Header Ads

Gerze, Yalnız Değil!

- PINAR AKSOĞAN -
Öyle bir sevdaymış ki Gerze’nin sevdası, tüm Türkiye’nin kalbi Gerze’de atıyor günlerdir. Günlerdir aklımda yaşlısından gencine, kadınından erkeğine bir aydır “termik santrale karşı nöbet” tutan Gerzeliler var. 5 Eylül Pazartesi, içimde bir endişeyle uyandım. 23 Ağustos’ta jandarma baskısına rağmen engellenen sondaj çalışması ve orada yaşanan acı ve öfke hâlâ aklımdaydı. O sabah Gerze’de yaşananlara şahit olan Nahide Gökhan ve Hale Oğuz ile konuşmuş, olanları anlattıklarında, canımızdan can koparılmış gibi hissetmiştik.

Hazırlıksızlarmış ama jandarma hazırlıklı gelmiş. Dokuz kadın sondaj makinalarının önüne yatmış. Gözlerinin önünde kocalarını, çocuklarını coplamışlar. Yürek nasıl dayansın diyorlar...

 Ramazan Bayramı’nın hemen arkası, 5 Eylül’de termikçiler Gerzelilerin direnişine şiddetle karşılık verdi. O sabah korkularım gerçek oldu... O gece biz de Greenpeace olarak ilk otobüse atladık, Gerze yolunu tuttuk. Aslında Gerze ile hikayemiz burada başlamıyordu. Sinop ve Gerze zaten üç yıldır temiz nefes alma haklarını kaybetmemek için mücadele ediyordu, biz de bu direnişlerinde onların yanındaydık. Geçen sene Greenpeace’in bayrak gemisi Rainbow Warrior ile Sinop’ta yaptığımız termik karşıtı mitingin anıları hâlâ tazeyken, şimdi bir kez daha direnişe gidiyorduk.

Öğlene doğru Gerze’deydik. Oradan da ver elini Yaykıl köyü. Bir yanım masmavi deniz, diğer yanım yeşil, bereketli topraklar. Samimi, güler yüzlü, candan insanlar. Öğlen direniş kampına vardık ve anlatmaya başladılar. Bir gün önce yaşadıkları korkuyu üzerlerinden atamamışlardı, gaz bombaları, coplar, askerler, polis... Köye doğru yürüdük, aşağıya tarlalara indik. Her yerde o günden, 5 Eylül utancından kalma gaz bombaları vardı. Yanan ağaçlar, evler, yaşananların özeti gibiydi. Ama karşımda her şeye rağmen dimdik duran bir Gerze halkı vardı.

Mehmet dede “Sen bizim evi bir görsen” dedi, “bırakır her şeyi, tası tarağı toplar gelir yerleşirsin. Ama neden bize bunu yapıyorlar, anlayamıyorum”. Mehmet dede 85 yaşında, her gün direniş kampına geliyormuş.

Panzerler, bombalar 

Sabah bizi Gerze’de karşılayan Nahide abla, üç gün boyunca bizi hiç yalnız bırakmadı. Ayşegül ablayla o gün yaşananları da anlattılar: “Bir dahaki sefere biber gazını, gaz bombasına tercih ederiz!” Burası onların evi, burası onların toprağı. Anlatmaya devam ediyorlar: “Sabah direndik ama yaşam devam ediyor. Burada Tuncay Özilhan, köyün çocuklarını sünnet ettirmek istedi, onun teklifini kabul etmeyenlerin çocuklarını da biz bu kampta sünnet ettik. Hem de en güzel sünnet töreniyle. Akşamki sünnet törenini görmeliydin, zafer kutlaması gibiydi.”

