Header Ads

2013 Yılında 869, 2014 Yılının İlk Beş Ayında 384 Kişi İşkence Gördü


ETHA

TİHV ve İHD'in "İşkence Görenlerle Dayanışma Günü" dolayısıyla hazırladığı rapora göre, 2013 yılında 869 kişi, 2014 yılının ilk beş ayında ise 384 kişi işkence gördü, 3 şüpheli ölüm gerçekleşti. Raporda, işkencenin sokağa taştığına dikkat çekilirken, işkencenin temelinde devletin uyguladığı cezasızlık politikasının yattığı belirtildi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla İHD İstanbul Şube binasında açıklama yaptı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 26 Haziran 1987 yılında "İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme"yi kabul etmiş ve 1997 yılında da 26 Haziran'ı "İşkence görenlerle dayanışma günü" ilan etmişti.

Türkiye, gerek 12 Eylül darbesi sırasında ve sonrasında gerekse de Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş nedeniyle adı işkenceyle anılır bir ülke olmuştu. TİHV ve İHD, Türkiye'de işkencenin bir devlet geleneği olduğunu, bir çok dava örneğinde ispatlamış ve Türkiye'nin işkence suçundan cezalandırılması konusunda önemli bir mücadele yürütmüştü.

"İşkence görenlerle dayanışma günü" dolayısıyla yapılan toplantıda TİHV adına konuşan Şebnem Korur Fincancı, yürütülen mücadelelerin bir sonucu olarak Türkiye'de falaka, elektrik gibi eski yöntemlerle işkence yapılmadığını ancak işkencenin sokaklara taşındığını belirtti. Gezi direnişi başta olmak üzere birçok gösteriye yapılan müdahaleler nedeniyle 15 kişinin gözünü kaybettiğini hatırlatan Fincancı, "Bize gelen başvurularda gördüklerimize mi inanacağız, siyasi idarenin açıklamalarına mı inanacağız" dedi.

"Elimizde deliller var, gözlerden plastik mermi parçaları çıkarıyoruz" diyen Şebnem Korur Fincancı, ekledi: "İşkencenin cezasız kaldığı bir ülkede yaşıyoruz."

2000 yılında açılan F Tipleri'nin etkilerini tahliye olanlar üzerinde daha net olarak gördüklerini söyleyen Şebnem Korur Fincancı, "İnsanlar görme ve işitme duyularını kaybediyor. F tiplerindeki izolasyon ve tecrit nedeniyle uyarı eksikliği sorunları yaşanıyor. İnsanlar her geçen gün organlarının işlevlerini yitirdiğine tanık oluyor. Bundan daha büyük işkence var mıdır" diye sordu.

2013 yılında TİHV'e 869 kişinin başvuru yaptığını, 2014'ün ilk yarısında sayının 384'e ulaştığını söyleyen Fincancı, işkence görenlere ve onlara destek hizmet verenlerle dayanışma çağrısı yaptı.

İHD İstanbul Şube Başkanı Abdulbaki Boğa da işkencenin sona ermediğini, değiştirilen enstrümanlarla kapsama alanının genişletildiğini söyledi ve ekledi: "İşkence artık sokaklara taşmıştır. Sadece Gezi sürecinde 5000'den fazla insan işkenceye maruz kalmıştır."

İŞKENCEYE CEZASIZLIK DEVLET POLİTİKASI
Konuşmaların ardından TİHV ve İHD tarafından hazırlanan ortak rapor sunuldu. "Türkiye İşkenceye Karşı Sözleşme'yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa'da ve Ceza Kanunu'nda işkenceyi yasaklamıştır. Buna rağmen işkence, hâlâ kamu görevlileri tarafından sistematik bir uygulama olarak varlığını sürdürüyor" denilen raporda, şu ifadeler yer aldı: "Son yılların ayırt edici özelliği fiziksel işkence yöntemlerine daha çok sokakta, polis araçlarında, toplantı ve gösterilere müdahale sırasında yani 'resmi gözaltı' yerleri dışında başvurulmasıdır. Özellikle güvenlik güçlerinin toplantı ve gösterilere biber gazı, basınçlı su ve plastik mermi kullanarak vahşi müdahalesi, yakalama ve gözaltı işlemleri sırasında başvurdukları linç düzeyinde kaba dayak uygulamaları işkence kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır."

