Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (10 Ocak 2013)

İngiltere Basını
İngiltere'de bugünkü gazetelerin çoğunun ön sayfasındaki haberi, Financial Times'ın manşetinden verelim: Amerika'dan İngiltere'ye AB'yi terketmeme uyarısı.

Independent, Avrupa'dan sorumlu Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon'un Londra'yı ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, Beyaz Saray'ın İngiltere'nin Avrupa Birliği'nde kalmasına verdiği önemi vurguladığını yazıyor.

Amerikalı diplomat, aksi takdirde Avrupa Birliği'nden çıkmış bir İngiltere'nin uluslararası planda yalnızlaşacağını ve Washington'la ilişkilerinin de bundan darbe alacağını söylüyor.

Guardian, İngiltere'nin Avrupa Birliği üyeliğini ya da Birlik içindeki konumunu referanduma götürmesi olası görülen Başbakan David Cameron'a Beyaz Saray'dan kesin ve net bir uyarı geldiğini bildiriyor.

Financial Times'ın da vurguladığı gibi, Amerikalı diplomatların bu çizgide bir açıklama yapmaları nadiren rastlanılan bir şey.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, ''İngiltere'nin Avrupa Birliği içindeki sesi, Amerika için kritik önemde.'' diyor; ''Avrupa Birliği ile gelişen ilişkilerimiz var ve bu oluşum içinde İngiltere'nin sesinin güçlü çıkmasını istiyoruz.''

Guardian'a göre, Muhafazakar Partili Başbakan David Cameron'ın önümüzdeki haftalarda yapması beklenen kilit önemde bir konuşmada büyük olasılıkla, 2015'teki İngiltere seçimlerinde tek başına iktidara gelmesi durumunda, Avrupa Birliği'ne teslim edilmiş bazı yetki ve hakların geri alınması için çalışacağını ve Brüksel'le ilişkileri yeniden kurgulayan bu politikanın halk oylamasına sunulacağını vaadetmesi bekleniyor.

Guardian, yakın zaman içinde İngiltere'de yapılan anketlerde Avrupa Birliği'nden geri çekilmeye verilen desteğin arttığını gören Washington'un bu manzara karşısında alarma geçtiğini düşünüyor.

Gazetenin ifadesiyle Amerika'nın İngiliz iç politikasına bu şekilde ''müdahale'' etmesi, duyulan kaygının boyutlarını gösteriyor.

Iraklı Kürtlerin 'Ceyhan anlaşması'

Hafta başında Kuzey Irak'taki petrol zenginliğine ilişkin bir yorum yazısına yer veren Financial Times, bugün de bölgeyi mercek altına alıyor.

Gazete, ''Kürdistan doğrudan petrol ihracına başlıyor'' diyor haberin başlığında.

Tankerlerle Türkiye'nin Ceyhan limanına götürülecek ham petrolün büyük mikarda olmasa da, yarı özerk Kürt bölgesinin Irak'ta merkezi hükümet karşısında ekonomik bağımsızlığını vurgulaması açısından önemli bir adım olduğunu yazan Financial Times, bölgesel Kürt hükümeti ile anlaşmaya varan Genel Enerji şirketi yöneticisi Mehmet Sepil ile bir mülakata yer veriyor.

Sepil, Genel Eneji'nin işlettiği Kuzey Irak'taki Tak Tak sahasından çıkartılan ham petrolün önümüzdeki 6 ila 8 hafta içerisinde günde 20 bin varile varacak biçimde Ceyhan'a nakledilebileceğini söylüyor.

Financial Times, Irak Kürt yönetiminin bundan önce de Türkiye'ye petrol naklettiğini, ancak yeni anlaşmanın daha farklı bir ticaret ilişkisine kapı açtığını vurguluyor.

Geçen yıl Iraklı Kürtlerin Ankara ile vardığı takas anlaşması uyarınca, kendi petrolünü Türkiye'ye veren Kürt yönetimi, karşılığında rafineri ürünleri alıyor.

