Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (6 Aralık 2012)


Avrupa basınında Suriye yönetiminin kimyasal silah kullanacağı iddiaları, NATO’nun Türkiye’ye Patriot gönderme kararı ve İsrail’in yeni konutlar inşa etme planı yorumlara konu oluyor.

İngiltere'nin The Times gazetesi Suriye yönetiminin isyancılara ya da komşularına karşı kimyasal silah kullanması olasılığına ilişkin şu yoruma yer veriyor:

“Suriye'de yaşananlar ülkeyi dünyanın en tehlikeli bölgesi haline getirdi. NATO'nun Türkiye'nin Suriye sınırına yerleştirmek istediği hava savunma sistemine dair kararı bu sorunun büyüyebileceğine işaret ediyor. İsrailli kaynaklara göre ABD, Suriye'nin Türkiye, İsrail ya da Ürdün'e karşı kimyasal silah kullanması durumunda bir askeri operasyon planı üzerinde çalışıyor. Olayların bu noktaya gelmemesini ummaktan başka çare yok. Tabiî Şam yönetiminin hardal gazı kullanma olasılığına karşı ABD ile müttefiklerinin insani bir trajediyi önlemek için harekete geçmesini de ummalıyız.”

Fransız gazetesi Le Républicain Lorrain de aynı konuya değiniyor:

“Suriye rejimi için durum kritik bir hal aldı. İsyancıların çok sayıda hava - kara füzesini ele geçirmesi güç dengelerini değiştirdi. Beşar Esad ne zaman kimyasal silah kullanmaya başlayacak? Daha da önemlisi hangi noktadan itibaren soyunun tehdit altında olduğunu kabul edecek? Kırmızı çizgiyi kestirmek güç. Batılı ülkeler askeri müdahaleden kaçınıyor. Şimdilik kademeli olarak caydırma stratejisi izlemeye ve Türkiye'ye Patriot füze savunma sistemi yerleştirmeye karar verdiler.”

Lüksemburg'da yayımlanan Luxemburger Wort gazetesi Filistin'in BM'de statüsünün yükseltilmesinin ardından İsrail'in işgal altındaki bölgelerde 3 bin yeni konutun inşa edilmesine izin vermesini ve Filistinlilerin vergilere el koyma kararını eleştiriyor:

“Filistin'in BM'de gözlemci devlet olarak tanınmasına İsrail Başbakanı Netanyahu adeta tehdit eder gibi siyasi yaptırımlarla tepki verdi: Filistin yönetiminin hakkı olan vergi gelirlerini dondurdu ve Doğu Kudüs'te Yahudi yerleşim yerlerini genişleteceği kararını açıkladı. 2013'te yapılacak meclis seçimleri açısından bakıldığında Netanyahu'nun açıklamalarının iç siyasete yönelik olduğu ve dışa kapalı bir siyaseti körüklemeye çalıştığı söylenebilir. Ancak milliyetçi muhafazakâr hükümet muhtemelen bu kez sınırlarını aştı. Filistin lideri Mahmud Abbas ise BM atağıyla yine önemli aktör konumuna geldi. Bu durumda geriye Netanyahu ile Abbas'ın görüşmelere yeniden başlamasını beklemek kalıyor.“

İtalya'da yayımlanan La Repubblica gazetesi İsrail Başbakanı Netanyahu'nun tutumuyla Batı'nın sabrını ölçtüğünü yazıyor:

“İsrailliler geçtiğimiz ay radikal İslamcı Hamas'tan görüşebileceği bir muhatap bulamadı. Çünkü Hamas yetkilileri ya Şam'da ya da Tahran'daydı. Ancak durum değişti. En başta Hamas, Suriye'nin desteğini kaybetti. Ayrıca İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılar da İran yanlısı Hamas'ın gücünü zayıflattı. Şimdi Mısır'daki Müslüman Kardeşler'e yakın olanlar öne çıkıyor. Bu da demek oluyor ki; İsrail Gazze Şeridi'nde zaferini kutlarken önemli bir nokta koydu. Şimdi Hamas ile pazarlık yapmak istenirse Mısır'ın kodunu çevirmesi yeterli.”

