Avrupa Basınında Bugün (13 Aralık 2012)
Almanya Basını
BD’nin ardından Fas’ta yapılan Suriye’nin Dostları Grubu toplantısında, 100’den fazla ülke, muhaliflerin oluşturduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nu, Suriye halkının tek "meşru temsilcisi" olarak resmen tanıdığını duyurdu. Berlin merkezli Neues Deutschland gazetesi, bu gelişmeyi yorum sütunlarına taşıyor:
“ABD Başkanı Obama, bu adımın aynı zamanda büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini vurguluyor. Ama acaba bu sorumluluktan ne algılanacak? Washington’dan yapılan resmî açıklamalar, Suriye Ulusal Koalisyonu’nu resmen tanımanın, muhaliflere silah sevkiyatı yapılacağı anlamına gelmediği yönünde. Ancak uzmanlar bu adımla tam da o yöne doğru bir kapının açıldığını belirtiyor. Bu konuda isyancılar daha açık konuşuyor. Nitekim hemen ağır savaş teçhizatı talep ettiler. Güvenlik uzmanları, uzun zamandır ABD’nin bir müdahale planladığını düşünüyordu. Zaten ABD Senatosu da Pentagon’u olası bir askerî müdahale için somut bir opsiyon sunmakla görevlendirdi. Patriot füzeleri ve bu kapsamda Alman askerlerinin Türkiye’nin Suriye sınırına konuşlandırılacak olması da bu tabloya uyuyor. Ama bundan yaklaşık 6 ay önce Cenevre’de üzerinde anlaşılan siyasi diyalog konusunda ise asla ciddi bir çaba sarfedilmedi.”
Ortadoğu’dan geçiyoruz Uzakdoğu’ya. Bölge ülkelerinin tüm itiraz ve endişelerine rağmen Kuzey Kore, uzun menzilli füze denemelerine bir yenisini ekledi. Neue Osnabrücker Zeitung’un konuyla ilgili yorumu özetle şöyle:
“Uygulanan yaptırımların Kuzey Kore rejiminin gözünü hiçbir surette korkutmadığı bir kez daha açıkça görüldü. Ülkesinde yüz binlerce insan açlık çekerken, ülkenin yeni lideri Kim Jong Un silahlanmaya yatırım yapmayı sürdürüyor. Hedef belli: Kim, askerlerini Kuzey Kore sınırında konuşlandıran ABD ile daha güçlü bir pozisyonda müzakere etmek istiyor. Kuzey’den gelen bu gövde gösterisi için seçilen zamanlama da mükemmel. Obama, Washington’da ikinci iktidar döneminin başında, Japonya birkaç gün içinde yeni parlamentosunu seçecek, Güney Kore’de ise cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Yani tüm dünyanın pür dikkat kesilmesi için yeterince sebep mevcut.”
Basın turumuzda son olarak Almanya gündeminden bir yoruma yer veriyoruz. Ulusal gazetelerinden Süddeutsche Zeitung, Alman Profesyonel Futbol Kulüpleri Birliği’nin stadyumlardaki şiddetin önüne geçmek amacıyla karara bağladığı yeni güvenlik konseptini yorum sütunlarına taşıyor. Söz konusu konsept, holiganları stadyumlardan uzak tutmak için polisle daha yakın işbirliğini ve daha sıkı güvenlik tedbirlerini öngörüyor.
“Konuyu, sadece içişleri ve güvenlik uzmanı politkacılara bırakmama zamanı çoktan geldi. Güvenlik, sadece video kameralarından insanları takip etmekten, sıkı kontroller ve daha ağır cezalar kesmekten ibaret değil. Güvenlik aynı zamanda, daha fazla caydırıcı olabilme, sosyal hizmet, daha etkin ve kapsamlı taraftar projeleri demek. Tüm fanatik taraftar gruplarını ‘holigan’ olarak görüp alayına aba altından sopa göstermek, ‘ultralar’ olarak bilinen taraftar gruplarına karşı haksızlık olur. Çoğunluğunu küçük yaştaki fanatiklerin oluşturduğu ultralar, bir alt kültürü temsil ediyor. Sınırları bilerek zorlamak, cesaret denemeleri, otoriteyi reddetme stadyumlar dışında da var. O nedenle, sadece daha fazla baskı uygulayarak hiçbir sorun çözülmez. Ayrıca maçlarda daha fazla polisin görevlendirilmesinin masraflarını bilet fiyatlarına yansıtıp faturayı taraftara kesmek de abesle iştigâldir.”
