Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (17 Ocak 2013)


Fransa'nın Mali'de başlattığı operasyon, Suriye'deki durum, Yunanistan'daki kriz ve ABD Başkanı Obama'nın ikinci görev dönemindeki rotası, bugünkü Avrupa basınında yer alan yorum konuları.

Fransız Sud-Ouest gazetesi, Fransa'nın Mali'deki operasyonunu şöyle yorumluyor:

"Kaçacak yer aramak için herkesin kendine göre nedenleri var. Cezayir, köktenci İslamcıların ülkeye dönebilecek olmasından korkuyor. Amerikalılar başka yerlerle meşgul, Almanlar soruna karışmayı istemiyor, Avrupalılar ise diyalogtan yana. Afrikalılar askerî misyona katılma taahhüdünde bulunuyor, ama bekletiyor. Peki ya Libya'da o kadar aktif olan İngiliz müttefikler? İngilizler aslında kaçmıyor ama misyona sadece birkaç uçak göndermesi çok zayıf kalacak. Fransa şu sıralar Mali'de askerî ve siyasi riskleri üzerine alma konusunda neredeyse yapayalnız."

Polonya'dan Gazeta Wyborcza ise Mali'yi şiddetin bir türlü dinmek bilmediği bir başka ülke, Suriye ile kıyaslıyor. 'Mali tecrübesi Esad'ı destekliyor' başlıklı yorumda Türkiye'nin de yeni bir Mali olabileceği savunuluyor:

"Avrupa'da kamuoyu, iç savaşın ikinci yılında Suriye'de artık birşeyler yapılmasını talep ediyor. Hem Mali'deki Tuareg savaşçıları gibi bağımsızlık peşindeki Kürtler, hem de Mali'dekileri andıran Suriyeli İslamcılar, Esad rejimine karşı savaşıyor. Diktatör Esad şu nedenden ötürü iktidarda kalmaya devam edecektir: Birçok Suriyeli Esad'ın düşmanlarının daha kötü olduğuna inanıyor. Şayet Batı'nın Suriye'ye yapacağı bir askeri operasyon onlara zafer kazandırırsa, ülkenin istikrara kavuşması şansı, Libya'dakinden kat kat düşük olacaktır. Buna karşılık Türkiye ya da Irak yeni bir Mali olabilir."

İspanya'dan La Vanguardia gazetesi Yunanistan'da otonomlarla polis arasında çıkan gerginliğin ardından, bazı politikacı ve gazetecilerin evlerinin ateşe verildiği saldırıları ele alıyor:

"Yunanistan beş yılı aşkın bir süredir resesyonun içinde. Katı tasarruf politikası ve vergi zamları sonucu bıçak kemiğe dayandı. Politikacı ve gazetecilere yönelik son saldırılar hükümette yeni endişelerin ortaya çıkmasına neden oldu. Şiddetin tırmanması nedeniyle iç savaş atmosferinden bile söz ediliyor. Aralarında iki eski başbakanın da bulunduğu çok sayıda politikacıya, vergi kaçırmalara müsamaha gösterdikleri suçlaması yöneltiliyor. Bu skandal halk arasında, hükümetin istikrarını tehlikeye atabilecek bir öfkeye neden oldu."

Letonya'dan sol liberal Diena gazetesi, ABD Başkanı Barack Obama'nın ikinci başkanlık dönemini ele aldığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Obama başkanlık döneminin ilk dört yılında George Bush'un çizdiği rotanın dışına çıkmayı çok az başarabildi ve bu nedenle genel olarak Cumhuriyetçi bir politika izledi. Farklı politikalara ancak şimdi, göreve ikinci kez seçilmesinin ardından cesaret edebiliyor. Bu bağlamda birlikte Bush'un mirasını cesur bir şekilde sona erdirebileceği adaylardan oluşan bir kabine sundu. Obama'nın 2008 yılında kullandığı 'değişim' sloganı yavaş yavaş hissediliyor. Sosyal güvencelerin korunması, diplomasi araçlarının daha güçlü kullanılması, askeri harcamaların ve ateşli silahların kişisel olarak edinilmesinin sınırlandırılması... Bunların hepsi, ABD'nin dünya polisi rolünü geri plana iterek, Avrupa değerlerini hayata geçirmesine yönelik önlemler. Bu, Avrupa açısından ABD ile eşit haklara sahip bir partner olabilmek için büyük bir fırsat."

Almanya Basını
Almanya’nın Mali’deki askeri operasyona dolaylı destek verme kararı ve Başkan Obama’nın silah taşımayı zorlaştırma girişimi, bugünkü Alman gazetelerinden seçtiğimiz yorum konuları.

