Header Ads

Şu Uğursuz Nakarat

- ERTAN KESKİNSOY -
12 Mart günü saat 15.36’da, Japonya’daki deprem ve tsunamiden yirmi beş saat sonra, Fukuşima’daki Daiichi Nükleer Güç Santralı’nın birinci ünitesinde meydana gelen hidrojen patlaması, dünya tarihinin en büyük iki nükleer krizinden birini tetiklemekle kalmadı, belki de dünyadaki enerji dengelerini bir kez daha değiştirdi.

Patlamayı izleyen haftalarda, nükleer enerjinin Japonya’da da nasıl bir ‘milli mesele’ olduğunu ibretle izledik. İlk iki haftada iyi kötü akan haberler, izleyen haftalarda kesildi. Bunun temel nedeni, milli hassasiyetleri yüksek Japon basınının dışarıya malzeme vermesi konusundaki isteksizliği idi. Yenin içinde kalan kırık kolun acısı ne denli şiddetli olursa olsun, Japonya’da kazanın gerçek ölçülerini öğrenmeye çalışanlar, daha çok, serbest gazeteciler ile yabancı basının Japonya temsilcileri idi. Japon hükümeti, bilgi akışını temizlemenin çaresini bu basın üyelerini düzenli bilgilendirme toplantılarına davet etmemekte buldu.

Japon gazetelerinin suskunluğunun nedeni ise ‘tamamen duygusal’. Fukuşima santrallarının sahibi TEPCO (Tokyo Electric Power Company / Tokyo Elektrik Güç Şirketi), aynı zamanda Japonya’nın en büyük reklam verenlerinden biri. Geçtiğimiz yılki reklam bütçesi 20 milyar yen –250 milyon dolar- olan şirket, Daiichi Reaktöründeki kazadan iki hafta sonra, The Economist’e iki tam sayfa ilan vererek kazanın getirdiği kötü şöhreti reklam balçığıyla sıvamaya çalışmıştı. Tam da depremin olduğu gün ise, TEPCO’nun üst düzey yöneticileri, yanlarında Japonya’nın kalburüstü anaakım gazetelerinin ‘seçkin temsilcileri’ ile Çin’de, masraflarının çoğu TEPCO tarafından karşılanan bir gezideydi.

TEPCO’nun yıllardır kârını artırmak adına güvenlik ilkelerini ihlal ettiği, bunun da hükümet yetkilileri tarafından görmezden gelindiği bilinen ve şaşırtıcı olmayan bir gerçek. Japonya’da da, Türkiye’deki gibi, milli menfaatler sözkonusu olunca gözlerini kapatmaya meyilli bir anaakım basın olduğundan, bu gerçeğin ülke sınırları dışına taşması, deniz suları taşıncaya kadar, mümkün olmadı.

Japonya hükümeti ve TEPCO, geçtiğimiz üç aylık süre içerisinde enerji sektörü ile hükümet arasındaki kötücül simbiyotik ilişkinin en güzide örneklerini sergiledi. Birbirlerinin açığını kapatmak adına komik duruma düştükleri bile oldu: 26 Mart’ta TEPCO, bir gazetecinin sorusuna “Plütonyum düzeyini ölçmüyoruz, zaten bu ölçümü yapabilecek detektörümüz yok” diye yazılı yanıt verirken, ertesi gün, Bakanlar Kurulu Sekreteri plütonyum ölçümlerinin yapıldığını söylüyordu.

30 Haziran’da reaktörden 60 kilometre ötede bulunan Fukuşima şehrindeki 10 çocuktan alınan idrar testinin sonuçları açıklandı: Fransız radyasyon ölçümü kurumu Acro’nun bir Japon sivil toplum örgütü ile birlikte yaptığı tahlillerde, 10 çocukta da sezyum 134 ve 137 izlerine rastlandı. Sezyum, Çernobil’de de sızan ana radyoaktif element idi: tiroit bezlerini çalışmaz hale getiren bu elementin çocuklarda çıkması ayrıca alarm verici, çünkü çocuklar, tiroit hastalıklarına karşı yetişkinlere oranla çok daha yatkın oluyor.