Raporda dikkat çeken satır başları şöyle:

-Orantısızlığın çok ötesinde kayıt dışı ve linççi nitelikteki bir polis şiddeti söz konusu. Polisin adli işlem yapma amacı dışında sırf cezalandırmak ve intikam almak amacıyla başvurduğu bu şiddet, yetkililerin iddia ettiği gibi PVSK kapsamında başvurulan zor kullanma yetkisiyle açıklanamaz. Aksine işkence yasağı ihlalidir.

-Polis şiddetinin bir başka yönü toplantı ve gösterilere müdahaleler sırasında son derece kontrolsüz ve yoğun biçimde kimyasal gaz kullanılmasıdır. Türkiye'de toplumsal olaylara müdahalede sıklıkla başvurulan göz yaşartıcı kimyasalların kullanımına dair herhangi bir yasal düzenleme yoktur. Bugüne kadar gazın keyfi kullanımı nedeniyle yaptırım uygulanmış hiçbir kamu görevlisi veya kolluk amiri yoktur.

-Son dönemlerde öne çıkan bir başka uygulama gözaltında ya da cezaevinde zor kullanılarak ve kişinin rızası olmadan "savcılık talimatıyla" kan ve tükürük örnekleri alınması ile çıplak arama dayatmalarıdır. AİHS'e, AİHM içtihatlarına, tıbbi etik kurallarına ve iç hukuk metinlerine rağmen başvurulan bu tür uygulamalar işkence yasağının açıkça ihlalidir.

-Yine son dönemlerde cezaevlerinde gerçekleştirilen, bilhassa da çocuk mahpuslara yönelik işkence ve kötü muamele, tecavüz uygulamalarında da belirgin bir artış görülmektedir. Her şeyden önce cezaevlerinin genel koşulları (barınma, havalandırma, hijyen, sağlık, iletişim, vb koşullar) ve cezaevleri kapasitesinin yüzde yüz doluluk oranına yaklaşması nedeniyle ortaya çıkan mekansal sıkışıklık tüm tutuklu ve hükümlüler üzerinde toplu işkence etkisi yaratmaktadır. Bununla birlikte özelikle cezaevine giriş sırasında yapılan çıplak aramalar, süngerli oda uygulamaları ve kamerasız kör bölgelerde gerçekleştirilen şiddet, cezaevlerindeki arama ve denetimlerde, avukat ve aile görüşmesine gidiş ve gelişlerde, hastane sevkleri ya da mahkemelere götürülüp getirilirken uygulanan şiddet ve tabi ki izolasyon cezaevlerinde öne çıkan işkence ve kötü muamele uygulamaları olmaktadır.

-Cezaevlerinde ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu başlı başına bir işkence uygulaması haline gelmiştir. Askeri ceza ve disiplin evleri de yoğun işkence ve kötü muamele iddialarına karşın hala her türlü denetimden uzaktır.

-İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Bu kültürün güçlenmesinde ve yaygınlaşmasında birincil etken siyasal otoritelerin zihniyet ve yaklaşımları, başka bir deyişle cezasızlığın bir devlet politikası olmasıdır.

-2013 yılında TİHV Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezlerine işkence gördüğü gerekçesiyle 869 kişi başvuru yaparken bunlardan 537'si aynı yıl içinde işkence gördüğünü belirtmiştir. 2014 yılının ilk beş ayında ise 384 kişi işkence gördüğü gerekçesiyle başvuru yaparken, bunlardan 143'ü 2014 yılı içinde işkence gördüğünü belirtmiştir.

-2014 yılının ilk 5 ayında gözaltında 3 şüpheli ölüm gerçekleşmiştir.

-TİHV ve İHD Dokümantasyon Merkezlerinin verilerine göre, 2013 yılında gözaltında, cezaevlerinde veya toplantı ve gösteri özgürlüğünün kullanımı esnasında kolluk kuvvetlerinin şiddetine maruz kalan kişi sayısı 5848'dir. 2014 yılının ilk 5 ayı itibariyle bu sayı 1120'dir.

-Asker Hakları web sitesinin 2012-2013 dönemi raporuna göre söz konusu dönemde siteye şikâyette bulunan toplam 653 kişinin yarısı (yaklaşık 326 kişi) dayak, hakaret ve tehdit içerikli işkence ve kötü muamele kapsamında şikâyette bulunmuştur.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.