Avrupa Basınında Bugün (12 Aralık 2012)
Avrupa basınında AB‘nin Nobel Barış Ödülü'nü alması, İtalya'da eski başbakan Berlusconi'nin siyasete dönme çabası, Romanya'daki seçimler ve iklim değişikliği zirvesi yorum konularını oluşturuyor.
Katolik Fransız gazetesi La Croix AB'nin Nobel Barış Ödülü alması hakkında şunları yazıyor:
“Bir sanatçı yaratıcılık ve yeteneğini ortaya koyan muhteşem bir eser yarattığında onu kötüleyip, kamuoyunu yanıltmak istemeyiz. Lakin, ekonomik ve mali krizin aşılmasının zaman gerektirmesi, milli egolar ve son sözü teknokratların söylemesi Avrupa karşıtlarını köpürtürken, Avrupa yanlılarının da cesaretini kırıyor. Avrupa'nın güneyinde insanlar işsizlik ve yoksullukla içiçe. Yoksulluğun tehlikeli bir dönüşüme yol açabileceği kaygısı yaşanıyor. Kendi kaderiyle meşgul olan Avrupa uluslararası konularda ortak ve cesur bir tutum sergileyemiyor. Bunun en son örneğini Filistin'in BM'deki statüsü hakkında yapılan oylamada gördük.”
İspanya'nın El País gazetesi İtalya'nın eski başbakanı Silvio Berlusconi'nin yeniden siyasete dönme çabasını eleştiriyor:
“İtalya Başbakanı Monti'nin istifa edeceğini açıklamasının ardından Silvio Berlusconi'nin şubat ayındaki seçimlerde başbakan adayı olmak istediğini açıklaması, İtalya'ya ve Euro'nun geleceğine dair kaygıları yeniden su yüzüne çıkardı. Her ne kadar kamuoyu yoklamaları Berlusconi'nin şansı olmadığına işaret etse de İtalya ve Avrupa siyasetine hastalık bulaştıracağını önceden görmek mümkün. Avrupa titriyor. Marx, tarihte olayların tekrar ettiğini, ilkinin trajedi, ikincisinin komedi olarak bittiğini söylemişti. Berlusconi'nin olayında ise herkes için zararlı sonuçları olacak bir üçüncü dönüş söz konusu.”
Avusturya'da yayımlanan Der Standard gazetesi Romanya'da dün yapılan genel seçimleri Başbakan Victor Ponta'nın partisinin kazanmasını değerlendiriyor:
“Romanya'daki seçimlerin sonucu Cumhurbaşkanı Basescu'yu görevinden almak için geçtiğimiz yaz yapılan referandumunkiyle aynı. Romanya halkının çoğunluğu, Basescu'yu ve ona yakın olan muhafazakârları artık iktidarda görmek istemiyor. Temel sebebi ise yükü halkın sırtına binen ve iyice açıklanmayan tasarruf politikaları. Diğer taraftan Sosyal Liberal Birlik Koalisyonu mayıs ayında iktidara geldi. Bu sayede halka kendini soğutmamış olmanın avantajıyla iktidarını onaylattı. Şimdi açıkca üstünlük sağlayan yeni çoğunluk siyasi istikrar sağlayabilir. Ülkenin buna özellikle ekonomik açıdan ihtiyacı var.”
Rus gazetesi Nesawissimaja Gaseta Doha'da sona eren ve Kyoto Protokolü'nün uzatılmasına karar verilen İklim Değişikliği Konferansı'nı yorumuna konu alıyor. Gazete Rusya'nın Kyoto Protokolü'nün yükümlülüklerine 2020 yılına kadar bağlı kalmamaya karar vermesi hakkında şunları yazıyor:
“ Rusya'nın, Kyoto Protokolü'ne katılımına ilişkin tartışma Katar'da neticeye bağlandı. Bazı medya kurumlarının yansıttığı gibi Rusya protokolle vedalaşmadı. Sadece ülkemizin Kyoto sürecine katılımı biçimsel bir karaktere sahip oldu. Rusya sert yükümlülüklerden kendini kurtardı ve sera gazlarının salınımındaki emisyon oranlarına dair yapılan pazarlıkların getirdiği aldatıcı imtiyazlardan vazgeçti. Rusya Kyoto Protokolü sürecine ilişkin olarak artık daha mesafeli bir tutum benimsiyor.”
