Header Ads

Cumartesi Anneleri'nin 407. Buluşması: Utanın Artık, Bu Kadar Zulüm Bize Yeter


 Cumartesi Anneleri 407. kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. Eylemde Güçlükonak Katliamı dosyası açıklanırken, Paris'te Kürt siyasetçi kadınlara yönelik saldırı da kınadı. Cumartesi Anneleri aynı zamanda, 9 Ocak 1996'da gözaltında katledilen gazeteci Metin Göktepe'yi andı. Maside Ocak, "Biz bu meydanda ilk oturmaya başladığımızda Metin Göktepe de aramızdaydı, unutmayacağız" dedi.

Eylemde ilk sözü 1995 yılında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız, bir anne, bir kadın ve bunca zorluğa rağmen yaşamaya çalışan bir insan olarak Paris'te yaşanan 3 Kürt kadın siyasetçinin öldürülmesini ve katilleri kınadığını söyledi. Türk medyasının bu durumu sıradan bir olay gibi göstermeye çalıştığını belirten Yıldız, olayın sıradan olmadığını ve derhal aydınlatılması gerektiğini ifade etti. Kayıpları için yıllardır çok şey söylediklerini ancak devletin hiçbir çabası olmadığını dile getiren Yıldız, yağmur, kar altında bile bu meydanda toplanmak zorunda bırakıldıklarını kaydetti. Yıldız, ekledi: "Bu bir işkencedir."

"Biz mezar istiyoruz, buna neden kulak tıkıyorlar" diyen Yıldız, hükümetin faili meçhul cinayetleri aydınlatmadığını, Uludere'yi çözmediğini, mezarları bulmadığını belirterek, insanların sadece kafasında soru işaretleri bırakıldığını söyledi.

'BU İNSANLARI TÜRKİYE'NİN GÖZÜ ÖNÜNDE KAYBETTİLER'
Hanife Yıldız'ın ardından Güçlükonak Katliamının ardından Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile birlikte Güçlükonak köyüne giden Şanar Yurdatapan söz aldı. Yurdatapan, "Bu insanlar gizli bir biçimde değil, bütün Türkiye'nin gözü önünde kaybedildiler" dedi.

Yurdatapan, olayın çok aleni bir biçimde gerçekleştiğini, kanıtların saklanma girişiminde dahi bulunulmadığını belirtti.

Olay yerine gittiklerinde yanmış ve taranmış minibüsü gördüklerini anlatan Yurdatapan, "Bize bu insanları PKK öldürdü dediler. Gittik köylülerle konuştuk, askerlerin yaptığını, olaydan kısa bir süre önce oraya askeri bir helikopterin indiğini anlattılar" dedi.

Yurdatapan, bu olayı ortaya çıkarmaya çalışan insanların yargılandığını hatırlattı.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu de infazların sadece bu topraklarla sınırlı kalmadığını söyledi, Paris'te gerçekleştirilen katliamı lanetledi. Tanrıkulu, "İçinde bulunduğumuz sürenin dış etkenlere ne kadar açık olduğu ortaya çıktı. Burada olmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz" diye konuştu.

'UTANIN ARTIK, BU KADAR ZULÜM BİZE YETER'
Güçlükonak Katliamı'nda yaşamını yitiren Ahmet Kaya'nın kızı Emine Erbek, Kürtçe konuştu. 18 yıldır babasının ve amcasının cesedini aradıklarını anlatan Erbek, babasının ve amcasının gözleri önünde evden alınarak karakola götürüldüğünü söyledi. Kardeşinin de askerde öldürüldüğünü belirten Erbek, "Utanın artık, bu kadar zulüm, işkence bize yeter" diye konuştu.

Paris'te yaşanan katliamı da kınayan Erbek, kayıpların akıbetinin ortaya çıkması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti.

İNSANLAR KÖMÜR, NÜFUS CÜZDANLARI SAPASAĞLAMDI
Bu haftaki basın açıklamasını İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi İnsanları adına Özge Akçam okudu. Akçam, 12 Ocak 1996 tarihinde Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi'ne bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine askerler tarafından baskın yapıldığını, koruculuktan firar eden Abdullah İnan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç'un gözaltına alındığını hatırlattı. Akçam, bu insanların burada işkence ile sorgulanarak öldürüldüğünü söyledi.

15 Ocak'ta Koçyurdu Köyü'ne telefon eden jandarmanın, gözaltına alınanların serbest bırakılacağını söyleyerek, onları almak için karakola bir minibüs getirilmesini istediğini belirten Akçam, şoför Ramazan Nas ile korucular Hamit Yılmaz, Abdulhalim Yılmaz, Mehmet Öner ve Lokman Özdemir'in minibüsle karakola gittiğini, askerlerin 5 kişiyi öldürdüğünü anlattı.

Akçam, öldürülen 10 kişinin cansız bedeninin Nas'ın kullandığı minibüs ile Tabur ve Koçyurdu arasında bir noktaya taşındığını, minibüsün önce silahlarla tarandığını, sonra da atılan roketlerle cesetlerin kömür haline getirildiğini söyledi.

Kömür haline gelmiş olan insanların bedenlerinin nüfus cüzdanlarının ertesi gün sapasağlam bir biçimde ailelere teslim edildiğini aktaran Akçam, Genelkurmay Başkanlığı'nın olayın PKK tarafından yapıldığını açıkladığını anımsattı.

KATLİAM BELGELERİ MİT'İN ARŞİVİNDE VAR
Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen'in 2009 yılında "Katliamı PKK yapmadı, bunu biliyorduk ama çaresizdik, üzerine gidemedik" açıklaması yaptığını hatırlatan Akçam, ikinci itirafın 2010'da geldiğini, katliam tarihinde Şırnak'ta görev yapan Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu'nun, olayı MAK (Muhabere Arama Kurtarma) timleri gözetiminde, 7 kişilik korucu ekibin 50 bin dolar karşılığında yaptığını ve bu bilgilerin MİT'te mevcut olduğunu söylediğini hatırlattı.

Gerçeklerin ortada olmasına rağmen yapılan tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını belirten Akçam, Türkiye'nin etkin soruşturma yapmadığı gerekçesiyle AİHM'de mahkum olduğunu ifade etti.

17 yıldır MİT'in arşivinde bekletilen Güçlükonak Katliamı dosyasının kamuoyuna açıklanmasını isteyen Akçam, katliamda sorumluluğu bulunan bütün asker ve korucuların yargılanmasını istedi. Akçam, ekledi: "Gereğini yapmak yerine, katliamın arkasındaki gerçeği saklayarak failleri koruyup, suça iştirak eden dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Deniz Baykal ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'nin yargılanmasını istiyoruz."

"Savaşın öldürmek istediği gerçeği yaşatmak için barışa ihtiyacımız var" diyen Akçam, herkesi barış için çaba göstermeye çağırdı. (etha)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.