Gencinden yaşlısına, kadın erkek fark etmeksizin tüm Gerze halkı hayatını bu mücadeleye adamış. Hayatlarında karakol yüzü görmemiş bu insanlar, yüzlerce polis, asker, gaz bombası, panzerle karşılaşmışlar. Yaşadıkları hiçbir şey onları yıldırmamış. Tek korkuları tekrar gelirlerse, toprağımızı delip sondaj yaparlarsa? Çadırın da en büyük gündemi bu. Her an orada toplanmaya hazır yüzlerce insan var. Tüm arabalar kontrolde, ya tekrar gelirlerse? Herkes telefonundan gelecek bir çağrıya bakıyor. Nahide abla anlatıyor: “Dün hayatımdaki en lezzetli somun ekmeği yedim.” Vakit yok ki yemek yemeğe. Nöbet beklemez...

Gerze’nin bütün sebze ve meyvesi, Yaykıl köyünden geliyor. Haftalardır ne hayvanlarını doğru dürüst sağabiliyorlar ne de sebzelerini, meyvelerini toplayabiliyorlar. Aslında her bir gün onlar için zarar demek. Onların derdi ne para ne iş. Zaten bu direniş sebebiyle işlerini güçlerini de bırakmışlar, ekmeklerinden feragat ediyorlar. Tek istekleri doğdukları topraklarda nefes almaya devam etmek, buraları kömüre feda etmemek.

Gerze küllerinden doğmuş bir ilçeymiş. 1956 senesinde Gerze’de çıkan yangında 830 hane yanmış ve Gerze terk edilmek yerine baştan yaratılmış. Şimdi Gerze’nin yeniden yaratılmasına şahit olan bu insanlar, termik santrale evlerini, yaşam alanlarını, nefes aldıkları havayı, can buldukları suyu nasıl feda etsinler ki? Gerzeliler yaşadıkları toprakları öyle çok seviyor ki, onunla öyle bir bağ kurmuşlar ki, asıl bu direnişlerini bu kadar dik tutuyor.

Nöbet çadırında uyku tulumu 

Akşam oluyor, çadır sessizleşiyor. Ateş yakılmış ısınmak için, Sinop geceleri de serin. Ateşin etrafında son çaylarımızı da içiyoruz. Yaykıl köyünde nöbet çadırı bir aydır mücadelenin kalbi durumunda. Tek bir çadır var, bir yatak, birkaç sandalye. Biz uyku tulumlarımızı alıyoruz. Gökyüzüne bakıyorum, yıldızlar üzerimde adeta. Karşımda uçsuz bucaksız Karadeniz, adına yakışır karalıkta. Nasıl temiz bir hava. İlk nöbetimizi tutuyoruz Gerze direnişçileriyle. Kimisi işini gücünü, kimisi ailesini çoluğunu çocuğunu bırakmış nöbet tutuyor. Herkesin aklında o soru, ya bu gece de gelirlerse? O gece gelmiyorlar.

Sonraki günlerde yaşadıkları travma biraz daha azalıyor. Gerçi hâlâ olanlara şaşkınlar. Yaşam, çevre hakkı bir yana, insan hakkının noksanlığı asıl şaşırtıcı olan. Ve bunu görmezden gelen Özilhan’ın duyarsızlığı... 8 Eylül’de Yeşil Gerze Platformu’nun düzenlediği panele katılıyoruz. Gerze Kültür ve Sanat Merkezi dolup taşıyor, insanlar oturacak yer bulamıyor. ayakta sıralar oluşuyor. 5 Eylül’ün videosunu izliyoruz, gözlerimiz doluyor. Ayakta alkışlıyoruz bir kez daha Gerze halkını.

Gerze bu mücadelede yalnız değil. Sadece onlar değil, tüm Türkiye bu mücadelenin arkasında. Yaşamlarını, doğalarını, yurtlarını ve geleceklerini korumak isteyen bu halkın direnişine kimse duyarsız değil. O topraklardan yüzyıllardır kaç nesil geçti, kaç nesil geleceğine temiz bir miras bıraktı. Bu mirasın şimdiki bekçileri, termik santrale yenik düşmemeye kararlı. Gerzeliler hala nöbette. Tabii ki karar iptal edilene kadar nöbetten ayrılmayacaklar.

PINAR AKSOĞAN: Greenpeace İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.