Almanya Basını
Almanya'da terör endişesi, İsrail'de Anayasa Mahkeme'sinin önemli kararı öne çıkan konular.
Bonn ana tren garındaki bomba bilmecesi, Almanya'daki ilkokul çocuklarının bilgi seviyeleriyle ilgili araştırma ve İsrail Anayasa Mahkemesi'nden dönen anti-boykot yasası, bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konularını oluşturuyor.
Kassel kentinde çıkan Hessische Niedersächsische Allgemeine gazetesi, önceki gün Bonn ana tren garında bulunan ve içinde patlayıcı madde olduğundan şüphelenilen çantayı bıraktığı gerekçesiyle bir radikal İslamcının gözaltında alınmasını şöyle yorumluyor:
“Bonn'daki olay, bu sakin kentte yaşayanların da bazı tehditlerle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi. Bu nedenle paniğe kapılmak gereksiz ama unutulmaması gereken bazı hususlar da var: Almanya, organize terör hücrelerinin sürekli yanından teğet geçtiği, sadece mutlu insanların yaşadığı bir adadan ibaret değil. Bu işten iki ders çıkarılmalı: Birincisi her birey, hem yakınlarının hem de kendi başının çaresine bakabilecek ölçüde uyanık olmalı. İkincisi de genellemelerden kaçınılmalı. Çünkü Almanya’daki Müslümanların çoğu burada barış içinde yaşamak istiyor.”
Frankfurter Neue Presse gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumu ise şöyle:
“Kendimizi kandırmamıza gerek yok. Güvenlik birimlerinin tüm itinalı çabalarına ve vatandaşların tüm dikkatli gözlemlerine rağmen, tren garı, havaalanı, metro istasyonu gibi kamuya açık alanlardaki terörist saldırı ihtimalini, tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Zira trenle yolculuk yapan ya da istasyonların yakınından geçen hemen herkes, kim bilir günde kaç kez sahibini kestiremediği, ortalığa öylece bırakılmış pek çok çanta görüyordur."
Geçiyoruz bir diğer yorum konusuna... Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung, Almanya’da ilkokul çağındaki çocuklarının başarı ve bilgi seviyesine dair açıklanan son araştırmayı taşıyor yorum sütunlarına:
"Sosyal gelişim, ilkokul çağında başlar, hatta birçok kişide orada da biter. Zira birçok çocuk, ya yeterince teşvik edilmez ya ailesi gereken ilgiyi göstermez ya da öğretmeninden haksız yere kötü bir not alır. İşte kamuoyuna açıklanan Timss ve Iglu araştırmaları tam da bu konuya işaret ediyor. Tüm bu sorunların kaynağında kastedilen şey öğrencilerin Gymnasium diye adlandırılan liselere alınmada haksızlığa uğraması. Aslında önemsiz bir araştırmanın içindeki skandal da işte budur. Her yıl her yeni araştırmada uzman eksikliği, öğretmenlerin karar ve tavsiyelerinde çocukların mensup olduğu sosyal tabakanın belirleyici olduğu ortaya çıkıyor. Son araştırma da bu durumun değişmediğini gösteriyor."
Almanya’nın sol eğilimli gazetelerinden başkent Berlin merkezli Tageszeitung'dan Ortadoğu konusunda aktaracağımızla bir yorumla basın turumuzu noktalıyoruz. Gazete, İsrail’in temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi'nden dönen anti-boykot yasasını yorum sütunlarına taşıyor.
"Kudüs’teki yüksek mahkemenin yargıçları, İsrail hükümetini temel hak ve özgürlükleri ihlal etme konusunda uyardı. İsrailli parlamenterlerin büyük bölümü tarafından onaylanan ve Filistin'deki Yahudi yerleşim birimlerinde üretilen ürünleri boykot edenlerin cezalandırılmasını öngören yasa, Anayasa Mahkemesi'nden geri döndü. Mahkeme, temel hak ve özgürlüklerde karar kıldı. İşte kuvvetler ayrılığı ilkesi böyle işler. Demokrasilerde çoğunluk karar verir ama bu çoğunluk, aynı zamanda azınlığın da eşit haklara sahip olmasının sorumluluğunu taşır. Medico International Vakfı’nın araştırmasına göre AB, yerleşimcilerin en büyük müşterisini oluşturuyor. Diğer yandan İsrail’in, Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri inşa etme planlarına en sert eleştirinin AB tarafından yapılması da yaman bir çelişki oluşturuyor. Eğer Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşim birimlerine gerçekten karşıysanız, o zaman Yahudi yerleşimcilerle de iş yapmazsınız."
