Kafka Bu Kez Roman Kahramanı
![]() |
| - YAZI: OZAN EZGİ BERBEROĞLU - |
Franz günlüğüne
şunları not etmişti: Masallar yazmak isterdim, insanların yemek yerken
bile okumak için masanın altında tutacağı, teneffüslerde bile elinden
düşüremeyeceği, diğer çocukların “Ne okuyorsun sen öyle?” diye soracağı
masallar…
Tüm
mutluluklarımızın mimarıdır rastlantılar. “O gün orada olmak”, “o kapıyı
çalmak” ya da “o telefona cevap vermek” bambaşka bir eksene iter
geleceğimizi. Beklenmedik anda uzanan bir el, ezberimizi bozan sıcak bir
aşktır kimi zaman. Yine rastlantılardır insanları birbirlerine
yakınlaştıran. Bir an geri dönüp, mutluluğunuzu hayatınıza girmesine
borçlu olduğunuz kişileri düşünün. Çantanızı o garda unutmasaydınız ve
de o treni kaçırmasaydınız hiç karşılaşmamış olacağınız kişileri…
Hayatın gizemi işte buradadır. Tesadüflerin yön verdiği her ânımız, bir
sonraki fırça darbesinin bırakacağı izi tahmin edemememiz ve her seçimde
yeni bir kapısını açarak ilerlediğimiz bu labirent, geleceğe duyulan
meraka sadık tutar bizleri.
Bu bilinmezliktir
hayatı sürprizlerle bezeyen ve çoğu zaman yaşanır kılan. Yarının
getireceklerini tek bilen, adına yazgı dediğimiz sır perdesidir.
Kafka’nın hayatında
da rastlantıların yeri büyüktür. Hastalığı, Dora’yla tanışması ve
Berlin’e gelişi birer rastlantıdır örneğin. Hatta öldükten sonra dünya
çapında ün kazanmasında da arkadaşı Max Brod’un rastlantı eseri elindeki
müsveddeleri sahiplenmesinin büyük rolü olduğu söylenebilir. Elimizdeki
kitap yine rastlantılarla örülü bu hayattan küçük bir kesit sunuyor
bize.
Yazar Franz Kafka
birkaç ay önce tanıştığı sevgilisi Dora Diamant’la Berlin’e yerleştiği
sırada Almanya’da ilk kez demokrasi hüküm sürmektedir. Ancak toplumun
içinde bulunduğu yoksulluk, infialin ne denli yakın olduğunu haber
vermektedir. Kafka, insanlığın yaşadığı buhranın üzerine yüklediği
ağırlıktan ve gün geçtikçe bedenini kemiren hastalığından bir çocuğa
adayacağı sürpriz bir masalla kendini uzaklaştırır. Masalın tek bir
dinleyicisi vardır: Lena.
Hiç ailesi olmamış
bu kız çocuğu, parkta oyuncak bebeğini kaybettiğinde büyük bir
yalnızlığa sürüklenmiştir. Kafka, Lena’nın bu kaybını yerine koymak, onu
düştüğü yalnızlık girdabından kurtarmak için bir oyun başlatır. Oyunda
bez bebek macera dolu bir yolculuğa çıkmış ve Lena’yı hiç unutmamıştır.
İşte bu düşünce küçük kızı tekrar hayata bağlamaya yardım edecektir.
Franz’ın çocukluğu
hayal kırıklıkları ve hüzünle geçmiştir. Hiçbir çocuğun benzer
haksızlıkları yaşamaması gerektiğine bu denli inanmış olmasında, kendi
geçmişinin etkisi vardır. Çünkü çocukların hayal kırıklıklarını
umutlarıyla örtecekleri bir gelecekleri ya da görece daha iyi günler
yaşamış olmakla avunacakları bir geçmişleri yoktur. Onlar için sadece şu
an vardır ve şu anda yaşanacak bir kayıp salt mutsuzluk demektir.
Sabahın ilk ışıklarına kadar odasını aydınlatan masa lambası ufak dostu
Lena’ya verilecek yeni bir mutluluk armağanının işaretidir.
Masa lambası ve kalemiyle mesaisi bittiğinde elinde
bir mektupla evden çıkacaktır Franz ve yeni masalını, doğruluğundan
şüphe duymaksızın okuyan kızın gözlerindeki parıltı, aydınlatacaktır
yazarın gündüzünü.
