Header Ads

Adını, soyadını ve resmini kimse bilmeyecek

Yazan: Ebru Dikdağ

“Sayın bakan adım N.Ç. 13 yaşındayım. Ben daha çocuğum. Küçük yaşta çekmediğim acı kalmadı. 12 yaşındayken; babam ve dedem yaşındaki onlarca adam bana 7 ay boyunca zorla tecavüz ettiler. Davam hala devam etmektedir. Ben bunların hiçbirini hak etmiyorum. Gazeteleri her gün takip etmekteyim. Her gün bir genç kızın hayatı kararıyor. Yeter artık biz çocuklar okumak istiyoruz. Oyun oynayacak çocuklarız. Ben artık hiçbir genç kızın hayatının kararmasını istemiyorum. O kötü acıyı ben çektim, başka kimsenin çekmesini istemiyorum”*

Adını ve soyadını bilmiyoruz. Bu ülkenin hukuk kuralları o yaşta bir çocuğun adını, soyadını ve resmini tüm açıklığı ile vermeyi yasaklıyor. Yasak dediysek bu yasaktan muktedirler, elinde gücü, belinde silahı olanlar istisna tabii ki. 

Küçük şehirlerinde, ilçelerinde, kasabalarında ve köylerinde her türlü insanlık dışı eylemi insanlara uygulayıp hiç ceza almayanların, sırtı sıvazlananların, ‘kurşun atan da yiyen de şerefilidir’ denerek her koşulda sahiplenilenlerin, ‘tanırım iyi çocuktur’ denilenlerin, olay yerinden tayin ettirilip tayin ettiklerinde bir türlü(!) bulunamayanların, ‘bir tuğla çekersem tüm duvar yıkılır’ dediği halde siyaset basamaklarını hızlıca tırmandırılanların, dokunulamayanların ve bunun gibi onlarca ‘devletimize zeval gelmesin!’ argümanlarıyla vicdanları çürümüş bir şekilde ortalıkta gezinenlerin ülkesidir burası çünkü.

2003 yılında 13 yaşındaki N.Ç’nin fuhuşa sürüklendiği ve bakire olması nedeniyle, kendisini satan kadınlar tarafından aralarında asker, memur, korucu, muhtar gibi birçok devlet görevlisinin bulunduğu 26 erkekle ters ilişkiye girmeye zorlandığı ortaya çıkar. Hemen dava açılır. N.Ç.’ye 31 kişinin tecavüz ettiği, 2 kadının da erkeklere pazarladığı gerekçesiyle açılan dava tam 7 yıl sürer. 7 yıl içerisinde yapılan 34 duruşmanın hepsinde de tutuklu bir tek sanık bile yoktur. 28 Eylül 2010 tarihinde yapılan 35. duruşmada karar açıklanır. Mahkeme, o dönem Kızıltepe Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü olan R.S, Mardin İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli yüzbaşı E.E.’nin de aralarında bulunduğu 26 sanığa “Cinsel istismarda bulunmak” gerekçesiyle 1 yıl 8 ay ile 5 yıl arasında değişen hapis cezaları verir. Duruşmada N.Ç’yi erkeklere para karşılığı sattığı gerekçesiyle yargılanan Emine Akyol ve Türkan Temel’e de 6 yıl ceza verir. Mahkeme daha sonra N.Ç.’nin yaşının 18’den küçük olması nedeniyle kadın sanıkların cezalarını yüzde 50 artırarak, 9 yıla çıkarır.  4 sanık hakkında beraat kararı, 1 sanığın dosyasını da akli dengesinin yerinde olup olmadığının belirlenmesi için ayırır. 

Mahkeme sonrasında N.Ç.’nin avukatı İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ verilen cezaları komik bulduğunu söyler ve şunları der yüreklice: Karardan çok da memnun olduğumu söyleyemem. Çünkü alıkoymak suçundan zaman aşımına uğratıldı dosya. Oysa ki biz diyoruz ki bir çocuk 15 yaşının altındaysa onun rızası söz konusu olamaz, böyle bir yönelim için. Irza geçmek anlamında da bir çok sanık bakımından ciddi indirimlere gidildi. Bu da bizim mütalaya karşı verdiğimiz beyanların dışında bir karardı. Adalet duygusunu biraz daha onaracak daha adil bir karar çıkmasını bekliyorduk. Maalesef olmadı. Biz temyiz edeceğimize dair bir dilekçe sunduk.‘

Avukat Yalçındağ’ın cezalarını komik bulduğu karar ise şuydu: Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararı alırken küçük kızın alıkonulmadığına ve her şeyin farkında olduğuna hükmetmiştir. Bu kararın ne anlama geldiğini önce hukuk dili ile söylemeli: Mahkeme, sanıklara eski TCK’nın 414. maddesinin 1. fıkrasından ceza verdi. Bu fıkrada, “Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olur” hükmü yer alıyor. Bu fıkra, ancak küçük çocuğun rızası varsa işletilebiliyor. Mahkeme, bunun yerine, aynı maddenin ikinci fıkrasını uygulasaydı, sanıkların her birine en az 10 sene ceza verilecekti.