İngiltere Basını
İngiltere gazetelerinde bu sabah 2011 nüfus sayımının ardından açıklanan istatistikler ile ilgili değerlendirmeler ve eşcinsel evlilikler ile ilgili yasa tasarısı konusundaki gelişmeler öne çıkıyor.
İngiltere'de nüfus istatistikleri
Guardian gazetesinin başsayfasında, İngiltere'de 2011 nüfus sayımının ardından açıklanan istatistiklerle ilgili "Artık farklıyız" başlıklı bir değerlendirme göze çarpıyor.
Jonathan Freedland'ın kaleme aldığı yazıda, istatistiklerin İngiltere'de din ve ırk dengesinin değiştiğini gösterdiği ve İngiltere'de beyazların ve Hristiyanların nüfusa oranının giderek düştüğü belirtiliyor. Buna göre beyazların nüfusa oranı yüzde 5 düştü.
İstatistikler özellikle doğu Avrupa ve Güney Asya'dan gelen göç ve başka bir ülkede doğmuş ancak İngiltere'de yaşayan kişi sayısının yüzde 13'e yükseldiğini gösteriyor.
Habere göre kendisini Hristiyan olarak tanımlayanların sayısı yüzde 59'a düşerken, herhangi bir dine inanmayanların sayısı ise giderek artıyor.
Küreselleşme süreci ile derinleşen bu durumun sadece İngiltere'de değil diğer Avrupa ülkelerinde de yaşandığını belirten yazar, insanların artık hareket halinde olduğunu söylüyor. Yazara göre İngiltere bu radikal dönüşümü görece barış ve huzur içinde yaşadı.
Daily Telegraph gazetesi ise nüfus sayımının ardından açıklanan evlilik istatistiklerini ön plana çıkarıyor. "İngiltere'nin evlilik aşkı ölüyor" başlıklı haberde birlikte yaşayan çiftlerin ve tek ebeveynli ailelerin sayısı artarken, evli insanların artık bir azınlık olduğu vurgulanıyor.
Evli çiftlerin oranının yüzde 45'e düştüğünü aktaran gazete 1801'de nüfus sayımının başlamasından bu yana evli çiftlerin ilk defa azınlık konumuna düştüğünü belirtiyor.
Theresa May: Göç kontrolü büyümeyi engellemiyor
Financial Times gazetesi iç sayfalarında İngiltere İçişleri Bakanı Theresa May ile İngiltere'ye göç ve alınan önlemler konusunda yaptığı bir mülakata yer veriyor.
İngiltere'ye gelen göçü azaltmayı hedefleyen May'in özellikle yüksek öğrenim kurumlarından tepki gördüğünü belirten gazete, Bakan May'in eleştirilerin aksine aldıkları önlemlerin büyümeyi engellemediğini söylediğini aktarıyor.
Yazıda, hükümetin İngiltere'ye uzun vadeli göçü engellemeyi hedeflediği, kısa vadeli ve yatırım amaçlı göçü ise teşvik ettiği belirtiliyor.
Kiliseler eşcinsel evliliklerden muaf tutulacak
Times gazetesi birkaç gündür İngiltere basınını meşgul eden eşcinsel evlilik konusunu tartışıyor başsayfasında.
Başbakan David Cameron'ın konu ile ilgili yaptığı çalışma kapsamında evliliğin yeniden tanımlanması ve eşcinsel çiftlerin dini kurumlarda evlenebilmeleri öngörülüyordu.
Ancak habere göre bir yasa çıkarılarak, İngiltere Kilisesi'nin eşcinsel çiftlerin nikahını kıyması engellenecek. İngiltere kiliselerine verilen bu muafiyet, bu tür nikahları kıymayı reddeden kiliselere açılacak davalara karşı bir önlem olarak planlanıyor ve yasaya tepkiyi hafifletmeyi amaçlıyor.