İngiltere Basını
Guardian gazetesi 1989 yılında Kuzey İrlanda'da Patrick Finucane adlı bir avukata düzenlenen suikastte devletin rolü olduğunun ortaya çıkarıldığı raporu tartışıyor.
Daha önce savaş suçları alanında çalışan savcı Sir Desmond de Silva'ın hazırladığı ve dün açıklanan rapora göre avukat Finucane suikast planının bilinmesine rağmen tehlike altında olduğu konusunda uyarılmadı, istihbarat birimleri onun Kuzey İrlanda Ordusu'nu desteklediğini öne sürdü ve katilleri ile işbirliği yaptı.
Habere göre Başbakan David Cameron'ın Finucane'in ölümünde devletin rolü olduğunu kabullenmesi ve özür dilemesi, ailesinin, insan hakları gruplarının ve İrlanda hükümetinin kapsamlı bir soruşturma yapılması taleplerini değiştirmedi.
Ancak Cameron "Kanlı Pazar" soruşturmasını hatırlatarak böyle bir soruşturmanın maliyetli olacağı gerekçesiyle reddediyor. Ailesi ise raporun ve Cameron'ın açıklamasının sahte olduğunu ve o dönemde yapılanlar ile ilgili hakikatin gizlendiğini söylüyor. Ve şahitlerin çapraz sorguya alınabileceği ve sorumluların hesap vereceği bir soruşturma açılmasını istiyor.
Sinn Fein başkanı Gerry Adams da raporun cinayetlerdeki devlet rolünü gösterdiğini ve bir soruşturma açılmasını gerekli kıldığını belirtiyor.
Gazete başyazısında ailenin rapordan neden tatmin olmadığı ile ilgili şunları söylüyor:
"Rapor açılacağı söz verilen soruşturmanın yerini aldı. De Silva şahitleri çapraz sorguya almak yerine sadece belgeleri inceledi... Mesela suikastten haftalar önce Parlamento'da IRA'ye sempati duyan avukatlar olduğunu söyleyen eski bakan Douglass Hogg örneğini alın...Eğer o şahit olarak dinlenmiş olsaydı ve bu fikri nereden edindiği öğrenilseydi, hakikat ortaya çıkabilirdi."
Türkiye ve Kuzey Irak arasındaki petrol anlaşması
Financial Times gazetesinde 'Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki petrol anlaşması yakın' başlıklı bir haber göze çarpıyor.
Haberde Kuzey Irak'ta petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapmayı amaçlayan Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki anlaşmanın son aşamasına geldiği ve bölgeyi büyük oranda dönüştüreceği belirtiliyor.
Habere göre Irak bu anlaşmaya karşı ve birçok uzman bunun Kuzey Irak'ın ekonomik ve siyasi bağımsızlığa erişimini kolaylaştıracağını söylüyor. Gazete ayrıca ABD'nin Irak hükümetinin onayı olmadan petrol ihracatına karşı olduğunu ve ABD'li diplomatların anlaşmanın Irak'ın bölünmesini hızlandırabileceğini söylediklerini aktarıyor.
Petrol ve doğal gaz boru hatlarının doğrudan Kuzey Irak'tan Türkiye'ye inşa edileceğini belirten gazete, Kuzey Iraklı bir yetkilinin uzun vadede bunun tüm bölge için yararlı olacağını söylediğini belirtiyor.
Habere göre, anlaşmanın ardından Türkiye'nin petrol ve gaz şirketlerinin kontrolünde ve beş arama bölgesinden sorumlu olacak bir şirket kurulacak.
Gazete, Türkiye'nin bir yandan Irak'ın bölünmesinden endişe duyduğunu ve bunun kendi istikrarını da bozacağını düşündüğünü ancak bir yandan da petrol ve doğal gaz konusunda Rusya ve İran'a bağımlılığını azaltmak için başka arayışlara girdiğini vurguluyor.
Times gazetesinin başsayfasında çıkan haberde, Anthony Loyd, Suriye'de milyonlarca kişinin açlık içinde olduğunu ve Esad'ın bunu bir strateji olarak kullandığını yazıyor.
Yazar, Halep'te yaşayan iki milyon kişinin son iki haftadır yaşanan saldırılar nedeniyle bir yandan hayatta kalmaya çalışırken, bir yandan da gıda sıkıntısı ile başetmeye çalıştığını belirtiyor.
