Hepsi Bir Arada: İkiyüzlülük, Milliyetçilik ve Duyarsızlık
![]() |
| - GÜLSÜNAY UYSAL - |
İliklerimize kadar uyuşmuşuz. Uyuşturulmuşuz. Kara büyü dolaşıyor insanlığın üzerinde. Elimizdeki telefonla, önümüzdeki bilgisayarla, gözümüzdeki televizyonla... Hiçbir şey yemeden, içirmeden uyuttular, büyüttüler bizi. Ve artık her şey o kadar kirliydi ki büyüdüğümüzde: Tövbe edemedik, günah çıkaramadık, arınamadık, gülemedik, yeniden birbirimizi sevemedik. Doğurmak için güneşli günleri: Sancı bile çekemedik çünkü hiçbir dün, gebe kal-a-madı yeni bir umuda. Evvele dair tüm zamanlar kısırdı umuttan yana ve hadım edilmişti toplumlar insanlık namına.
Bir yanda insanlar öldü ve diğer yanda izledi o ırktan olmayan toplaşkalar. Hepi topu bir kimlik uğruna. Aidiyet safsatasına. Vurduk. Parçaladık. Öldürdük. Öldük. Birbirimizden nefret ettik. Ötekiledik. Ya da insan olmayı öğrenemeden daha taşın altına sokmadan elimizi bir kere bile, sinsice yorganın altında can teslim ettik.
İnsanların insanları öldürdüğü filmler izledik sonra da çektik. Ruanda’da 1994’te Hutu’lar Tutsi’ler başrolde birbirlerine öldürürken, bu vahşet dört bir yanında yayınlandı dünyanın. Fransa’da dahildi bu seyircilere, ön sıralardan! Ya Avrupa’nın göbeğinde ve Birleşmiş Milletler’in şemsiyesi altında çekilmiş drama belgesel! Srebrenitsa’da 1995’te yine bizlerdik televizyonlarının karşısından insanların insanları öldürmesini, ırkı yüzünden katletmesini seyreyleyen.
İnsanlar var oldukça toplumlar var olacak. Toplumlar var oldukça bu vahşetler devam edecek. Birileri nemalanacak birilerinin ölümünden; kimileri topraklanacak; kimileri biraz gaz, petrol. Üç kuruş para uğruna atacaklar önümüze “kimlik” adında bir kemik. Haydi kemirin! Olmuyor mu? Alın silah.
“Cebindekinin Yarısını Ödedin Silahlara.
Şimdi Diyorsun ki:
Yalnız Barış Adına!
Bana biraz umut ver.”*
Bugünlerde bir insanlık suçuna şahit oluyoruz. Suriye’de yaşanıyor bu vahşet. Ayaklanmaların başladığı Dera’da bugün yine iki kişi öldü. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a yönelik ayaklanmalar bir yıldır sürüyor. Rejim muhaliflere şiddeti arttırırsa kaos tüm ülkeyi içine alacak besbelli. Türkiye’de Esad’ın gitmesini istiyor. Tam da Davutoğlu’nun dediği gibiydi: "Suriye'deki olaylar, düzenli ordunun kendi halkına karşı katliamına dönüşmüştür. Daha önce sadece gösteri yapanlara mermiyle müdahale ediliyordu. Şimdi hedefi belli olmayacak şekilde top ateşi yapılıyor."
Bir yandan da açtık kapıları insanlara. Suriye’den Türkiye’ye kaçan kişiler Türkiye ve dünya kamuoyunun ilgisini çekiyor tabii ki. Bu kişilerin güvenlikleri, insani ve sosyal ihtiyaçları karşılanıyor mu diye merak ediliyor. Türkiye bu kez 1. Körfez krizinde Halepçe’den kaçan Kürtlere yaptığını yapmadı ve engelleri kaldırdı. Fiziki imkanlara sahip olan 5 ayrı mevkide çadır kamplar oluşturdu vs. İnsanlık vazifesini önemsedi ve uyguluyor kısacası.