Almanya hükümetinin Mali'deki askeri operasyona muharip birlik göndermeyip sadece lojistik destek sağlayacağını açıklamasını Frankfurter Rundschau gazetesi şöyle yorumluyor:

“Bu adım sembolik bir jestten ibarettir. Berlin'deki koalisyon, askeri operasyona son kararın Federal Meclis tarafından verilebileceğini bildiğinden, bu tartışmayı rafa kaldırmayı tercih etti. Tarifeli uçak seferlerinin yapıldığı Bamako'daki uluslararası havalimanı, cephenin 700 kilometre uzağında bulunuyor. Uçaklara ateş açılması ve silahla karşılık verilmesi ihtimali yok denecek kadar düşük. Bu durumda, geriye Alman uçaklarıyla Mali başkentine nakledilecek Afrika barış gücü askerlerinin, son 700 kilometreyi nasıl kat edecekleri sorusu kalıyor. Acaba yürüyerek mi?”

Frankfurter Allgemeine Zeitung ise koalisyon hükümetinin büyük ortağının Almanya'nın Mali operasyonundaki katkısını arttırmaya meyilli olduğu görüşünde:

“Mali'de iç savaş cereyan etmiyor. Orada radikal İslamcılar ve teröristler ülkenin büyük bölümünü kontrolleri altına aldı. Bu durum Fransa'yı askeri müdahalede bulunmaya sevk etti. Belli ki, Paris yönetimi durumun son derece tehlikeli olduğu kanaatine vardı. Mali'deki İslamcı terörist ilerleyişin sadece Afrika için değil, Avrupa için de bir tehdit oluşturduğu düşüncesine, Almanya Başbakanı da katılıyor. Bu durumda akla, Almanya'nın iki askeri nakliye uçağıyla operasyona destek verme kararının, Mali'deki tehdide karşılık vermeye yetip yetmeyeceği sorusu takılıyor. Fransız askeri müdahalesini açıkça onaylayan koalisyon hükümetinin Hrıstiyan Birlik kanadı, bu desteği genişletmeye meyilli olsa gerek.”

Obama yönetiminin, ABD'deki silah furyasını önlemek için harekete geçmesini yorumlayan Berliner Zeitung , Kongre'deki Cumhuriyetçi çoğunluğu ikna etmenin kolay olmayacağını yazıyor:

“Silah yasasını hazırlayanlardan biri olan Başkan Yardımcısı Joe Biden, şimdi de Barack Obama'nın talimatıyla geniş kapsamlı bir reform taslağı hazırladı. Silah lobisinin etkisini yeteri kadar ciddiye almadığı 1990'lı yıllarda edindiği tecrübeler, şimdi Biden'in işine yarayabilir. Biden bu kez sadece Cumhuriyetçilerin Kongre'de veto edebileceği bir yasa önermiyor, aynı zamanda Başkan'ın tek başına karar verebileceği yürütme önlemleri de hazırlıyor. Cumhuriyetçiler her ikisini de önlemeye kalkarlarsa yasayı en azından kısmen onaylamak zorunda kalacaklardır ki, bu da tarihi bir başarı olur.”

Dresden'de yayımlanan Saechsische Zeitung Başbakan Obama'nın silah yasası yüzünden Kongre ile yeniden ihtilafa düşeceğini belirtiyor ve ekliyor:

“Obama, Kongre'de yoğun direnişle karşılaşacağını biliyor. Yasaya karşı olanlar itirazlarını, 1791 Anayasası'nın silah taşımayı meşru kılan ikinci ek maddesiyle gerekçelendireceklerdir. Ama silahlı ‘kötü adamı' ancak silahlı ‘iyi adamın' durdurabileceği düşüncesi medeni toplumların prensibi olmamalıdır. Bu basit tez silah lobisinin 1791'den kalma dünya görüşüne uygun düşebilir. Bu kafa, 200 yılda çok değişen dünyamızın gerisinde kalmıştır. Silah sayısının artması kamu hayatını güvenli kılmaz, aksine kamu güvenliğini ortadan kaldırır.”

İngiltere Basını
Daily Telegraph gazetesi, radikal İslamcı isyancıların ilerleyişini durdurmak için geçen hafta Mali'ye giden Fransız birliklerinin kara harekatına başladıklarını aktarıyor.

Gazete El Kaide militanlarının Fransa'nın müdahalesine misilleme olarak Cezayir'de BP'ye ait bir gaz tesisini basıp 2 kişiyi öldürdüklerini, 40 kadar kişiyi rehin aldıklarını belirtiyor. Haberde, Mali'deki isyancıların 'Fransa cehennemin kapılarını açtı" dediği hatırlatarak savaşın yayılmaya başladığı vurgulanıyor.

Independent gazetesi 'İslamcılar Mali'deki savaşı Cezayir'e taşıdı" başlığını kullanırken, gazetenin yazarlarından Robert Fisk, "Cezayir'in iç savaşı yeniden başlıyor gibi görünüyor. Fransa Mali'ye asker gönderirken Cezayir'i düşünmedi" diyor.

Fransa'nın eski Londra büyükelçilerinden Gerard Errara, Financial Times'taki makalesinde "Fransa'nın Mali'ye müdahale etmekten başka çaresi kalmadığını” söylüyor.

