü çekiniyorlardı. Fakat zaman içinde bu durum değişti. Tabii vakfın isminin de etkisi var. Vakıf çevresinde de birçok tanıdık insan var. Onların da yardımıyla insanlar konuşmaya başladı. Geçen seneki kitabın kamuoyunda yoğun ilgi görmesi insanları rahatlattı. Hatta özellikle yaşlılarda “ölüp gitmeden hikayemi anlatayım, yaşadıklarım kayıt altına alınsın, benimle birlikte ölüp gitmesin” gibi bir eğilim var. Bu eğilim gittikçe güçleniyor, o yüzden bu sene fazla zorlanmadık. “Ben konuşmak istemiyorum” diyen oldu elbette ama geçen seneki kadar çok değil. Diyarbakır’da konuştuklarımız Müslümanlaşmış ailelerin çocukları. Kendi kimliklerine dönme arayışındalar. Onlar özellikle konuşmak istediler. Kendilerini anlatmak için... Bu sene ilk olarak Türkiye dışındaki Ermenilerle de görüştük. Onlara ulaşmakta zorluk çekeriz diye düşündük ama tahmin ettiğimiz gibi olmadı. Diyarbakırlı Ermeniler gittikleri yerlerde belli bölgelerde yaşıyorlar. Mesela Kanada’da Toronto ve Montreal’de, Amerika’da daha çok Los Angeles ve New Jersey’de yoğunlaşmış durumdalar. İnsanlar anlatmak istiyor, ilk başladığımızda böyle değildi; çok korkuyorlardı.
81 kişiyle görüşüldüğünden bahsediliyor kitapta. Kitaba girecek 16’sını nasıl belirlediniz?
Özellikle en açık şekilde anlatanları almaya özen gösterdik. Herkes hayatının bütününü anlatmıyor.
Bazı bölümleri atlıyor, üzerine de gidemiyorsunuz. Dolayısıyla kopukluk oluyor. Öyle olanları kullanmadık. Bazı hikayeler yarım kalmış olabiliyor, mesela anlatırken ağlamaya başlıyor, özellikle yaşlılar... Anlatmak çok kolay olmuyor insanlar için. En rahat olanlar, talepleri olduğu için Müslümanlaşmış Ermeniler... Bu kitapta 6-7 tane var. Onlar zaten çift yönlü baskı altındalar. Bir taraftan da Ermeni toplumu tarafından yadırganıyorlar. Birdenbire Diyarbakır’dan İstanbul’a geliyorsunuz, kimse sizi tanımıyor. Adınız da Ahmet, Mehmet... Diyorsunuz ki “Ben Ermeni’yim”. Burada kimse sizi tanımıyor ve tabii ki birçok nedenden ötürü şüpheci insanlar. “Bu nereden çıktı, kimdir, niye acaba?” gibi sorularla karşılaşıyorlar.
“Ermeni’yim ama Müslüman’ım”
Ermenilerin kimliğine dönme sürecinde kimliğini ispat etme çabasından bahsediliyor kitapta...
Kimliğe geri dönmenin en önemli parçası patrikhaneye gidip vaftiz olmak ve vaftiz belgesi almak. Belgeyi alacaksınız ki gidip nüfus cüzdanınıza Ermeni / Hıristiyan yazdırabilesiniz. Sizi tanıyan kimse yoksa, tanınmıyorsanız, Patrikhaneye gidip “Ben Ermeni’yim, beni vaftiz et” dediğiniz zaman haliyle Patrikhane bir duruyor. Bunu ispat etmeniz gerekiyor. Nüfus kayıtlarıyla yapabilirsiniz bunu da. Ama nüfus kayıtlarına ulaşmak kolay olmuyor. Bu tür örnekler çok var ki bunlar bu konuda çaba sarf eden, çoğunluğu ekonomik ve sosyal açıdan böyle bir güce sahip kişiler. Bir de böyle bir güce sahip olmayanlar var... Kimliğine dönmek istiyor ama yapamayacağını biliyor. “Beni böyle kabul edin. Evet, Ermeni’yim ama Müslüman’ım” diyor. Öyle bir mesele şimdi yavaş yavaş Ermeni toplumunun gündemine geliyor. İslamiyet’e inanıyor, aynı zamanda “Ermeni’yim” diyor. Onu nasıl bir kategoriye sokacaksınız? Onun zaten vaftiz olmak gibi bir talebi yok. Ama bir taraftan “Ermeni’yim” diyor. Mesela çocuklarını Ermeni okullarına göndermek isteyebilir
bu insanlar ileride. Bazı şeyleri yeniden düşünmek gerekecek gelecekte. Bunun ipuçları var kitapta. Bunlar şu an için çok ağır sorunlar değil belki ama Türkiye demokratikleştikçe, bu konular daha fazla konuşuldukça bu sorunlar ortaya çıkacak.
