Yoksulluğa Dair
![]() |
- ELA ATAÇ ve OĞUZ IŞIK - |
2008 hanehalkı bütçe anketi veri seti, 8549 hane ve bu hanelerde yaşayan 33,287 kişiyle gelir, gelirin kaynakları, tüketim kalıpları ve bu kişilerin sosyo-ekonomik özellikleri üzerine ayrıntılı anket sonuçlarını içeriyor. Sonuçlar Türkiye bütününü temsil ediyor ama yerleşim bazında değil sadece kır-kent esasında bir ayrım yapılabiliyor. Yoksulluğa dair son 10 yılda yapılmış birçok araştırma sayesinde genişleyen bilgi dağarcığımızı bu anket sonuçlarından giderek tazeleyelim.
* Mutlak yoksulluğun ölçüsü olarak kabul edilen, kişi başına 1 dolardan az kazananların oranı Türkiye’de yüzde 0,5. Kişi başına 2 dolar kazancı ölçü aldığımızda bu oran, yüzde 2,8’e çıkıyor. Türkiye’deki esas sorunun mutlak yoksulluk değil de, gelirin paylaşımı ile ilişkilendirilebilecek göreli yoksulluk olduğu zaten biliniyordu.
* Göreli yoksulluğu ölçebilmek için de bir yoksulluk çizgisi belirlemek, bu sınırın altında kalanların oranına bakmak gerekiyor. Yoksulluk çizgisini medyan gelirin yarısı olarak belirlediğimizde, Türkiye’de 2008’de yoksul hanelerin oranı yüzde 15,3’ü buluyor.
* Bu oranlar kır ve kent arasında ciddi farklar gösteriyor. Kentte yüzde 9,9 olan göreli yoksulluk oranı, kırda yüzde 27,9’a çıkıyor. Kırdaki yoksulluk oranları hiçbir şekilde küçümsenecek, görmezden gelinecek oranlar değil.
Yoksulluk ve eğitim
* Gelir dağılımındaki eşitsizliğin ölçüsü olarak kabul edilen Gini katsayısı, 2008’de 0,38. Diğer verilerin aksine bu oran kır ve kent arasında belirgin bir farklılık göstermiyor. 0,38’lik Gini katsayısı, Türkiye’yi gelir eşitsizliğinde orta, orta-üst diyebileceğimiz bir noktaya koyuyor. Yüksek düzeyde eşitsizliği ile bilinen Brezilya’da 0,580, Arjantin’de 0,528 olan Gini katsayısı, Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde bizden daha düşük. Gelir eşitsizliğinde Avrupa’da sadece eski Doğu bloku ülkeleri yaklaşabiliyor bize (Litvanya 0,358, Moldova 0, 378).
* Gelir dağılımı konusunda fikir verebilecek bir diğer gösterge de toplam gelirin yüzde 10’luk dilimlerde nasıl paylaşıldığı. Hanelerin yıllık gelirlerini küçükten büyüğe sıraladığımızda, en üstte yer alan yüzde 10’luk dilim, toplam gelirin yaklaşık yüzde 30’unu alırken, en alttaki yüzde 10 gelirin sadece yüzde 2’siyle yetinmek durumunda kalıyor. Bu iki grubun ortalama gelirleri arasında da 13 katı aşan bir fark var. Bu konuda da bize rakip olabilecek ülkeler arasında eşitsizlik deyince ilk akla gelen ülkeler Brezilya 43-1,1, Arjantin 37,3-1,2.
* Eğitimle yoksulluk arasında çok net bir doğrudan ilişki olduğunu, eğitim düzeyi arttıkça yoksulluk riskinin bariz bir şekilde azaldığını önceki çalışmalardan biliyoruz. Son dönemlerde diplomalı işsiz sayısında artış olsa da 2008 hanehalkı bütçe verileri, eğitimsizlerin toplumun üst katlarına çıkmakta zorlandıklarını, alt katlarda yaşamak zorunda kaldıklarını doğruluyor. Tüm hane reisleri arasında okuma yazma bilmeyenler de dahil olmak üzere bir eğitim kurumuna devam etmemiş olanların oranı yüzde 11,8 iken, göreli yoksul olarak tanımladığımız kesim içinde bu oran yüzde 32,5. Yani yoksul hanelerdeki hane reislerinin yaklaşık üçte biri, hiçbir eğitim kurumuna devam etmemiş.
* En üstte yer alan yüzde 10’luk kesimde bu resim tümüyle değişiyor: En zengin yüzde 10’luk dilimde yer alan hane reislerinin yüzde 40,5’i üniversite mezunu. Herhangi bir eğitim kurumuna devam etmemiş olanlar ise sadece yüzde 2,5. Son yıllarda artan diplomalı işsizlikten dolayı eğitim ve refah düzeyi arasındaki doğrudan ilişki bir ölçüde aşınmış olsa da, üst katlarda iyi manzaralı, güneş gören bir daire istiyorsanız üniversite mezunu olmak yeterli değilse de gerekli gibi görünüyor.
* Eğitim düzeyiyle yoksulluk arasında kurulabilecek bu net ilişki istihdama geldiğimizde karmaşık bir hal alıyor. Görünen o ki, üniversite diploması yoksullar arasına katılmanızı büyük ölçüde önlüyor ama bir iş sahibi olmak, yoksul olmayacağınızın garantisi değil kesinlikle. Tam tersine yoksul hane reisleri arasında çalışanların oranı, toplumun geri kalanından farklı değil (yüzde 62’ye 68).
* Kentli yoksul hane reislerinin yüzde 30’unun düzenli bir işi var. Yüzde 16’sı geçici ya da sözleşmesiz işlerde, yüzde 10’u da kendi hesabına çalışıyor. Kırdaki durum ise kente göre daha vahim. Kırdaki yoksulların yaklaşık yüzde 44’ünün kendi toprağı var. Toprağı olup da yoksul konumunda bulunanların ortalama toprak büyüklüğü de 9,5 dönüm. Bu da, kentte bir işte çalışmanın ya da kırda toprak sahibi olmanın yoksulluktan korumadığını gösteriyor.
2008 TUİK bütçe anketinden giderek yoksulluk üzerine hızlı bir durum tespiti yapmayı amaçladığımız bu yazıda vardığımız bulguları hızlıca tekrar edelim. Toplam nüfusun yaklaşık üçte birinin yaşadığı kırsal kesimde, ülkedeki tüm yoksulların yarısından fazlası yaşıyor. Görünen o ki, küçük toprak mülkiyetine dayalı tarımsal yapı artık insanca bir yaşamı garantilemiyor. Bu, kırda yaşanan ancak gözden ırak olduğu için muhtemelen sadece sosyal bilimlerin değil mevcut politika önerilerinin de görmezden geldiği büyük ölçekli sorunların bir habercisi olarak kabul edilmeli. Kentte de durum hiç iç açıcı değil, eğitimli olmak bir ölçüde yoksulluktan korurken, bir işte çalışıyor olmak yoksulluğu haneden uzak tutmaya yetmiyor.
OĞUZ IŞIK: ODTÜ
ELA ATAÇ: Gazi Üni.
ilk olarak Radikal'de yayımlanmıştır.
YORUM YAZIN