Gazeteci Celal Başlangıç: Suriye Sınırında Yaşananlar Vahşet
Gazeteci Celal Başlangıç, Suriye sınırına gitti, orada yaşananları ekonomik, siyasal ve sosyolojik boyutlarıyla anlattı. “Sınırda yaşananların Türkiye’deki medyada yansımadığını gördüm” diyen Başlangıç, Suriye sınırında yaşananları vahşet olarak nitelendirdi.
78’liler Dernekleri Federasyonu’nun dergisi “Tükenmez” için Antakya’dan Suriye’ye gitmeye çalışan Celal Başlangıç, izlenimlerini RS FM'de Faruk Eren’in sunduğu “Gazeteciler Konuşuyor”a anlattı. Suriye’deki iç savaşın bölge ekonomisini nasıl vurduğunu ve çatışmaların siyasal, sosyolojik ve psikolojik etkilerinin nasıl dalga dalga Türkiye’ye doğru yayıldığını değerlendiren Başlangıç, Suriye’de sınırda bir vahşet yaşandığını belirtti.
“Suriye’de çatışıp geri geliyorlar”“Burada bir facia yaşanıyor. Türk medyası bunu doğru düzgün yansıtmıyor. Gelin burada gerçeği görün” yakınmaları bizi harekete geçirdi. 78’lilerin yayın kurulundan Nazım Alpman “Celal gitsin, o bölgeyi de biliyor” dedi. Onun üzerine ben Hatay’a gittim. Saldırganların Türkiye’yi arkalarını aldıkları bölgelerde çatışmalar yoğun, onun dışındaki yerlerde çatışma yok. “Gidiliyor, Suriye’de çatışılıyor, geri geliniyor. Burada yaralananlar tedavi ediliyorlar, yiyorlar, içiyorlar, silahlandırılıyorlar, tekrar araçlarına bindirilip Suriye tarafına gönderiliyorlar” diye yoğun iddialar var. Hatta şöyle ilginç bir şey oldu; ben Hatay’dayken biri, “Bak ağabey, Resulayn tarafında olay çıkacak” dedi. Niye dedim? “Mücahitleri, cihatçıları Cilvegözü tarafındaki otobüslere bindirip o tarafa doğru yollamışlar” dedi. Hakikaten ertesi gün Resulayn’dan çatışma haberleri geldi.
Benzin dörtte bir fiyattaBölgeye gidince, burada yaşananların Türkiye’deki medyada fazla yansımadığını gördüm. Buradaki ekonomik yapıyı anlatması için şunu söyleyeyim; Arkadaş Suriye’ye doğru yola çıkmadan arabasının deposundaki benzini boşalttı. Nedenini sorduğumda, “Orada benzin Türk parasıyla 1 lira 25 kuruş” dedi. Yani buradakinin dörtte biri fiyatta neredeyse. Zaten günübirlik benzin getirmeler oluyor. Türkiye ile Suriye arasında sadece incecik akan bir Asi Nehri sınırı oluşturuyor. Makaralı sistemler kurmuşlar, karşı taraftan kaçak mazot, benzin geliyor. Ciddi kaçakçılık kalemlerinden birisi o.
“Sınırdan yürüyerek geri döndüm”Suriye’ye doğru yola çıktık. Gazeteci olduğum anlaşılmasın diye fotoğraf makinemi arkadaşımın eşine vermiştim. Kucağında çocukla makineyi taşıyordu, fakat sınırda anladılar. Nasıl anladılar bilmiyorum. Ancak, gazetecilerin girmesi için alınmış bir karar var. Türkiye’den gazeteciler gelecekse enformasyon bakanının izni gerekiyor.
Suriye’den Türkiye’ye ilk kaçışlar ve kamplar kurulmaya başlandığında Suriyeli gazeteciler gelmişler buraya. Yayladağı'na kamplara gitmişler orada dayak yemişler. Bunun üzerine Suriye de Türkiye’den gelecek gazetecilere sınırlama getirmiş, ancak Şam’ın izni olduğunda gidilebiliyor.
Beni komutana çıkardılar. Bir anda bellerinde silahları olan sivil adamlar başıma toplandı. Sonra beni geri gönderdiler, arkadaşlar ise devam etmek durumundaydılar. Hatta ben Suriye sınırından Türkiye’ye elimde bir valizle yürüye yürüye sığınmacılar gibi gelince, Türkiye’de ki gümrük memurları da şaşırdı. Anlattım durumu ama çok ikna olmadılar, “Ağabey sen oradan bir şeyde getirmişsindir” diyerek valizimi aradılar.
“Esad geliyor” diye ürkütülmüş insanlarSınır köylerindeki durum farklı. Bizim medyaya yansımayan kısmını söyleyeyim; o köylerde, kampların olduğu bölgelerde, kamplara giden yollarda, yarı askeri kıyafetli, sakallı ama bıyıkları ve sakallarının etrafı düzgünce tıraş edilmiş insanlar görüyorsunuz.
“Önyargılı olmayayım” diye ilk önce bu adamları gördüğümde, “acaba adamlar kampta kalıyorlar da tıraş olma olanakları falan sınırlı mı” diye düşünmüştüm. Ama biraz yaklaştıkça fark ediyorsunuz ki bıyıklarını gayet düzgün kesmişler, sakallarını düzeltmişler.
