Odatv Davası Duruşması Yarın
Odatv davasından tutuklu gazeteci Barış Terkoğlu'nun eşi Özge Terkoğlu,
cuma günü görülecek dava öncesinde tüm kamuoyuna bir mektupla
seslendi.Terkoğlu, mektubunda, gerçeğin değersizleştirilmesine karşı çok
geç olmadan, gerçeğe sahip çıkmaya davet ediyor.
14 Eylül Cuma günü saat 10:00'da Çağlayan 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Oda TV Davası için tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu, Soner Yalçın ve Barış Pehlivan'la birlikte Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı yine hakim karşısına çıkacak. Bu kez aylardır beklenen TÜBİTAK Raporu da dosyada. Dava öncesinde tutuklu gazetecilerden Barış Terkoğlu'nun eşi Özge Terkoğlu kamuoyuna bir mektupla seslendi.
Özge Terkoğlu'nun gerçeğe sahip çıkmaya çağıran mektubu:
Oda TV Davası'nda tutuklu yargılananlar 19 aydır cezaevinde. Bu utanç, onurlu herkesin yüzünü kızartsa da hala devam ediyor. Türkiye hergün neresinden tutacağımızı şaşırdığımız bir gündem yoğunluğunda boğulduğumuz bir ülke haline geldi, hiçbir haksızlığın sonuna kadar takipçisi olamıyoruz. Haksızlığa maruz kalanlar bunu kanıksama lüksüne sahip değiller, bu yüzden size ve nezdinizde Türkiye kamuoyuna bir kez daha seslenmek istedim.
Barış’ın eşi olarak yazmak aslında benim için çok daha zor çünkü aslında bu hatırlatma aklı ve vicdanı hür bir toplumda yaşama özlemi olan herkes için. Çünkü bu dava her türlü hukuksuzluğun ve akıl tutulmasının göz göre göre yaşatılabileceği korkusu salan; ve böylece yazan, düşünen, eleştiren insanların sindirilmesi için aracı olarak kullanılan bir dava.
Neler oluyor bu davada:
1) Birbirini tanıyan-tanımayan ama eleştirel bakabilen bir grup gazeteci ve yazar beraber hareket etme iddiasıyla suçlanıyor.
2) Birlikte kitaplar yazdığı, toplantılar yaptığı iddia edilen insanların fiziken bir araya gelip gelmedikleri, ya da birbirleriyle tanışıklıkları hiç sorulmuyor.
3) Tek delil dijital dokümanlar
4) Dijital dokümanları sanıklar ilk kez savcılık sorgusunda duyuyorlar
5) Dijital dokümanlar arasında toplantı süsü verilmiş dokümanlar, sanıkların birlikte çalıştıklarını, beraber muhalafet yaptıklarını iddia eden dokümanlar var.
6) Bu dokümanlar beraber kitap yazmayı, hükümeti eleştirmeyi, davalardaki hukusuzlukları yazmayı ortak karar verilmiş faaliyetler gibi yansıtmış-Bu dokümanlar aracılığıyla hukukta ve demokratik ülkelerde yeri olmayan suçlar icad ediliyor. İki kişinin yanyana gelip eleştirel birşey yazmaktan korkar hale gelmesi hedefleniyor.
7) Dokümanların gerçekliği duruşmalarda sorularla sınanmıyor, sanıkların örgüt olduklarını kanıtlayacak başka bir delil aranmıyor.
8) Dokümanlar savunma tarafından 3 devlet üniversitesinde ve yurtdışında inceletiliyor ve dokümanların sanıklara ait olduğu iddiasını çökerten raporlar ortaya konuluyor.
9) Mahkemenin TÜBİTAK Raporu da virüsün olduğunu, bilgisayarlara virüs nedeniyle dışardan erişilebildiğini ve erişildiğini, KULLLANICILARIN BU DOKÜMANLARA ERİŞMEDİĞİNİ ve diğer raporlarda olan birçok illiyet ilişkisini ortadan kaldıran bulguyu içermektedir. Ancak sonunda belgelerin nasıl geldiğini tespit edemediklerini söylemiştir.
Bugün suç olup olmadığını tartışmanın utanç verici olduğu fikir hürriyeti kapsamındaki bir konu silahlı terör suçu kabul edilmekte, bu ‘suç’ un TEK ‘kanıtı’ olan dijital dokümanlar nedeniyle, bu dokümanlar başka delillerle desteklenmeden, ve dokümanların sanıklar tarafından yazılmamış olduğunu söyleyen 4 savunma bir TÜBİTAK Raporu'na rağmen bir cümlenin belirsizliği altında fikir hürriyeti ezilmeye çalışılmaktadır.
Eşim için değil, kendim için, sizin ve hepimiz için göz göre göre gururumuzu ezmeye çalıştıkları, gerçeği topaç gibi çevirip bizimle oynadıkları için yazıyorum. Lütfen siz de duyun. Önümüzdeki Cuma, 14 Eylül, aklımızın hiçe sayıldığı bir Türkiye’de raporlu bir davada, tutsak günlere gebe olmasın. Gerçeğin hiçbir değerinin olmadığını görerek ne bir yaşam kurabilir ne de sürdürebiliriz. Yarın çok geç olacak gerçeğe sahip çıkalım.