Elem ve ızdırap
Acro yaptığı tahlilin sonuçlarını açıklamadan bir gün önce, yurdumuzun tek gümüş işletmesi Eti Gümüş, Çevre Mühendisleri Odası’na 30 bin liralık manevi tazminat davası açmak ile meşguldü. Eti Gümüş (EG), temeli 1985′te atılmış, 2004′te ise görücüye çıkmış bir kurum. 2004′teki özelleştirmeyi kazanıp teminatı yatıramadığı için ihaleyi batıran, üç yıl sonra ise başka bir şirket ile aynı ihaleye giren şirket ise, madencilik deneyimi olmayan Söğütsen Seramik. Şirketin sahibi Sebahattin Yıldız, 2000′lerden sonra peydahlanan yeni sermaye mensuplarından. (1) Eti Gümüş için bankalardan 41 milyon dolar bulmakta zorlanan Yıldız, azmediyor, önce toplam varlığı 450 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilen Eti Gümüş’ü on katı ucuza kapatıyor, ardından kendini enerji özelleştirmelerini toplamaya veriyordu: Toroslar Elektrik Dağıtım Bölgesi’ni 2 milyar 75 milyon dolara, Osmangazi Elektrik Dağıtım Bölgesi’ni 485 milyon dolara alan Yıldız, Kütahya’daki siyanür kazasından üç hafta önce, İzmir’in elektrik dağıtımını sağlayan Gediz Elektrik’in özelleştirme ihalesini 1 milyar 915 milyon dolara kazanıyordu.

‘Teminatını’ dört yılda 100′e katlayan bu müteşebbis, para biriktirmedeki ve ilişki kurmadaki özenini gümüş madeninin düzgün işletilmesinde gösterememiş olmalı ki, 8 Mayıs günü madenin siyanür havuzlarından birini tutan set çöktü. Sonrası ise trajikomik: Önce Kütahya Valisi, ardından olay mahalline koşturan Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, 24 saat içinde tehlike olmadığı yönünde, halkın yüreğini ferahlatacak açıklamalar yaptı: “Dışarıya hiçbir şekilde ne bir siyanürlü atık su, ne bir malzeme havuzların dışına taşmış ya da sızmış değildir. Bunu özellikle vurguluyorum. Şuanda havuzların dışında hiçbir yerde ne bir sızıntı, ne siyanürlü atık karışması ne de sızma söz konusu değildir.”

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Murat Taşdemir, Eroğlu’nu yalanlamakta gecikmedi: “Son set ne yazık ki kayıyor ve sızdırmayı çıplak gözle görmek mümkün.”

ÇMO’nun da dahil olduğu STK’lerin oluşturduğu Gümüşköy İzleme Platformu, 17 Haziran’da yaptığı açıklamada, a) İzmir Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün içme suyu analizlerinde arseniğin limitin 52 kat, kadmiyumun 16 kat, siyanürün ise akut limitin 2000 kat üzerinde olduğunu tespit ettiğini anımsattı, b) Valiliği verileri saklamak ile suçladı, c) tesisin derhal kapatılmasını talep etti. Ancak Eti Gümüş, Valilik, Sağlık Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı, takılmış plak gibi “Bir şey yok bir şey yok” demeye devam ettiler. Bu uğursuz nakaratı Eti Gümüş A.Ş. mahkemeye verdiği şikâyet dilekçesi ile bozdu. İşte size dilekçeden inciler:

“Yaşamın kendisi zaten bir risktir. Her işin kendine özgü riskleri vardır. Avukat, kanundan doğan görevini yaparken, her an menfaatine dokunduğu bir insan tarafından dövülme, öldürülme, hakaret görme riski altındadır. Madencilik faaliyetinin de tabii ki kendine özgü riskleri vardır. Ama önemli olan ihtiyatlı, tedbirli davranmaktır.”

“Halen devam etmekte olan, kesin ve emin ifadeler kullanılan haksız basın açıklamalarının ve kötülemelerinin dava sonuna kadar tedbiren durdurulması (…) bu açıklamalar dolayısıyla şirket ve çalışanlarının, yöneticilerinin, hissedarlarının elem ve ızdırap çektikleri, bölgede yaşayan insanların hücumuna muhatap oldukları, toplumda kaybettikleri saygınlığın yeniden elde edilmesi için 30 bin TL’nin şirkete ödenmesi (…)”

Anne sütü, bebek dışkısı, belediye hassasiyeti
Eti Gümüş ile aynı günlerde ‘elem ve ızdırap’ içinde olan başkaları da vardı. Bu ızdırabın müsebbibi, Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu; muzdaribi ise, Kocaeli ve Dilovası Belediyeleri idi.