İnsan doğar, umut
eder ve ölür. İşte var olmanın özeti budur aslında. Umut yaşama anlamdaş
kullanabileceğimiz tek kelimedir. Zira yaşamın her anında bıkmaksızın
umut eder insan. Kafka umudun hayati öneminin farkındadır. Herkes gibi
Lena’yı geleceğe taşıyacak itkinin de umuttan güç aldığını bilmektedir.
Mutsuz bir dünyaya gözlerini açan bu küçük kızın, geleceğe duyduğu
inancı yitirmemesinin formülü Kafka’nın reçetesinde gizlidir. Kaybettiği
arkadaşının hâlâ onu önemsediğini Lena’ya hatırlatmak için girdiği bu
hayali oyunda umudun ışığını yakar. Küçük kızın okuduğu satırlarla
gülümseyen gözlerini gördükçe, umudunu körüklemeyi sürdürecek, yarattığı
kurguyu düşsel bir düzlemde genişletecektir. Tam bu noktada Lena’nın
hayal dünyasıyla birleşen yazarın yaratıcı gücü, hızla ilerleyen
heyecanlı bir masalın satırlarını oluşturur. Cansız bir bebeğin yaptığı
macera dolu yolculuk artık Steglitz Parkı’nın banklarında oturmuş bu iki
yabancının gözleri önünde akıp gitmektedir. Çünkü Kafka’nın da dile
getirdiği gibi “insanın hayal ettiği her şey canlanır”.
Bir kaybın avuntusu
olarak ortaya çıkan Mira Bebek’in masalsı yolculuğu, hem küçük Lena’yı
hem de amansız hastalığın pençesindeki Kafka’yı hayata bağlayacak,
yarına duyacakları umudun bahanesi olacaktır. “Gerçeğe dönüşen düş
yolculukları bunlar” diye açıklar Franz. “Yer çekimsizliğin, sisli ve
gizemli olayların, nehirlerin ve göllerin, çöldeki bir meltemin, yabancı
hayvanların, tiyatronun bellekteki izleri yani… Böyle bir tiyatroda biz
şairler aynı anda, oyuncu, balon pilotu, makinist, dekorcu, ip cambazı,
keşif yolcusu, hayvan terbiyecisi ve kuklacı oluveririz, anlıyor
musunuz?”
“Kafka’nın Bebeği”,
büyük yazarın öykü dünyasından motifler barındıran bir eser aynı
zamanda. Lena’nın kayıp bebeği Mira’nın macera dolu yolculuğu sırasında
“Bir Köpeğin Araştırmaları” öyküsündeki dansçı köpeklere (Gerd Schneider
kitabında bunları dansçı kurtlar olarak vermiştir) rastlayabilir,
yolculukta tanıştığı ve ona yepyeni bir gelecek açan yalnız trapezcinin
cümlelerindeyse “İlk Acı”ya ait göndermelerle karşılaşabilirsiniz.
Franz Kafka’nın
kimliği üzerine yoğun çalışmalar yapmış Alman edebiyatçısı Gerd
Schneider, “Kafka’nın Bebeği” kitabında hayal gücünü kalemine bindirmiş
bir yazarın kelimelerden kurduğu ormanında yolculuğa çıkan küçük bir
kızın öyküsünü aktarıyor. Kafka ve küçük arkadaşı Lena’nın hikâyesine
bir oyuncak bebeğin maceraları eşlik etmeye başladığında Kafka’nın
yaratıcı dehasına Schneider’in anlatım gücü ekleniyor ve sürükleyici bir
kurgu çıkıyor ortaya. “Kafka’nın Bebeği”, Franz Kafka’ya adanmış
onlarca eserin arasında belki de en parlaklardan biri. Zira Kafka’nın
farklı algı boyutundaki yaşamını etkileyici bir hikâyenin üzerine kuran
kitap, onu çok iyi ifade eden bir dille buluşuyor Gerd Schneider’in
kaleminde.
“Kafka’nın Bebeği”,
Gerd Schneider, Çev: Regaip Minareci,
192 s.,
Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011

YORUM YAZIN