Dilekçe yazılır ve Yargıtay’a gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 1 sene sonra karar verir: Yerel mahkemenin verdiği karar onanmalıdır. 

Adalet duygusundan azıcık da olsa nasibini almış, vicdanı körelmemiş her bir bireyin isyan ettiği bu utanç verici yargı sürecine dair söylenecek ve sorulacak çok şey vardır elbet.

N.Ç’nin ‘12 yaşındayken; babam ve dedem yaşındaki onlarca adam bana 7 ay boyunca zorla tecavüz ettiler’ sözüne hiçbir şekilde itibar etmeyen, yargıladığı 33 sanığın bir tanesini bile tutuklama ihtiyacı görmeyen mahkeme tam tersine N.Ç’nin durumun farkında olduğuna ve zorla alıkonulmadığına nasıl karar verebiliyor?

Mahkeme yaptıklarını kabullenen sanıkların neden hiçbirisini tutuklama gereği görmüyor?

Mahkeme doğru dürüst duruşmalara bile katılmayan sanıklara nasıl oluyor da ‘iyi hal indirimi’ uygulayabiliyor?
Hangi çocuk, 12 yaşında ve birileri tarafından satıldığı belli iken, isteye isteye kendi bedenini o ceberrutlara ve vahşilere teslim edebilir?

Mahkeme kutsadığı o kanunların bile reşit saymadığı bir çocuğun ‘cinsel farkındalık’ düzeyini nasıl ölçmüştür? 

Ölçü olarak sunulan Adli Tıp Kurumu’nun raporunda ‘N.Ç.’nin mağduresi olduğu olayların ahlaki radaetinin (kötülüğünün) farkında olduğu’ cümlelerine neden kayıtsız ve şartsız teslim olmuştur? Hem bizler neden vakti zamanında birçok işkenceci polisi ve askeri akla hayale gelmeyen gerekçelerle aklamış, en son Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in N.Ç gibi küçük bir kız çocuğuna tecavüzü vakasında yine aynı şablon kararla Üzmez’i serbest bırakma rezaletine imza atmış, sonra tepkiler üzerine bu kararından geri adım atmış, sıklıkla muktedirleri ve zalimleri koruyan bu köhnemiş ve çürümüş  kurumun verdiği karara inanalım?

Mahkeme neden ve niçin N.Ç’yi değil de kendisine tecavüz eden 26 kişinin sözlerine itimat etmiştir? Mahkeme ‘yaptık bir eşeklik kusura bakmayın ama kız da istiyordu’ minvalindeki sanık savunmalarının abukluğunu ve zekasızlığını neden kesin gerçekmiş gibi kabul etmiştir? 

Tecavüzcülerin gayet farkında bir şekilde yaptıkları eylemden tecavüze uğrayanın da farkında olduğunu çıkarmak asıl bir farkındalık ve etik sorunu değil midir? 

Son birkaç yıldır koro halinde yapılan ‘Yargımız değişti. Artık devleti değil insanları koruyor’ propagandasının bir paçavraya dönüştüğünün de ispatıdır N.Ç davası.

Bu ülkeyi erkleri aracılığı ile yöneten coplu, copsuz her zevat eğer bir gün olur da mazlum bir insanın şikayeti ile yargı erkine yolu düşürülürse hiç korkmaz çünkü.
Çünkü bilir ki zalimin düştüğü yerde bile mezalime uğrayanların bedenleri vardır.
Çünkü bilir ki orada başka bir zalimin kollarından tutup kendisini havaya kaldıracağı elleri vardır. 

N. Ç şimdi 21 yaşında. Adını, soyadını ve resmini kimse bilmeyecek ve görmeyecek. Tıpkı tecavüzcülerinin ve onları koruyan ve kollayanlarınınkinin bilinmeyeceği gibi. Bize de sadece utanç içinde başka bir istismar vakasında tekrardan utanmak üzere yaşamak düşecek.


* N. Ç mektup yazıp yardım istediği o dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’ten ne bir yanıt alabildi ne de bir yardım görebildi. Cemil Çiçek şimdi Meclis Başkanı ve yeni anayasanın devleti değil bireyi önceleyen bir temele sahip olacağını söylüyor.

3 yorum:

  1. mahkeme başkanı da n.ç nin akrabası olmalı....adı o.ç olduğuna göre....

    YanıtlaSil
  2. Bu kararı veren yargıçında , o küçük kıza tecavüz eden orospu çocuklarınında allah belasını versin ! Türkiyede adalet mi ? Nerenin köyü o ?

    YanıtlaSil
  3. Ayıp, ayıp. 13 yaşındaki o küçük kızcağız utanmasın, ona tecavüz eden canavarlar utansın! İçleri fesat, kendileri yobaz milyonlarca herif kızlarımızın hayatlarını karartıyor. Kimseden korkmuyorlarsa allahtan korksunlar şerefsizler!

    Böyle önemli bir başlık altında, detaylı ve doğru yazılar yazdığınız için teşekkürlerimi sunarım.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.