Toplum olarak hepimiz üzüldük. Üzüldük ama bir yandan da Ankara’nın tek yanlı olarak Suriye’ye müdahale etmesi için gaza gelme riskinden yana kaygılıyız. Yani Suriye bugün kan ağlıyor ve bulunduğumuz toplum bu iç savaşı gereğiyle dikkate alıyor. Kapılarını açıyor.
Öyle ya insan “iyi ama neden” demeden edemiyor. 'Neden bu kadar ikiyüzlü bu toplum?' diyor. Sınırları dışındaki bir katliam için neden bu kadar hesap sormak istiyor diye düşünüyor. Çünkü unutmuyor Uludere’de yani hemen “Bu Ülke”nin sınırları dahilinde, bizim topraklarda yani 29’unda Aralık ayının, yaşanan o lekeyi. Ardından da savunma mekanizmalarının nasıl hemen devreye girerek olayı unutturmaya çalıştığını: Aralarında terörist vardı, kaçakçıydılar... Gibi gibi. Bu katliamda 35 gencimizin cesetlerinin katır sırtlarında, traktörlerle taşındığını yüreği dağlanmadan izlemiş olabilir mi şimdi Suriye için kan ağlayan bu toplum? Bu nasıl bir riya? O umursamazlık, vurdumduymazlık, görmemezlik ne oluyor da birden bilinçli bir topluma dönüşüp kucak açıyor Arap kardeşine? Birden sarsıldık, irkildik de insan mı oluverdik yoksa?
29 Aralık 2011’de hava saldırısıyla 34 genç öldürüldü. Ne oldu ne bitti anlamadı toplum. Neydi bu olanlar? Tamamen terörle mücadele şehvetinin yarattığı gafletin bir sonucu muydu? PKK'nın Türk ordusuna kurduğu bir tuzak mıydı? MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yönelik bir süredir devam eden operasyonların bir uzantısı mıydı? Yoksa uluslararası bir boyutu var mıydı yani yanlış istihbarat yabancı kaynak temelli miydi? Ve bu kişiler Türkiye'yi kendi halkını öldüren devlet olarak göstermek isteyenler birileri miydi?
Uludere yarası öyleyce kaldı. Bir parça tuz üstüne... Ama çok değil daha 90’lı yıllarda Türkiye, Suriye’nin bugün olduğundan çok daha kötü bir durumdaydı. Yanisi şu: 17 bin faili meçhul hala faili meçhul ve bu toplum toplu mezarlara karşı ortak bir bilinç geliştirip tepki koyabilmiş değil. Umursamıyor. Olan oldu, ölen öldü.
Şimdi sınırlarımız dışında ölen insanlar için ne güzel duyarlılık gösteriyoruz. Helal olsun bize. Bu müslüman kardeşlerimize açalım kapılarımızı elbette ama unutmayalım değil mi o halde, içimizdeki acıları da.
Hocalı’da bir insanlık suçu, bir katliamdı yaşanan 26 Şubat 1992’de. 600 küsur insan ölmüştü. Sivil Azeri halkı Ermeni askerler tarafından öldürülmüştü. İşte o katliamı anmak için 27 Şubat günü Taksim’de gerçekleştirilen ve “Hepiniz Piçsiniz” pankartlarının açıldığı, ırkçıların gösterisine dönüşen bu mitingte “İçişleri Bakanı” yer almasının toplumda nasıl bir galeyan doğurabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Toplum çok enteresan bir dokuya sahip ya da şöyle diyelim toplum dokusuz. Kokusuz. Tek omurgası ırkı. Bir gün toplumun hafızasından, vicdanından, bilincinden bahsedebilecekken; öbür gün bakmışsınız toplum her şeyi unutmuş gitmiş. Çünkü bireylerin dinlerinden bile öte bütünleştikleri kimlikleri onları ikiyüzlü yapıvermiş. Bir gün gözü önünde ölen Kürdü görmüyor öbür gün komşusuna baştan ayağa merhamet kesiliyor. Çünkü üst egosu var toplumun. Sahiplenmeyi seviyor. Erdem söylemi üretiyor: Kimse görmezse ben görürüm diyor.