Diyarbakır Ermeniliği deyince ne anlamalıyız?
Orada en önemlisi şive... O şivenin ötesinde bir şey hatta, bir tür lehçe gibi. Diyarbakırlı Ermeni olmayanların o lehçeyi anlaması kolay değil çünkü içinde Kürtçe, Farsça, Arapça kelimeler var. O bölgeyle, coğrafyayla çok ilişkili. Kastamonu Ermenileri ile Diyarbakır Ermenilerini yan yana koysanız Diyarbakır ağzıyla konuşursa anlaşmakta zorluk çekerler. Diyarbakır şu anda olduğu gibi o bölgenin önde gelen bir şehri. Bu şehir havasının getirdiği bir kimlikleşme hali var ama dünyanın değişik yerlerine dağılmış bir kimlik. Mesela New Jersey’de bir müzisyen “Babam Diyarbakırlı arkadaşlarıyla bir araya gelip konuştuğu zaman ben onları anlamazdım” diyor.
“Sorun 1915 meselesi değil sadece”
“Diyarbakır’da kendimi rahat ifade ettim, başka şehirde böyle olmazdı” diye anlatan biri var kitapta. Nedir Diyarbakır’ın bu özel durumu?
O, bugüne özgü bir şey. Bugün orada yaşayan ve kendini Ermeni olarak rahatlıkla ifade edebilenler bunu çok söylüyor. Şu an Kürtler ve Kürt sorunu ile birlikte sokaklarda fiili bir özgürlük durumu var. İnsanlar konuşuyor, Kürt meselesi ve bunun gibi başka meseleler konuşuluyor. Dolayısıyla Ermeni meselesi de konuşuluyor. Mesela bu Surp Giragos kilisesi ki Ortadoğu’nun en büyük kilisesi orası, Diyarbakır Belediyesi’nin desteği ile yeniden yapıldı. Orada Osman Baydemir’in yaptığı bir konuşma var, bayağı çarpıcı ve sahici bir konuşma... Aynı şeyi başka bir doğu şehrinde aynı rahatlıkla ifade edemiyorsunuz.
Bu kilise Ermeni cemaati için önemli değil mi?
Tarihi olarak çok önemli bir kere. Cumhuriyet’in kuruluşunda Sümerbank’ın deposu olarak kullanılmış, daha sonra cemaate iade edilmiş. Cemaat kalmayınca bina bakımsız kalmış. Büyük bir kilise olduğundan sonrasında yapılan restorasyon oldukça maliyetli oldu. Belediye desteği olmasaydı çok kolay olabilecek bir şey değildi. Orası Müslümanlaşmış ama Ermeni kimliğine dönmek isteyenler için bir zemin, bir aidiyet duygusu yaratıyor. Eskiden de öyle olmuş. Gavur mahallesi dedikleri Hançepek, kilisenin çevresinde kurulmuş. Sembolik önemi de çok büyük. Oranın tek kilisesi değil ama çok ayrı bir yeri var. Restore edilmiş, onarılmış olması, tarihin tamir edilmesi gibi bir şey.
Sözlü tarihin güvenilirliğini sorgulayanlara, bu kitapta yazan şeyleri inkar etmeye çalışacaklara karşı argümanınız ne olur?