Bu yoğunluğun dışında, resmi rakamlara göre, kamplarda şu anda 110 bin kişi olduğu söyleniyor. Fakat Suriye sınırının karşısında, Türkiye tarafındaki Arap Alevi ve Arap Sünni köylerinde Suriye’den gelen çok sayıda insan var, köyler dolu. Bir eve bakıyorsunuz 43 kişi yaşıyor. Bir ev bakıyorsunuz, bir köye bakıyorsunuz diyorlar ki 300 kişi yaşıyor. Bir kısmı akraba, bir kısmı tanışıklık, bir kısmı da ekonomik bir ilişki içinde.
Ben gittiğimde zeytin toplama, pamuk toplama mevsimiydi. Narlar olmuştu, nar ekşisi yapmak için narlar kırılıyordu. Yani orada yoğun bir emeğe ihtiyaç var. Türkiye de işçilerin, kadınların gündelik ücreti 25 lira. Fakat Suriyeliler gelince, ücret 10 liraya 15 liraya düşmüş. Mesela çok küçük iki katlı yıkık derecedeki bir köy evine verdikleri kira 500 lira. Bu insanlar, bu kirayı da sağlamak durumundalar. Bunlar yoksul Arap Sünni köylüleri. “Esad geliyor” diye birazda ürkütülerek bu tarafa doğru kaçırmışlar.
Zaten oralara bakınca 3-4 çeşit mülteci olduğunu görüyorsunuz. Biri gerçekten özgürlük isteyen insanlar, Esad rejiminden yılmışlar artık. Ancak onlar çok azınlıkta. Bir kısmı dizilerin göçerleri. Bizim Türk dizilerini seyredip, Türkiye’de çok tatlı hayat olduğunu düşünmüşler ve öyle gelmişler. Böyle gelenlerin bir kısmı, gerçekle karşılaşınca geri döndü.
Suriye’den ucuz ürün girişleriMesela bir işletme sahibi ile konuştum. Ayda 3 bin kişiyi ağırlıyorlarmış, şu anda ise 30 kişi ağırlayamıyor. Çünkü bombalar düşüyor. İnsanlar oraya nasıl gitsin? Antakya’da bir şey yok, ama orayı da öyle sayıyorlar. Hatay, Antakya, Halep arasında günde 8-10 tane dolmuş kalkıyordu. Orada 4-5 lira olmuş zeytinyağının fiyatı. Bundan 3-4 sene öncesine kadar Suriye, yılda 200 bin litre zeytinyağı üretirdi, Türkiye ise 140 bin. Şimdi Türkiye son iki yıldır zeytinyağı üretiminde 200 bin tona çıktı. Suriye de 200 bin tonda ve Suriye ile dünya dördüncülüğü için yarışıyoruz. Şimdi böyle olunca Suriye’den Türkiye’ye zeytinyağı girmeye başladı hem de düşük fiyatta. Çünkü Suriye’nin dış pazar şansı da kalmadı. İçeride de pazar bütünlüğü kayboldu. Bu yüzden Türkiye’de zeytinyağı 4,5-5 lirayken, Hatay sınırından Türkiye’ye tonu 3 bin liradan zeytinyağı giriyor.
Ben gittiğimde köylerin olduğu bir yerde adam karşı taraftan narları toplamış, kilosu 30 kuruştan satıyor. Karşı taraf da bu tarafa büyük baş hayvan getiriyor. Yani yaşamak için hayvanı getirip satıyor. Türkiye’de büyükbaş hayvan 5-6 bin lirayken, oradan gelenler bin 500-2 bin liraya satılıyor.
Kelle kesip internette yayınlıyorlarBölgede benim konuştuğum Suryeliler gerçekten biraz kışkışlanarak gelenler. Bu biraz şuna benziyor: 1991 de Kürt göçü vardı. 1988’de Saddam, Halepçe’de kimyasal silah kullanmıştı ve sığınmacılar Türkiye’ye gelmişti. Birazda, sınıra ne kadar çok insan yığılırsa, o kadar çok dünyanın dikkatini çeker diye. İnsanlar hakikaten Saddam geliyor diye kovalandılar. Burada da bir kısım insan “Esad geliyor, Esad’ın askerleri sizi öldürecek” diye. Bu durum köylerde yaşayan, sistemden memnun olmayan, sistemden nasiplenmeyen Arap Sünni kesim üzerinde de etkili olmuş. Onun için kalkmışlar gelmişler. Zaten hallerinden memnun değiller, bir de “Esad geliyor” diye kaçmışlar.
Şimdi bunların bir kısmı geri döndü. Onlar Türkiye’de kendilerine daha iyi bir hayat bekliyorlardı. Türkiye tarafından giren mücahitler, kendilerine katılmayan Sünni Arap varsa onları da kesiyorlar, orada bir vahşet var. Hatta bir çoğunu izlettiler.
Suriye devletinin bir haber ajansı var. Türkçe servis yapıyor, Facebook üzerinden izliyorsunuz. Suriye sınırında yaşayan bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Arap, Aleviler hepsi bunları izliyorlar. Çünkü televizyonlardan izleyemiyorlar bu haberleri. İnsanların nasıl kesildiğini, internet üzerinden izliyorsunuz ve bunlar bizim televizyonlarda hiç görmediğimiz görüntüler. Ama öyle böyle değil, ev baskınları, elektrikli testereyle kelle kesmeler hepsi var. Suriye’den gelen bir arkadaşla konuştum. “Niçin bu kadar çok görüntü Suriye devletinin eline geçiyor” diye sordum. Çünkü biz Suriye devletinin yaptıklarını göremiyoruz. Fazla görüntü yok. Ama burada muhaliflerin yaptığı en küçük detay bile kameralarda…

YORUM YAZIN