Almanya Gazeteleri

Yunanistan'ın Avrupa'nın en fazla yolsuzluk yapılan ülkesi olması ve aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti’nin (NPD) yasaklanmasıyla ilgili hazırlıklar, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konularını oluşturuyor.

Alman Şeffaflık Örgütü'nün açıkladığı Yolsuzluk Algılama Endeksi'nde Yunanistan'ın 174 ülke arasında 94'üncü sırada gelerek Avrupa'da rüşvetin en yaygın olduğu ülke olmasını, Berliner Zeitung şöyle değerlendiriyor:

Rapordaki tespitleri hafifletmeye gerek yok. Ancak, sıralamada gerilere düşmesi biraz da Yunanların artık daha dikkatli olmalarından kaynaklanıyor. Rüşvet medyada sık sık dile getiriliyor, yatırımcılar bir sorun bilinci geliştirmeye başlıyor, yasama ve yargı nihayet daha sert cezai önlemler alıyor. Tüm bunlar, yolsuzluk algılaması olarak rapora yansıyor. Ancak tüm bu gelişmeler yolsuzlukla mücadeleyi frenlememeli. Şu andan itibaren tüm dikkatler yolsuzluğun her yıl giderek azalması üzerinde yoğunlaşmalı ki, uzmanlar ve işletmeciler bunu fark edip düzelmeye olan inançları kuvvetlensin.

Heilbonner Stimme gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumu ise şöyle:

Yunanlar omuz silkip, rüşvetin Yunanistan'da günlük hayatın bir parçası olduğunu ve herkes yaptığı için de dikkat çekmediğini söylüyor. Üniversiteye kaydolmak, ehliyet sahibi olmak ya da daha çabuk inşaat ruhsatı almak ufak bir zarf uzatarak halledilebiliyor. Evet, belki rüşvet, daralan ekonomik gelirle, melun bir gelenek haline gelmiş olmasıyla ya da borç krizi nedeniyle artan yoksulluk baskısı ile belki açıklanabilir ama affedilemez. Ama durumun bu hale gelmesinin önemli bir sebebi de örnek alınabilecek isimlerin azlığı. Zira Atinalı politikacıların rüşvete en çok el açanlar oldukları biliniyor.

Mannheimer Morgen gazetesi euroyu bekleyen tehlikenin sadece Avrupa’nın yolsuzluk şampiyonu Yunanistan’dan gelmediğini yazıyor:

“Kamuoyunda, Yunanistan’ın geleceğinin euronun kaderini tayin edeceği şeklindeki hatalı bir düşünce hâkim. Yolsuzluk sıralamasına bakıldığında Yunanistan’ın yalnız kalmadığı görülür. Ağır borç yükü altındaki İtalya sadece, ilk mahkemede suçlu bulunmuş Silvio Berlusconi gibi bir başbakan çıkarmakla kalmadı ama aynı zamanda yatırımcının güvenini de kaybetti. Avrupa İstikrar Mekanizması’nda İtalya’ya %18’lik kefalet payı düşüyor. Müflis bankalarını kurtarmak için ortaklarından 40 milyar euro yardım alan İspanya ile birlikte bu pay %30’u aşıyor. Bu iki ülke çok kötü duruma düştüğü takdirde istikrar mekanizması uzuvları eksik bir gövdeye döner. Yunanistan da unutulur gider.”