Soruyoruz şimdi burada bir ikiyüzlülüğü yok mu toplumun? Kürt toplumuna karşı duyarsızlık, Arap toplumuna karşı aşırı merhameti görmüyor musunuz?
Hatta o kadar ki zaman zaman devletten daha milliyetçi olduğu aşikar değil mi? Habur’da devletin ayağından çeken toplum değil miydi? Toplum bangır bangır ben milliyetçi söylem istiyorum, bunu yaparsan oyumu veririm demiyor mu?
Umut edelim ki: İnsanlara insan oldukları için saygı duyan, dengeleri gözetmeden yardım eden, çıkar gütmeden paylaşan, öldürmeyen öldürtmeyen bir toplum olabilsek.
Benim adamım, senin cemaatin, ötekinin örgütü, şunun kimliği, bunun kimsesizi, onun kimsesi demesek birbirimizi insan olduğumuz için sevip, yardım etsek. Yardımı geçelim. Bu çağda ütopik. Öldürmesek: Alman diye birini öldürmesek, Arap diye, Amerikalı diye, Türk diye, İsveçli diye, Kürt diye, Ermeni diye, Laz diye... Ve sonra desek ki :
Arkadaşlar hazır mısınız?
“Daha güzel, daha mutlu, daha adil, sevgi dolu bir dünya için, barış için, insanlık için, batsın bu dünya..."**
* Bülent Ortaçgil
**Orhan Gencebay

Bence cok karisik ve sapla samanin birbirine karistigi bir yazi olmus. "Toplumun" duyarsiz oldugunu, "toplumun" Suriye'ye mudahele etmek istedigini, "toplumun" Uludere'yi unuttugunu neye dayandirarak soyluyorsunuz ki? Anaakim medya basliklarinin bir derlemesi ve bu basliklara bir tenkit olmus bence yaziniz. Ya da belki ucundan "hukumet" elestirisi... Bu kadar genelleme yapmayin derim.
YanıtlaSilYazınızı çok değerli ve anlamlı bulduğumu söylemeliyim. Başarılar.
YanıtlaSilBir de birşey; Yazı paylaşım yapıldığında altta yapılan yorumlar yazarın fotoğrafının yanında görünüyor. Yazının başlığı ile birlikte en azından ilk pragrafın yazarın fotoğrafının yanında görünüyor olması iyi olurdu. Teşekkürler.
sizin de iki yüzlü olduğunuzu bilmeden ortaya çıkaran bir yazı saçmalamışsınız...özellikle suriye konusunda..ille bişeyler yazacam diye saçmalamanın, zorlama yapmanın alemi yok..
YanıtlaSilbence güzel yazı olmuş. yazı sahibi değilim ama yazıyı beğenen ve savunma ihtiyacı hisseden biri olarak üstteki eleştirilerin bence haksız olduğunu belirtmek isterim. düşünün ki ucaklarınız bir gece yarısı kalkıp sınır ötesinde vatandaşlarınızı öldürüyor ve siz 2 aydır bunu kimin yaptığını bulamıyorsunuz. hadi devletin bunu bulamaması normal, sonuçta devletin ağzının süt kokmadığını zamanında bir başbakan itiraf etmişti ama allah aşkına siz herhangi bir şehirde(türklerin çoğunlukta olduğu şehirlerde) uluderenin faillerini bulun diye yürüyüş yapıldığını, uludere acın acımızdır dendiğini duydunuz mu.toplumda bu olayın aydınlatılması için bir istek görebiliyor musunuz.
YanıtlaSil