Financial Times, bu sefer ise Genel Enerji ve ortaklarının Tak Tak'ta çıkarıp sahibi oldukları ham petrolü doğrudan Ceyhan üzerinden uluslararası pazarlara ulaştıracağını kaydediyor.

Gazete, bu yeni adımın Kuzey Irak'taki petrolün kontrolü ve gelirinin paylaşımı konusunda Bağdat'taki merkezi hükümet ile bölgesel Kürt yönetimi arasında zaten varolan gerilimi daha da tırmandırabileceğini yazıyor.

Mahkum takası

Suriye'de Beşar Esad hükümeti ile muhalif güçler arasında gerçekleşen tutuklu takası gazetelerin ortak konuları arasında.

Independent, ''Suriye'deki iç savaşın ilk büyük mahkum takasında isyancılar 48 İranlıyı serbest bırakırken, karşılığında Suriye hükümeti 2 bini aşkın kişiyi salıverdi.'' diye yazıyor.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerini alıntılayan Independent, isyancıların Ağustos ayından bu yana rehin tuttuğu İranlıların salıverilmesi karşılığında özgürlüğüne kavuşan 2130 kişi arasında dört Türkün ve ''bir grup Filistinlinin'' de olduğunu yazıyor.

İsyancılar, İranlıların Beşar Esad'a yardımcı olmak üzere Suriye'ye geldiğini ve bu yüzden tutulduklarını öne sürüyordu.

Suriye'nin yakın müttefiki İran ise, 48 kişiden bazılarının emekli ordu görevlileri olduğunu kabul etmekle birlikte, tamamının Şam'ın güney doğusunda bir türbeye dini ziyarette bulunmak için Suriye'ye gittiklerini savunuyor.

Twitter'da nefret söylemi

Guardian dış haber sayfalarında Fransız hükümeti ile Twitter arasındaki ifade özgürlüğü anlaşmazlığına yer veriyor.

Irkçılığa, Yahudi düşmanlığına ya da eşcinsellerin aşağılanmasına çanak açan tweet'lerin artışından kaygı duyan Fransız yetkililer, toplumu kin ve nefrete teşvik edici yayınlara karşı halihazırda varolan yasaların Twitter aleminde çiğnendiğini söylüyorlar.

Guardian, Fransız hükümetinden yetkililerin Twitter yöneticileri ile bir araya gelerek konuyu görüştüğünü yazıyor.

Gazete, ayrımcılığa karşı savaşan yurttaş hakkı örgütlerinin son zamanlarda Twitter'da trend olan hashtag'leri endişeyle karşıladığını bildiriyor.

Bunlardan bazıları, ''Eğer oğlum eşcinsel olsaydı'', ''Eğer kızım bir siyahla birlikte olursa'' ya da ''Eğer Nazi olsaydım'' şeklinde nefret söylemlerini ortak bir zeminde buluşturan başlıklar.

Guardian, Fransız hükümetinin bu gibi mesajlara karşı Twitter'ın önlem almasını istediğini, fakat sınırsız düşünce özgürlüğünü savunan Amerika merkezli mikroblog sitesinin bu yöndeki taleplere sıcak bakmadığını belirtiyor.

Almanya Basını
Türkiye’de hükümetin Kürt sorunu çözüm sürecinde PKK lideri Abdullah Öcalan ile diyalog girişimi ve Suriye’deki esir takasında bölgesel aktörlerin rolü bugünkü Alman basınında öne çıkan konular.

Maerkische Oderzeitung, Türk hükümetinin PKK lideri Abdullah Öcalan ile diyalog adımını konu alıyor:

“Bu konuda dikkatli olmak gerek. Başbakan Erdoğan yaklaşık on yıl önce göreve başladığında Kürt sorununu çözme vaadinde bulunmuştu. Ama şimdiye kadar kaydedilen ilerlemeler sadece küçük adımlar halinde geldi ve siyasî açıdan hep tartışmalı kaldı. Şimdi ortaya çıkan tablo dikkat çekici. Sonu ise belirsiz.”