Dilovası, Wajda’nın “Vaatler Ülkesi” filmi ile Nuri Bilge Ceylan’ın “Kasaba”sı arasında bir yerleşim. İstanbul’un hinterlandında olmak, kasabanın en büyük şanssızlığı. Şu anda kasabada üretim yapan 168 sanayi kuruluşunun iş sağladığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz: Dilovası’nda çalışanlar, Dilovası’nın sakinleri değil, 100 kilometre ötedeki İstanbul’dan ve İstanbul’a yakın diğer bölgelerden gelenler.(2)

Kasaba ile ilgili duyarlılık, Türkiye’de çevresel duyarlılığın kıvama geldiği 2000’lerin başında artmaya başladı. Dilovası ile ilgili manşet haberler, 2004 yılında çıktı. Dönemin AKP hükümeti ise, Çevre Bakanı Osman Pepe nezdinde, durumdan vazife çıkararak, endüstriyi temizlemek yerine, Dilovası’nın yerleşik nüfusunu taşımaya kalkıştı; ama beceremedi. O gün bu gündür, uygulanamayan ya da yarım yamalak uygulanan çevre yönetmelikleri dışında, Dilovası, kapitalizmin insafında terkedilmiş halde.

Prof. Hamzaoğlu, 8 Ocak’ta kamuya açıkladığı “Kocaeli’nin Dilovası ve Kandıra İlçelerinde Yaşayan Gebelerden Doğan Bebeklerde Ağır Metal Maruziyeti İle Büyüme ve Gelişme Durumu” başlıklı raporda, yalnızca tahmin edileni ilam ediyordu: örnekler alınan” annelerin ilk sütü (kolostrum) ve bebeklerin ilk kakalarında (mekonyum) bazı ağır metaller ve eser elementlerin bulunduğu saptanmıştır.”
Hamzaoğlu’nun raporu, Dilovası’nı bilen kimseyi şaşırtmasa da, Dilovası’nın tepesinde oturanları öfkelendirdi. Hamzaoğlu ile dayanışma için kurulan web sitesinden aktarıyoruz:

(…)“Kan ve dışkıları bırakın, doğum yapıp çocuk emziren annelerin sütünde bile çinko, demir, alüminyum, kurşun, kadmiyum tespit ettik, tehlike büyük” dediği, basın yoluyla bu bilgileri açıkladığı ve bu vesileyle ‘haberin geniş halk kitlelerine ulaşmasını sağladığı, araştırma sonuçlarını halk arasında panik yaratmak amacıyla kullandığı” iddiasıyla yargılanması için Büyükşehir Belediye Başkanı ve Dilovası Belediye Başkanı Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet dilekçesi verdi. Savcılık hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin incelenmesi amacıyla Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderdi.”

Japonya’da kapitalizmin masa altına süpürülen çirkinliği, 9 şiddetinde bir deprem masayı yıkınca ortaya çıkıyor. Kütahya ve Dilovası örneklerinde Türkiye’nin farkı, kalkınmakta olan ülkemizin yüce sanayiinin her ne pahasına olursa olsun korunması işinin kaş göz yara yara yapılması.

‘Kalkınmış’ Japonya’da dünya tarihinin en büyük ikinci nükleer felaketi, kâr hırsının risk ne denli büyük olursa olsun güvenlik kaygısının önüne geçtiğini gösterirken, ‘kalkınmakta olan’ Türkiye’de çevre mühendislerinin uyarıları, halk sağlığı uzmanlarının bilimsel belirlemeleri, endüstriyi acıya garkediyor. Bir işletme odaya dava açmakta, bir belediye başkanı bir akademisyeni, halk sağlığı uzmanını bir savcıya şikâyet etmekte beis görmüyor.

İzledikleri yöntemler farklı olsa da, TEPCO, Eti Gümüş, Dilovası sanayicileri, kalkınmanın kanlı basamaklarını elele çıkıyor.
—-
(1)  Maden-İş Sendikası’nın Eti Gümüş’ün özelleştirilmesi ile ilgili 2007 tarihli açıklaması için: http://bit.ly/iBpAsw
(2)  Dilovası’ndaki halk sağlığı sorunlarını, kasabadaki topumsal dinamik ile birlikte özetleyen iki güzel yazı:
Serkan Ocak, Dilovası’nda durum gayet ‘normal’, Radikal, 30 Ocak 2011: http://bit.ly/me5a7N
Serdar Dikkatli, Dilovası’ndaki Politik Yozlaşma Yerele Yayılmış, Birgün, 29 Mayıs 2011: http://bit.ly/j0ouBv
Prof. Onur Hamzaoğlu’na destek için: http://www.onurumuzusavunuyoruz.org

* bu yazı ilk olarak birdirbir dergisinin internet sitesinde (http://birdirbir.org/ )  yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.