Halep'te isyancıların kontrolündeki bir bölgede kurulan ve yiyecek dağıtımı yapılan yerde birinin "eski çağlara dönüyoruz" sözlerini aktaran haber, kışın gelmesiyle gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 75 oranında arttığını ve maaşların yüzde 50 oranında düştüğünü belirtiyor.
Yazar çevre şehirlerden ve köylerden çok sayıda kişinin Halep'e geldiğini, halkın sık sık yaşanan su ve elektrik kesintileri nedeniyle çok zor koşullar altında yaşadığını ve birçok kişinin ısınmak için ağaçları kesmeye başladığını yazıyor.
Rejimin artık sivilleri hedeflemeye başladığını ifade eden yazar, insanların neredeyse tek gıdası olan ekmek fırınlarına da saldırılar yapıldığını belirtiyor.
Yazıda insanların yaklaşık dokuz saat ekmek sırasında beklemek zorunda olduklarını ve elektrik ve su kesintileri nedeniyle üretimin giderek düştüğü ifade ediliyor.
Şehirde ÖZgür Suriye Ordusu'na verilen desteğin de giderek azaldığını ve bazı isyancıların fırınlardan zorla ekmek aldığını belirten Loyd, yazıyı mülakat yaptığı Suriyeli bir vatandaşın sözleriyle sonlandırıyor: "Üç kaya arasında sıkıştık. Hırsızlık yapan ve bize bakamayan Özgür Suriye Ordusu, elinden gelse soluduğumuz havayı elimizden alacak bir rejim, ve bizi umursamayan dünya."
Google'ın vergi stratejisi tepki alıyor
Independent gazetesinin başsayfasında Google'ın vergiden kaçma stratejisi ile ilgili yaptığı açıklamaya ilişkin bir haber yer alıyor.
Haberde Google'ın yönetim kurulu başkanının vergi sorumluluğunu azaltmanın sadece kapitalizmin bir sonucu olduğu ve sırf İngiltere istiyor diye ekonomisine daha fazla katkı yapamayacakları yönündeki sözleri aktarılıyor.
Habere göre Google geçen sene İngiltere satışlarından 2.5 milyar sterlin kazanmasına rağmen sadece 6 milyon sterlin vergi ödedi.
Şirketin dünya genelinde sadece 2 milyar dolar vergi ödediğini belirten gazete Google'ın başkanının bu tür vergi stratejilerinin meşru ve yasal olduğunu ve kurdukları yapıdan memnun olduklarını söylediğini aktarıyor.
Dünyada birçok ülkenin ulus ötesi şirketlerin daha fazla vergi ödemesi için mücadele ettiğini belirten gazete, G8'in dönem başkanlığını yapacak İngiltere'nin bununla mücadelede kararlı olduğunu söylediğini yazıyor.
İngiltere'de basının denetimi ve milletvekili harcamaları
Daily Telegraph gazetesi İngiltere'de basının denetimi için bir kurum oluşturulması ve bunun yasayla desteklenmesi tartışmaları devam ederken, Kültür Bakanı Maria Miller'ın harcamaları ile ilgili bir haberinden dolayı aldığı baskıyı tartışıyor sayfalarında.
Gazete, Kültür Bakanı'nın Muhafazakar Parti'ye bağış yapan birinden kiraladığı eve piyasanın altında kira ödediğini ve bunu harcamalarında bildirmediğini yazıyor.
Milletvekillerinin herhangi bir çıkar çatışması durumunu yetkililere bildirmeleri gerektiğini belirten gazete Miller'ın bunu yapmadığı ve düşük kira ödediği evin yanısıra, satın almış olduğu evin masraflarını da harcamaları içinde gösterdiğini belirtiyor.
Gazete başyazısında Miller vakası ile daha önce yaşanan milletvekilleri harcamaları skandalında olduğu gibi ilgilenilmesi gerektiğini söylüyor.
Bunun yanısıra Bakan'ın danışmanının, gazeteye Leveson raporunun uygulanmasında Miller'ın büyük rolü olduğunu hatırlatarak haberin çıkmasını engellemeye çalıştığını da yazıyor.
Gazete bu iki olayın ilişkilendirilmesinin, basının yasayla denetlenmesinin neden yanlış olduğunu açıkça gösterdiğini söylüyor.
(dw türkçe-bbc türkçe)

YORUM YAZIN