Rüzgargülü: Kendi Yönüne Giden Öyküler
![]() |
| - YAZI: ÖZLEM ÖZDEMİR - |
Öyküler; birey olmak, yalnızlık, delilik, özgürlük, umut, sevgisizlik gibi konularla yoğruluyor. Tüm kitaplarında olduğu toplumsal bilinci uyandırmak gayesi, bu öykülerde de yerini koruyor. Le Guin, bir dünya yaratıcısı, kelimelerle yeni dünyalar kuruyor ama kurduğu dünyalara sizi davet etmiyor. Bu noktada karar tamamen sizin, yani sizi özgür bırakıyor. Her zaman en savunduğu ve olmayışını en çok eleştirdiği özgürlük kavramı zaten onun kaleminden dökülenlerin en belirgin olanıdır, okura bu özgürlüğü tanıması kadar doğal ne olabilir?
BİR ZİHİN HARİTASI
Ursula K. Le Guin, bu kitaba 'Rüzgargülü' adını verip onda bir tutarlılığın olmasını umarken bir yandan da her öykünün kendi yönüne gittiğini anlatmak istemiş. Öyküleri okuduğunuzda gerçekten de her öykünün kendi yönü olduğunu görüyorsunuz ve bu yolun nereye çıkacağına dair hiçbir fikriniz olmuyor. Bazen bir yola çıkıyor mu, bu da tartışılır. Ama tüm öykülerin, tüm Le Guin kitaplarında olduğu gibi, bir iç yolculuk hedefi olduğunu atlamamak gerek. Le Guin, her öykünün bir haritası olduğunu belirtiyor bu kitapta. Ama ne haritası olduğunu belirtmiyor. Bir zihin haritası demekle yetiniyor sadece. Bu harita sizin zihninizi de işaret ediyor olabilir? Çünkü kitabın tamamında insan zihniyle uğraştığını söylemek mümkün. Zihnin tüm zamanlarda ele geçirilmeye çalışılan yegane unsur olduğunu, insanların zihinlerine girilebildiğinde ne özgürlükten, ne yaşamdan, ne duygulardan bahsedilemeyeceğinin altını çizmeden, ince ince, tıpkı bir oya işler gibi anlatıyor.
Kitap önsüzünde Le Guin; 'Kitaptaki içindeki döngüsel hareketler fark edilebilir, birinci ve son, dördüncü ve on yedinci öyküler arasında olduğu gibi. Her bir öykü bir başka yönü tarif ediyor ama bunun nedenleri ciddi değil' diyor. O bir kelime büyücüsü gibi, semboller ve yarattığı kelimelerle yeni bir anlama biçimi geliştirmenin yollarını arıyor. Tüm kitaplarında olduğu gibi, bugünkü anlama durumumuzdan duyduğu rahatsızlıkla... Ursula K. Le Guin'in kitaptaki kahramanlarının temel isteği; daha iyi bir dünyada yaşamak ve bunu yaratmak. Ancak en acıklı olan tarafı, kahramanların bazı öykülerde bu istekleri için çalışırken savaştıkları sisteme yenik düşmeleri. İroni; bu kitabın karakterlerinin hepsinden daha güçlü bir karakter olarak yer alıyor satır aralarında. Ölüm, öykülerde sık işlenen bir diğer tema. Le Guin'in kitaplarında genelde hissedilen umut yerini vazgeçmiş insanların ödedikleri bedeller üzerinden bir anlatıma bırakmış gibi bu kitapta. Adeta, günümüzde bireyin ne denli mutsuz ne denli tıkanmış olduğunun öyküleri...
ÖYKÜLERDEN NOTLAR
Kitap; Dip, Kuzey, Doğu, Tepe, Batı, Güney ana başlıklarıyla bölümlere ayrılıyor. Ancak öyküler başlıklara göre ayrılmıyor, sırayla devam ediyor. Öykülerden bazılarına kısaca göz atalım:
Kuzey Hattında İki Rötar: İnsanın kendine ve dünyaya yabancılaşmasına, duygularının tanımını yapamayışına iyi bir örnek. Ayrıca, ölümün getirdiği yalnızlık ve bu yalnızlıkla başa çıkmayı bilememenin çaresizliği de seziliyor.
SQ: 'Akıl sağlığı özgürlüktür' diyen bir bilim adamının icat ettiği bir test ile dünyanın deliliği ya da normalliği test ediliyor sözde. Testten geçenler normal hayatlarını sürdürürken geçemeyenler tımarhaneye yatırılıyor, tabii ki tımarhane kötü bir yer değil! Le Guin, burada yine bizi ters köşeye yatırıyor. Testi icat ederek dünyanın kaderini üstlenen, bir nevi Tanrı rolü üstelenen ama bunu yaparken kendini herkesin iyiliği için çalıştığına inandıran, bilim adamı kendi testinden geçemeyerek tımarhaneye yatırılıyor.