Özge Terkoğlu
14 Eylül Cuma günü saat 10:00'da Çağlayan 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Oda TV Davası için tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu, Soner Yalçın ve Barış Pehlivan'la birlikte Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı yine hakim karşısına çıkacak. Bu kez aylardır beklenen TÜBİTAK Raporu da dosyada. Dava öncesinde tutuklu gazetecilerden Barış Terkoğlu'nun eşi Özge Terkoğlu kamuoyuna bir mektupla seslendi.
Özge Terkoğlu'nun gerçeğe sahip çıkmaya çağıran mektubu:
Oda TV Davası'nda tutuklu yargılananlar 19 aydır cezaevinde. Bu utanç, onurlu herkesin yüzünü kızartsa da hala devam ediyor. Türkiye hergün neresinden tutacağımızı şaşırdığımız bir gündem yoğunluğunda boğulduğumuz bir ülke haline geldi, hiçbir haksızlığın sonuna kadar takipçisi olamıyoruz. Haksızlığa maruz kalanlar bunu kanıksama lüksüne sahip değiller, bu yüzden size ve nezdinizde Türkiye kamuoyuna bir kez daha seslenmek istedim.
Barış’ın eşi olarak yazmak aslında benim için çok daha zor çünkü aslında bu hatırlatma aklı ve vicdanı hür bir toplumda yaşama özlemi olan herkes için. Çünkü bu dava her türlü hukuksuzluğun ve akıl tutulmasının göz göre göre yaşatılabileceği korkusu salan; ve böylece yazan, düşünen, eleştiren insanların sindirilmesi için aracı olarak kullanılan bir dava.
Neler oluyor bu davada:
1) Birbirini tanıyan-tanımayan ama eleştirel bakabilen bir grup gazeteci ve yazar beraber hareket etme iddiasıyla suçlanıyor.
2) Birlikte kitaplar yazdığı, toplantılar yaptığı iddia edilen insanların fiziken bir araya gelip gelmedikleri, ya da birbirleriyle tanışıklıkları hiç sorulmuyor.
3) Tek delil dijital dokümanlar
4) Dijital dokümanları sanıklar ilk kez savcılık sorgusunda duyuyorlar
5) Dijital dokümanlar arasında toplantı süsü verilmiş dokümanlar, sanıkların birlikte çalıştıklarını, beraber muhalafet yaptıklarını iddia eden dokümanlar var.
6) Bu dokümanlar beraber kitap yazmayı, hükümeti eleştirmeyi, davalardaki hukusuzlukları yazmayı ortak karar verilmiş faaliyetler gibi yansıtmış-Bu dokümanlar aracılığıyla hukukta ve demokratik ülkelerde yeri olmayan suçlar icad ediliyor. İki kişinin yanyana gelip eleştirel birşey yazmaktan korkar hale gelmesi hedefleniyor.
7) Dokümanların gerçekliği duruşmalarda sorularla sınanmıyor, sanıkların örgüt olduklarını kanıtlayacak başka bir delil aranmıyor.
8) Dokümanlar savunma tarafından 3 devlet üniversitesinde ve yurtdışında inceletiliyor ve dokümanların sanıklara ait olduğu iddiasını çökerten raporlar ortaya konuluyor.
9) Mahkemenin TÜBİTAK Raporu da virüsün olduğunu, bilgisayarlara virüs nedeniyle dışardan erişilebildiğini ve erişildiğini, KULLLANICILARIN BU DOKÜMANLARA ERİŞMEDİĞİNİ ve diğer raporlarda olan birçok illiyet ilişkisini ortadan kaldıran bulguyu içermektedir. Ancak sonunda belgelerin nasıl geldiğini tespit edemediklerini söylemiştir.
Bugün suç olup olmadığını tartışmanın utanç verici olduğu fikir hürriyeti kapsamındaki bir konu silahlı terör suçu kabul edilmekte, bu ‘suç’ un TEK ‘kanıtı’ olan dijital dokümanlar nedeniyle, bu dokümanlar başka delillerle desteklenmeden, ve dokümanların sanıklar tarafından yazılmamış olduğunu söyleyen 4 savunma bir TÜBİTAK Raporu'na rağmen bir cümlenin belirsizliği altında fikir hürriyeti ezilmeye çalışılmaktadır.
Eşim için değil, kendim için, sizin ve hepimiz için göz göre göre gururumuzu ezmeye çalıştıkları, gerçeği topaç gibi çevirip bizimle oynadıkları için yazıyorum. Lütfen siz de duyun. Önümüzdeki Cuma, 14 Eylül, aklımızın hiçe sayıldığı bir Türkiye’de raporlu bir davada, tutsak günlere gebe olmasın. Gerçeğin hiçbir değerinin olmadığını görerek ne bir yaşam kurabilir ne de sürdürebiliriz. Yarın çok geç olacak gerçeğe sahip çıkalım.
Özge Terkoğlu

YORUM YAZIN