Header Ads

Afrika Notları


- GÖZDE DEMİREL -
Afrika insana çok fazla şey öğretiyor. En can yakan ise rakamlarda görünen gelir eşitsizliğinin gerçekliği…

Etiyopya’nin baskenti Addis Ababa’da ayda 30 bin lira hatta çok daha fazlasını kazanan da var 10 lira kazanan da…

Yeni yapılmış evlerin karşısında belki de 20 kişinin yaşadığı barakalarla karşılaşıyorsunuz. Bir yabancı olarak siz isyan ediyorsunuz ama bu eşitsizlik toplum tarafindan o kadar kabul görmüş ki kimsenin bir şey demeyişine de şaşıyorsunuz…

Ülkenin kırsalında durum daha da vahim…

Afrika’nın içine uzanan yollarda yürürken ömürleri boyunca bir köyde hamallık yaparak yaşayan kadınlari gördükçe içim acıyor. Öyle fakirlik derken düşük gelirden bahsetmiyorum. Elektriğin olmadığı, suyun hala taşıma yoluyla getirildiği bir göz penceresiz kerpiç evlerde başlayan, devam eden ve biten hayatlar bunlar…

Öte yandan Etiyopya çok hızla değişiyor. Ülke son üç-dört yıldır yüzde 10’u bulan ekonomik büyümesiyle Afrika’nın en çok gelecek vaad eden ülkelerinden biri. Ancak dış borcun fazlalığı ve ayda yuzde 27’yi bulan enflasyon büyümeden de sadece bir kesimin yararlanmasına neden oluyor.

Bunlar sadece izlenimler…Ama Afrika’nın bana asıl öğrettiği bambaşka bir şey: İnsan olmayı ve medeniyeti sorguluyorum yeniden. İnsanın insana yapabildiklerini de…

Medeniyet kendini `beyaz` olarak konumlandırıp, bunun sana getirdigi ayrıcalıkla `başka` olanı hor gormek değil ya da beyazlara özenip kendi vatandaşalarını senin gelirin biraz daha iyi diye ezmek de değil… Medeniyet bence insanlığını korumak… Ne şanslıyım ki İstanbul’dan binlerce kilometre uzakta `insan`larla da tanışıyorum.

İnsan önceki hayatının birçok `lüksünden` mahrum olunca küçük şeylere de daha çok sevinir hale geliyor. Bir markette tanıdığın bir markaya ait hazır çorba bulmak bile yüzünü kocaman gülümsetebiliyormuş meğer… Ve elbet ne kadar azla yaşayabileceğini ama yaşamak istiyorsan tadını çıkarmanın en önemlisi olduğunu bir kez daha anlıyorsun.

Tabi hayat sadece mahrumiyet de değil… Daha önce yaşamadığı şeylerden öyle zevkler alıyorsun ki… Müziğin evrensel ve yerel tatlar katılınca nasıl da keyifli olduğunu bir kez daha anlıyorsun. Ya da loş bir Fransız restoranında hayatı boyunca yerleşik olamamış, hep gitmeyi seçmiş insanlara yaşadıklarını konuşuyorsun. İnsanı konusuyorsun. Ne kadar aynı olduguna da şaşıyorsun insanın, ayrımın ve ayrımcılığın her yerde ne kadar keskin olduğuna da…

Afrika en azından bana hayatı öğretiyor. Hayatla birlikte birçok şeyi… Yaşamak istediğim birçok şey hayatımda ani olarak konumlaniyor birer birer… Yüksek rakım ve az oksijenli yerlerde son zamanlarda İstanbul’da alamadığım havaları alıyorum buralarda…

Bazen `gitmenin` neden gerektiğini bir kez daha anlıyorum. Çünkü dışarıda gerçekten `gürül gürül bir hayat akıyor.`

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.