Suriye’de Esad rejimi, altı ay önce asilerin kaçırdığı 48 İranlıya karşılık 2 bin 130 tutukluyu serbest bıraktı. Frankfurter Allgemeine Zeitung, Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğunda gerçekleşen bu büyük takası konu alıyor:

“Asiler çarşamba günü 48 İranlıyı Esad rejimine teslim etti, rejim de iki bini aşkın sivili serbest bıraktı. Bu takasta Türk hükümetine yakın İslamî yardım kuruluşlarından biri ile Katar’dan müzakereciler önemli rol oynadı. Yani bölgesel aktörler. Bu 48 kişi, Tahran yönetiminin iddia ettiği gibi hacı olsaydı, yanlarında Devrim Muhafızları’ndan bir grup bulunmazdı. Bu takas, işin zamanlama boyutunu da açıkça ortaya koyuyor: İranlılar altı ay boyunca asilerin elindeydi ve şu an Suriye’deki iç savaşın sonu ufukta görünmüyor.”

Suriye'den geçiyoruz Almanya'yı derinden sarsan bir konuya... Katolik kilise ve kurumlarında 2010 yılında ortaya çıkan çocuklara cinsel istismar skandalı üzerine başlatılan kapsamlı inceleme, Alman Piskoposlar Konferansı ve araştırmayı yürüten Aşağı Saksonya Eyaleti Kriminolojik Araştırma Enstitüsü arasındaki anlaşmazlık nedeniyle durduruldu. Alman Piskoposlar Konferansı, Enstitünün Başkanı Christian Pfeiffer ile yapılan sözleşmeyi feshetti. Pfeiffer, araştırmanın kilisenin sansür ve kontrol talepleri üzerine sekteye uğradığını açıkladı. Ancak Alman Piskoposlar Konferansı, bu suçlamaları reddetti.

Nürnberger Nachrichten gazetesi yorum sütunlarında konuya ilişkin şu satırlara yer veriyor:

"Katolik kilisesi, henüz başlangıçta göründüğü kadar cesur değil. Kilise bünyesinde geniş bir kesimi oluşturan muhafazakârların gözünde yaşananların kurbanı cinsel tacize uğrayanlar değil, tacizde bulunanlar. Belli ki bu zanlıların bir kısmının korunması gerektiğini düşünüyorlar. Yoksa kriminoloji uzmanı Pfeiffer’in din adamlarına yönelttiği suçlamalara başka türlü bir açıklama getirmek çok zor. Araştırmacılara sansür koyarak, kabul edilemeyecek koşullar getirerek, yaşananlar gerçek anlamda açıklığa kavuşturulamaz. Malesef burada da din adamı ve yazar Klaus Mertes’in her zaman belirttiği şu duruma tanık oluyoruz: 'Cinsel taciz, Katolik kilisesi ve onun ataerkil hiyerarşisinin bir sonucudur.“ Engellenen inceleme, üst düzey birçok kilise yetkilisinin görüşünü ortaya koyuyor: Kapı açmaktansa duvar örmek daha iyidir."

Basın turumuzu Heilbronner Stimme gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumu ile noktalıyoruz.

"Skandalın boyutu daha 2010 yılında ortaya çıkmıştı ama cinsel istismar ondan en az 50 yıl öncesine kadar uzanıyor. O halde piskoposların korktuğu şey nedir? Belli ki suskunluğu tercih eden sabit fikirliler söz geçirmeyi başardı. Ancak ortada kesin olan bir şey var. O da; Papa'nın kilisesinin kaybettiği güveni bu şekilde geri kazanamayacağı.“

(dw türkçe-bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.