Almanya'nın 16 eyaletinin içişleri bakanları aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti'nin (NPD) yasaklanmasına yeşil ışık yaktı. Die Welt gazetesi, bu konuyu yorum sütunlarına taşıyor:

“Sanki Alman politikacıları Neonazi terör üçlüsünün işlediği 10 cinayetle ilgili güvenlik birimlerinin tüm hatalarını telafi etmeye çalışıyor. Ancak NPD'nin yasaklanması ile çok şey kazanılmaz. Gerçi siyasi açıdan giderek anlamsızlaşan ve kronik darboğazdaki parti yapısı zayıflatılır. Ancak parti üyelerinin kafasındaki ideoloji yasaklanamaz. 6 bin üyenin bir kısmı kendine benzer örgütlerde yuva edinir, bir kısmı İç İstihbarat Teşkilatı'nın zor takip edebileceği gizli gruplara karışır. Şurası kesin ki, yasak ne terör saldırılarını ne de aşırı sağcıların şiddet olaylarını engelleyebilir.”

Stuttgarter Zeitung 'un aynı konuya ilişkin yorumu ise şöyle:

“Madalyon gibi yasaklamanın da bir yüzü daha vardır. Yasaklama girişimi bile NPD'nin insan onurunu hiçe sayan ideolojisini gözler önüne çıkarır. Aynı zamanda bu partinin şiddet eylemlerine duyulan hayranlığı da. Bu sayede orta sınıfa kadar uzanan toplumsal suskunluğun verdiği gizli onay da kırılmış olur. Yasaklama safdillerin etrafı ateşe verenlerle kaynaşmasını ve onların marifetlerini zararsız gibi göstermesini zorlaştırır.”

İngiltere Gazeteleri

İngiltere gazetelerinde Maliye Bakanı George Osborne'un bütçe açığını kapamak için dün açıkladığı önlemler manşetlerde.

Financial Times, yeni kesintilerin hem yoksulları hem zenginleri hedef aldığını, Maliye Bakanı'nın kamu borçlarını azaltma hedefini tutturamayacaklarını kabul ettiğini belirtiyor.

Gazete, Bakan'ın İngiltere ekonomisinin düzlüğe çıkmasının 2018'i bulabileceği yolundaki açıklamasının ardından kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in ülkenin AAA olan kredi notunun risk altında olduğu uyarısında bulunduğunu aktarıyor.

Financial Times'a göre ekonomik toparlanmanın beklenenden uzun süreceğine işaret eden veriler koalisyonun büyük ortağı Muhafazâkâr Parti'nin seçim hesaplarına da darbe vurabilir. Zira İngiltere'nin toplam ekonomik üretiminin krizden önceki seviyesine ancak 2014 sonunda, yani seçimlerden hemen önce ulaşabileceği belirtiliyor.

Financial Times yazarı David Gardner, Suriye'deki savaşı değerlendirdiği makalesinde krizin anahtarının dış aktörlerde olduğunu belirtiyor.

Yazar özetle şöyle diyor:

"Beşar Esad, isyancıların ilerleyişini durdurmak için Şam'ın çevresinde bir kalkan oluşturmaya çabalıyor. Dağınık haldeki muhalefet ilk kez geçici bir hükümet üzerinde birleşmeye çok yaklaştı. Suriye'nin en önemli uluslararası müttefiki Rusya bile artık Esad için çıkış yolu olmadığını dillendirmeye başladı. Ama 40 bin kişinin ölümüne, milyonlarca insanın evlerini terk etmesine neden olan savaş uzun bir süre daha devam edebilir. Savaşın ne kadar süreceği bir ölçüde dış aktörlerin şimdi ne yapacağına bağlı."

"Sünni çoğunluğun yönetimi devirmesi halinde cezalandırılmaktan korkan Aleviler, Esad'ları iktidarda tutmak için ağır bir bedel ödüyor. Sünni ve Müslüman Kardeşler'in hâkimiyetindeki Suriye muhalefeti Esad sonrası dönemde güvencede olacakları konusunda Aleviler ve diğer azınlıkları ikna edebilmiş değil. Suriyeli azınlıkların korkmasının bir nedeni de İslamcıların güç kazanmaya başlaması. Batılı ülkeler geride dururken Katar, Müslüman Kardeşler’e silah ve para veriyor. Suudi Arabistan ise Nusra Cephesi gibi daha radikal gruplara yardım ediyor."