Gülün Günlüğü: İnsanın içine dönüşünün önemini en çok anlatan öykülerden biri bu. 'O kadar çok korku var ki, neden bu kadar çok korku var?' diye soruyor kadın doktor ama kendine. Hastalarıyla ilgili etiketlerini çürüten sonuçlar onun kendini sorgulamasına yol açıyor. Yarı aç yarı tok yaşadığı halde yemeği bile zevkle düşünmemiş bir kadın, ya da paranoyak sandığı bir adamın sahip olduğu bilgelik karşısında duyduğu şaşkınlık ona işini, doğru denilenleri düşündürtmeye başlıyor. İnsan zihninin karmaşıklığı, kendimiz olmamızı ya da olmamamızı sağlayan şeyler aslında zihnimizin içinde saklı. Umulmadık bir zihinden çıkan saf bir tanım, bir doktorun alabileceği en güzel hediye değil midir? Örneğin; demokrasi tanımını düşünmesini istediği hastanın Beethoven'in dokuzuncu senfonisinin son bölümünden bir koro görüntüsü yaratması karşısında, 'sansür etme' diyor. Hastanın ona verdiği cevaba ise kulak vermeli, 'Sansürlemiyorum, demokrasiyi düşünüyorum. Demokrasi bu işte. Umut, kardeşlik,duvarların olmaması. Bütün duvarların çöküşü.' Bu cevapla gelen bir uyanış görüyoruz. Uyanışın en belirgin hali bu öyküde tasvir ediliyor diyebilirim.
Anka: Dünya değişmiş, yaşam dönüşmüş, düzen bozulmuş... Düzen adı altında adı yaşamak olmayan bir başka dönem yaşanıyor. Terör kol geziyor, iç savaş günleri, ne doktor ne taksi var. Siyasetin leşi. 'Tanrı övgüleri kabul ederdi, suçlamaları değil' cümlesinden anlaşılacağı üzere adalet olmayışına ciddi bir eleştiri yanında Tanrı'ya da bir sitem var. Birkaç kitabı yangından kurtarmak için kendini tehlikeye atan kütüphanecinin hastalığı ise bu ülkenin vatandaşı olmak...
Değiştiren Göz: Bu öykünün ana teması; bu dünyaya uyum sağlayamayanlar hep hastalar ve hep tedavi edilmeliler... Le Guin'in mizah gücüne hayran olmamak elde değil bunca trajediyi anlatırken. Hastaları iyileştirmek için kullanılan ilaç adının 'Metalar' olması bunun güzel bir örneği. Metalarla metabolizmayı değiştirmek gerekiyor ki, yaratılan bu dünyada yaşayabilmek mümkün olsun. Her öyküde olduğu gibi bunu kabul etmeyen biri mutlaka var ve ilaçları almaya bırakarak etrafındakilere 'hayatta kalabilmek ile yaşamak arasındaki farkı' gösteriyor. Bu öyküde de bir dönüşüm söz konusu ama her hikayenin kendi kahramanı hikayeyi nasıl isterse öyle yazar. Uyanmak istemek bireyin kendi elinde değil mi?
Labirentler: 'En iyi labirent zihindedir' diyen Le Guin'e katılmamak elde mi? Hapishane, ceza, acıma, acınma...Kendi labirentimizi yaratan da kendimizi labirente sokan da ve oradan çıkaracak olan biz değil miyiz? Zihnin karmaşıklığına bir gönderme de bu öyküde.
Arzunun Patikaları: Çok sorunun olduğu bir öykü bu ve cevabı ötekilerden daha saklı. Le Guin, dünyanın var oluşunu farklı lisanları kullanan farklı kuşaklar aracılılığıyla sorguluyor. 'İnsanlar kendi dillerini duyamıyorlar' diyor biri, bir diğeri, 'sözcükler elimizdeki tek şey, onları ciddiye almak gerek' diyor. Özgürlüğe ve her şeyden önce kişisel tutsaklığa sağlam bir gönderme yapıyor, 'Bir şaka olmasaydı tahammül edemezdim,başka birinin düşünde, düş dünyasında, öteki dünyasında, her neyse, hapsolmak...' dedirterek karakterine... Kelimelerle bir öykü yazmak, bir dünya kurmak, tıpkı kendi gibi, Le Guin kelimelerle ve yine soruyor 'gerçek dünya hangisi?'
Rüzgargülü
Ursula K. Le Guin
Ayrıntı Yayınları
269 Sayfa
*ilk olarak Akşam Kitap ekinde yayımlanmıştır.

YORUM YAZIN