Bu şekilde İngiltere Kilisesi'ne bağlı kiliselerin eşcinsel evliliği kabul etmeleri yasaklanırken, sadece bunu tercih eden dini kurumlar nikah kıyabilecek.
Haberde ayrıca son açıklanan nüfus istatistiklerinde kendisini Hristiyan olarak tanımlayanların sayısındaki düşüşe de değiniliyor.
Gazete başyazısında Hristiyanların sayısı düşerken hiçbir dine inanmadığını ifade eden insanların nüfusun yüzde 25'ini oluşturmasına değinerek Kilise'yi günümüz ihtiyaçlarına ve modern yaşama daha fazla ayak uydurmaya çağırıyor.
'Suriye'de isyancılara tepki rejime destekten daha büyük'
Independent gazetesinde "Suriye rejiminin düşen askerlerinin korkusu ve nefreti" başlıklı bir haber göze çarpıyor.
Patrick Cockburn imzalı yazıda yazarın Tişren Hastanesi'nde görüştüğü yaralı askerlerin ve hastane yetkililerin sözlerine yer veriliyor.
Yazıda şöyle deniyor: "Tişren Hastanesinde Suriye'deki çatışmanın acımasız bir iç savaş olduğunu anlamak uzun sürmüyor. Hükümet bir yandan kendisine bağlı kişilerden, bir yandan da hükümet ne kadar başarısız olursa olsun alternatifin daha da kötü olacağına inanan insanlardan destek alıyor".
Görüştüğü askerlerin Batı'yı El Kaide'ye yardım etmekle suçladığını ve ülkede cihat yanlısı İslamcı grupların aktif olduğunu söylediğini belirten Cockburn, hastanede birçok kişinin isyancı gruplara tepkisinin rejime desteklerinden daha büyük olduğunu söylüyor.
Suriyeli muhaliflerden insani yardım planı
Guardian gazetesi, Suriyeli muhaliflerin yüzmilyonlarca dolar yardımı ülkede insani yardım için kullanacağını yazıyor.
Haberde, Suriye'nin Dostları toplantısında alınacak bu karar ile Suriye Ulusal Konseyi'nin rejime alternatif olmayı amaçladığını belirtiyor.
ABD'nin Suriye Ulusal Konseyi'nin muhaliflerin meşru temsilcisi olarak gördüğünü açıklayacağını belirten gazete, Batı tarafından tanınmanın muhalefetin Suriye içinde de meşruiyet kazanmasını sağlayacağını belirtiyor.
Haberde ayrıca son günlerde diplomatik baskının giderek yoğunlaştığı ve askeri bir müdahale ihtimalinin de giderek arttığı söyleniyor. Gazete, ABD'nin Cabhat el Nusra grubunu terörist örgüt listesine aldığını ve geçiş sürecinde aşırıcıları istemediğini yazıyor.
Libor skandalı soruşturmasında gelişme
Financial Times gazetesi başsayfasına libor olarak bilinen bankalararası faiz oranı konusunda yaşanan skandalı taşımış.
Gazete Libor skandalı kapsamında UBS ve Citigroup için çalışan bir işlemci ile RP Martin'den bir aracının polis tarafından gözaltına alındığını ve sorgulandığını yazıyor.
Habere göre dünkü tutuklamalar dünyanın en az 20 büyük bankasını zor bir duruma sokan usülsüzlükle ilgili soruşturmada bir değişime işaret ediyor.
Barclays ile başlayan skandalda soruşturma daha çok bankacılar üzerinde yoğunlaşıyordu ancak gazeteye göre dünkü tutuklamalar soruşturmanın Barclays'ten diğer bankalara ve finans kurumlarına kaydığını gösteriyor.
Gazete, başyazısında gerek yaptırımları ihlal ettiği, gerek faiz oranları konusunda usulsüzlük yaptığı gibi gerekçelerle bankalar üzerindeki baskının yoğunlaştığına işaret ediyor.
Yazıda, bankalara verilen yüksek miktarlardaki cezaların, daha fazla kazanç uğruna kuralları ihlal etmelerinin hoşgörülmeyeceğini gösterdiği vurgulanıyor.
(dw türkçe-bbc türkçe)

YORUM YAZIN