"İşte burası Batı'nın belirli isyancı gruplara uçaksavar ve tanksavar sağlayabileceği nokta olabilir. Daha iyi silahlanmış bir muhalefet, Esad'a sadık güçleri bölebilir. İsyancılar bir an önce Batı'dan yardım alamazsa, savaş alanlarında cihat yanlılarının siyah bayrakları dalgalanacak. Bunun da sadece Suriye için değil, tüm bölge için önemli sonuçları olacak"

Daily Telegraph gazetesi de Amerika Birleşik Devletleri'nin radikal İslamcıların silahlı muhalefet içinde ağırlığını artırması nedeniyle kaygılı olduğunu ve Dışişleri Bakanlığı'nın Nusra Cephesi'ni yabancı terör örgütleri listesine almaya hazırlandığını aktarıyor.

Haberde şöyle deniyor:

"Gelecek hafta Fas'ta Amerika, İngiltere ve Arap ülkelerinin katılımıyla yapılacak bir toplantıda Suriye muhalefetine yeni bir mali yardım paketi açıklanması bekleniyor. Ama Beşar Esad'a karşın savaşta, Nusra Cephesi ve diğer radikal örgütler öne çıkıyor. Bu gruplar, çok sıkı korunan hedeflere intihar saldırıları düzenliyor. Sivilleri de öldüren ya da sakat bırakan bu taktikleri dengeleri hükümet aleyhine değiştiriyor. Toprakların büyük bölümünün isyancıların denetiminde olduğu kuzey Suriye'de Özgür Suriye Ordusu'nun nüfuzu azalıyor, radikal İslamcılar öne çıkıyor."

"Batı'nın yardımda bulunmaması da İslamcıların gücünü artırmasını sağladı. Ama birçok Suriyeli Esad sonrası dönemde Taliban benzeri sistem altında yaşamak istemediğini söylüyor. Şu anda Suriye'deki İslamcılar, El Kaide'nin ifadesiyle ‘yakın düşmana’ yani ülkenin başındaki laik diktatöre odaklanmış durumda. Ama Batılı hükümetler, bu grupların hedeflerini genişletmesinden endişe ediyor."

Independent gazetesi, Hamas'ın sürgündeki lideri Halid Meşal’in bu hafta 45 yıl sonra ilk kez Filistin topraklarına gideceğini ve ilk kez Gazze Şeridi'ni ziyaret edeceğini aktarıyor.

Gazeteye göre, Meşal Gazze'ye Hamas'ın kuruluşunun 25'inci yıldönümü kutlamalarına katılmak için gidecek. Kutlamalar İsrail'in Gazze saldırılarından sonra Hamas'ın yakaladığı ivmenin kaybedilmemesi için bir hafta öne alındı. Geçen ay İsrail'in saldırıları sürerken Arap Birliği dışişleri bakanları, Hamas'ın 2007'de Gazze'de yönetime gelmesinden sonra İlk kez bölgeyi ziyaret etmişti.

Independent, Hamas'ın rakibi El Fetih'in lideri Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ın da, BM Genel Kurulu'nda Filistinlilere üye olmayan gözlemci devlet statüsü verilmesinden sonra New York'tan Ramallah'a dönüşünde kahramanlar gibi karşılandığını aktarıyor. Gazete Abbas'ın Ürdün Kralı'nın ziyaretiyle halk desteğini artırmayı umduğunu kaydediyor.

Guardian gazetesi de aynı konuyla ilgili haberinde Cumartesi Gazze'de binlerce kişiye hitap etmeye hazırlanan Meşal'in ziyaretinin hem Hamas'ın kendi içinde hem de rakip El Fetih grubuyla yeni bir yakınlaşma süreci başlatabileceğini vurguluyor.

Meşal, Hamas'la El Fetih'in yakınlaşmasını savunuyor.

(dw türkçe*bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.