Yazar bunu şöyle gerekçelendiriyor:

"François Hollande da birçok eski Fransa cumhurbaşkanı gibi seçim kampanyasında Afrika'da daha az müdahaleci olacakları sözünü verdi. Gerçekten de Fransa'nın Mali'deki savaşa öncülük etme niyeti yoktu. Ama terörist grupların kuzeyden güneye hızla ilerlemesi, Mali ordusunun zayıflığı ve Afrika müdahale gücünün yavaş kalması Hollande'ı zor bir seçim yapmak zorunda bıraktı. Ya cihad yanlılarına karşı hemen harekete geçecekti ya da 1996’da Kabil’de Taliban’ın yaptığı gibi İslamcıların başkente yerleşmesine izin verilecekti."

Yazar, Suriye'ye herhangi bir müdahaleye karşı çıkan Çin ve Rusya dahil tüm Güvenlik Konseyi üyelerinin harekata onay verdiklerine dikkat çekerek, bunun yeni sömürgecilik iddialarını boş çıkardığını savunuyor. Müdahalenin Avrupa'nın da güvenliğine katkıda bulunacağını öne süren yazar şöyle devam ediyor:

"Fransa, Mali'de tek başına harekete geçmek zorunda kaldı. Bu iki şey demek: Birincisi askeri harekat söz konusu olduğunda birilerinin öncülük etmesi gerekiyor. Ama şimdi Fransa Avrupalı müttefiklerinin desteğini aldı. İkincisi Mali, Avrupa Birliği'nin dış politikasında askeri güç yerine yumuşak gücünü kullanması gerektiğini savunanlar için bir uyarı olmalı. Malesef dünya düzeni böyle işlemiyor. Eğer Avrupalılar ciddiye alınmak istiyorsa, askeri müdahalaleri Amerika Birleşik Devletleri'ne havale etmek yerine ellerindeki araçları kullanmalılar. Avrupa'nın çıkarlarını savunmak için buna askeri güç de dahil."

Times gazetesinde yer alan bir haberde, Suriye ordusunun Amerikan Başkanı Barack Obama'nın kırmızı çizgilerini test etmek için zehirli gaz kullandığı belirtiliyor. Habere göre geçen ay Esad yönetiminin kimyasal silah kullandığına işaret eden kanıtlar bulundu. Bir İsrailli istihbarat yetkilisi, bunun Amerika ve müttefiklerinin tepkisini ölçmek için yapılmış olabileceğini söyledi.

Times'ın haberinde şöyle deniyor:

"Esad'ın Humus'a kimyasal silah sevkettiği yolundaki iddialar üzerine Amerikalı diplomatlar tarafıdan başlatılan incelemede zehirli gaz kullanıldığına dair güçlü emarelere rastlandı."

Gazete, bu bilginin Amerika Birleşik Devletleri'nin İstanbul baş konsolosluğundan gönderilen bir belgeye dayandırıldığını belirtiyor.

Aynı gazetede yer alan bir başka haberde de Suriye sınırında Esad'ın kimyasal silahlarını ele geçirmek üzere bekletilen çok uluslu gücün teyakkuza geçirildiği kaydediliyor.

Gazeteye göre, isyancıların Halep'in güneyindeki Safira bölgesinde bazı mevzileri ele geçirmesinden sonra bu gücün alarm seviyesi yükseltildi. Safira'daki bir tesiste kimyasal silahların depolandığı belirtiliyor.

Times, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve Ürdün'ün Esad'ın bu silahlar üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ya da sivillere karşı kullanılması halinde harekete geçileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatıyor.

Independent yazarı Patrick Cockburn ise Kerkük'te dün düzenlenen ve 21 kişinin ölümüne yol açan intihar saldırısını "El Kaide odağını Suriye'ye kaydırmasına rağmen Irak'taki eylemlerinden vazgeçmiyor" diye yorumluyor.

Yazar söyle diyor:

"Bu saldırılar, çok büyük bir güvenlik gücüne sahip olmasına karşın Irak'ın hala aşırı derecede şiddet dolu bir yer olduğuna işaret ediyor. 2012'deki saldırılarda toplam 4400 kişi öldü. Şiilerle Sünniler ve Araplarla Kürtler arasında sürekli çatışma var. Bir yıl öncesine kadar Irak, Şiiler Sünniler ve Kürtler arasındaki bir denge kurmuş gibi görünüyordu. Ama Suriye'deki savaş ve buradaki Sünni çoğunluğun iktidarı ele geçireceği beklentisi Irak'taki Sünni azınlığı yüreklendirdi."

İngiltere gazetelerinde öne çıkan hatta birçok gazetenin manşetinde yer alan bir diğer konu da ülkenin en büyük marketler zincirinde satılan hamburger köftelerinde yüzde 29 oranında at etinin tespit edilmesi.

Times gazatesi dana eti diye satılan köftelerde domuz ve at DNA'sına rastlanmasının gıda güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurduğunu aktarıyor.

Daily Telegraph gazetesinin manşetinde ise at etinin insan sağlığı için tehdit oluşturmaması nedeniyle İngiltere'de şimdiye kadar Gıda Standartları Kurumu'nun hiç böyle bir tahlil yapmadığını, ülkede belki de yıllardır at eti yenmekte olduğunu aktarıyor.

(dw türkçe-bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.