Sözlü tarih tabii ki tarih bilimi gibi bir şey değil. Ama bu ülkede birçok şey tarih kitaplarında yazmıyor, yazmaz da zaten. Dolayısıyla tarihle ilgili gerçeklere ulaşmak için tek kaynak olmasa bile önemli bir kaynak sözlü tarih. Bir de belli kuşaklar ölüp gidiyor artık. Şu anda 1915’in tanığı olan çok az insan kaldı... Ama Türkiye’deki sorun 1915 meselesi değil sadece... 30’lar, 40’lar, 50’ler... Üstelik siyasal bir sorun da değil sadece, toplumsal bir boyutu da var. Kitapta görüyorsunuz işte, “Senin kemiklerin haramdır” diyor adam. Müslüman olmak için adam çırpınıyor fakat kendini kabul ettiremiyor. Bu siyasetle ya da 1915’le ilgili bir şey değil ki... Bu, ortada toplumsal bir sorun var demek. Şu anda da var bu... Bunları ancak o insanlarla konuşarak ve konuşulanları kayıt altına alarak anlayabiliriz. Bu da tarihçiler için bir veri kaynağı. Türkiye’de 6-7 Eylül’ü, varlık vergisini bile inkar etmeye çalışanlar var. Bunlara da “Doğru değil bunlar” diyen olacak tabii. Ama demeyen kitle de gittikçe genişliyor, bir kamuoyu oluşuyor. İlki bu tarz kitaplara göre oldukça yoğun ilgi gördü. Demek ki insanlar okuyor ve ciddiye alıyor.
“Diyarbakır’dan en son toplu göç 74’te olmuş”
Kitaplaştırma sürecinde otosansür uyguladınız mı? Kullanmaktan kaçındığınız öyküler oldu mu?
Yok hayır. Tam tersi en çarpıcı diyebileceğim hikayeleri seçtik. Bir çekincemiz olmadı. Kendilerinin kullandığı kavramlar, kelimeler olduğu gibi duruyor. Mesela geçen seneki çalışmada soykırım kelimesi çok fazla kullanılmadı. Bu seneki hikayelerde kullanılıyor. Özellikle Amerika, Lübnan, Kanada’dan konuştuklarımızın kullanmaması mümkün değil.
Bu kitapla ortaya çıkan, sizin de bu hikayelerden öğrendiğiniz bir şey var mı?
Mesela 74’teki Kıbrıs harekatına kadar Diyarbakır’da belli bir miktar Ermeni nüfusu varmış 74’te Kıbrıs olaylarında bir milliyetçi dalga kabarıyor ve Diyarbakır’da yaşayan Ermeniler, ki yüzlerce aileden bahsediyoruz, gitmek zorunda kalıyorlar Diyarbakır’dan. Böyle bir şeyi tahmin de etmiyordum açıkçası. Başka bir yerde olsa olabilir de Diyarbakır’da Kıbrıs olaylarından oluşan bu milliyetçi havanın Ermenilere olumsuz yönde yansıması... Rahatsız edilmişler çok ciddi şekilde ve en son toplu göç 74’te olmuş. Bunu ancak sözlü tarihten çıkarabiliyorsunuz. Herhangi bir tarih kitabında böyle bir şey yok.
“Onlar 5 vakit kılıyorsa babam 10 vakit kılardı”
İki tür reaksiyon var gibi; ya kimliklerini saklamayı seçiyorlar ya da tam tersi vurgulamayı...
Şu anki Diyarbakır’daki havanın çok etkisi var, eskiden öyle değilmiş, bu kişilerin babaları kimliklerini nasıl gizleyeceklerini şaşırırmış. “Onlar 5 vakit namaz kılıyorsa, babam 10 vakit kılardı” diye anlatanlar var. Bu değişik tepkiler nesil ve zaman içinde yaşanan değişimle çok ilgili. Şu an Ermenice dil kursu var mesela Diyarbakır’da. 40-50 tane öğrencisi var. O 40-50 kişi de meraktan, hadi bir Ermenice öğrenelim diye değil, dedesinin dili olduğu için öğrenmek istiyor. 10 sene önce Ermeni kursu açılacağını kimse hayal edemezdi. Şimdi küçük çocuklarla anne-babalar beraber kursa geliyorlar.
(Aylin Durgun/Milliyet)

YORUM YAZIN