Header Ads

Kadın Katliamları ve Erkekliğin Bunalımı...

- YAPRAK ZİHNİOĞLU -
Bilindiği gibi kadına yönelik şiddete karşı feminist mücadele bu topraklarda son çeyrek yüzyıldır sürüyor. Bu mücadelelerin sonucunda kadına yönelik şiddetin olağan, meşru bir zorbalık olmadığı ortaya çıktı. Bu konuda toplumsal farkındalık arttı, kadınlar artık uğradıkları şiddete karşı tutum almaya başladılar. Kadın, erkek eş tarafından şiddete uğradığında ve şiddet sürekli hale geldiğinde bu ilişkiden ayrılmak istiyor. Bu istek onun en temel insani hakkı. Ve boşanmaya, ayrılmaya kalkan kadın herkesin gözleri önünde eşi tarafından işkence edilerek öldürülüyor. Bu olgu yeni değil, eskiden “üçüncü sayfa haberi” olarak medya tarafından kadına yönelik şiddeti açık etmeden, “Anlaşmazlık ölüm getirdi” gibi başlıklarla topluma sunulurdu. Şimdi kadın kıyımı toplumsal bir görünürlük kazandı.

Kadınların erkek şiddetine karşı farkındalığının ve şiddete “hayır” deme cesaretinin artmasıyla birlikte kadın kıyımları da yükseldi. Erkekler şiddeti kabul etmeyen kadınları hain tuzaklarla öldürüyorlar. Şiddet ve ölüm sarmalındaki kadınlar büyük bir ölüm-kalım savaşı veriyor.

Karısını döverek öldürüp sonra hastanede ve adli tıpta “merdivenden düştü, öldü” yalanını kabul ettirdiği, binlerce kadın katilinin bugünlere kadar adli takibe bile uğramadan elini kolunu sallayarak serbest gezdiği ve yeniden evlendiği bir ülkede yaşıyoruz. Kadın hareketinin mücadelesiyle kadın cinayetlerine karşı hukuk alanında cezaların artırılması yönünde bir eğilim doğdu ve “Nasılsa birkaç yıl yatar, çıkarım,” diye düşünerek kendisine itaat etmeyen karısını öldüren erkeklerin bu araçları elinden alındı. Eskiden, “tahrik indirimi”ne sığınan ve “Beni aldatıyordu, öldürdüm,” yalanıyla ceza indiriminden yararlanan erkekler devletin ve hukukun korumasının dışına atılmış oldu.

Günümüzde erkekliğin feminist devrim öncesindeki biçiminin sürmesi için erkekler kendilerini öldürmekten kaçınmaz hale geldiler. Bu özkıyımlar topluma ve erkeklere verilmiş ikili bir mesaj. Birincisi: “Ben başkaldıran, hayır diyen, bana itaat etmeyen, benden ayrılmaya kalkan kadınla yaşayamam. Onu bu nedenle öldürebilirim.” İkincisi: “Bu nedenle ölmeyi göze alırım.”

Böylece kadın katliamını toplumsal olarak haklılaştırarak, erkekler için “yapılması gereken” bir davranış olduğu mesajını iletirken aslında bizlere erkekliğin bunalımını ve bugün içinde bulunduğu çaresizliği gösteriyorlar. Hâkimiyetini kaybetmeye başlayan erkekliğin bunalımı toplumdaki muhafazakârlığa da bir mesaj. Zira muhafazakârlığın doğası ve temel yönelimi kadınların toplumsal denetiminin ve “itaatinin” sağlanmasıdır. AKP iktidarı, bir yandan muhafazakâr erkeklerle ittifak halinde bugün erkek şiddetinin en temel ilişki biçimi olduğu aileyi korumak ve kollamak siyasetini güdüyor, öte yandan kadınların taleplerine yanıt vermeye siyaseten zorlanıyor. Bu iflas etmiş aile biçiminin korunması ve kollanması kadın cinayetlerine yol vermektir. AKP ailede eşitliğin sağlanması, egemenliğin ve iktidarın erkeklerden alınması ve demokratik paylaşım gibi yeni siyasetleri benimseyeceğine, erkekliğe karşı tek bir kelime etmeden ve böylece var olan erkekliği doğal ve meşru kabul ederek yoluna devam ediyor. Bu durumda şiddete karşı bileklikli koruma ve haber sistemi vb. gibi teknik önlemler ise; göstermelik olmaktan ileri gidemiyor.

Üstüne üstlük Başbakan bu ataerkil ailelerde kadınları daha fazla yük altına sokmak, daha fazla bağımlılaştırmak, dolayısıyla daha fazla erkek şiddetine maruz bırakmak anlamına geldiğini hesaba katmadan büyük bir rahatlıkla nüfus siyaseti güdüyor ve kadınlara “üç çocuk doğurun!” fetvasını veriyor. Fetullah Gülen’in kadına yönelik şiddete karşı bulduğu çözüm ise iyice traji-komik! Efendim, 'kadınlar karate öğrenip şiddet uygulayan eşlerine karşı kendilerini korumalı' imişler! Erkeklere tek laf yok, iş yine kadınlara düşüyor…

Kadın kıyımının gözle görünür hale gelmesiyle birlikte bu toplumun “erkeklik” değerlerini sorgulama zamanı geldi. Bu kıyımın mağduru kadınlar yaşamlarını kaybederek, çok ağır bedel ödeyerek toplumda erkek üstünlüğünün, erkek egemenliğinin sorgulanması yolunu açıyorlar önümüze. Erkeklik ve erkek olma toplumsal biçimlerinin, algılarının ve toplumsal kabullerinin bugünden tezi yok değiştirilmesi, büyük ve toplu bir toplumsal eleştiriye tabi tutulması gerekiyor. Bundan sonra kadınlar konuşmalı, taleplerini dile getirmeli, kadınları yönetimler dinlemeli ve bu sese kulak vermelidir. Demokrat, liberal, solcu, sosyalist erkeklere ise bu konuda daha fazla iş düşüyor.

* ilk olarak sesonline.net adresinde yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.