Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (3 Temmuz 2013)


İngiltere Basını
Guardian gazetesinde küresel çaptaki son gösterileri ele alan bir analiz dikkat çekiyor.

Guardian yazarı Seumas Milne, yazısında Mısır, Brezilya ve Türkiye’deki son gösterileri ele alıyor ve göstericilerin tabana yayılı bir şekilde örgütlenmelerini yaratmamaları durumunda göstericilerin sonuçsuz kalma riski bulunduğunu iddia ediyor.

Milne yazısında Mısır, Brezilya ve Mısır’daki protestoların benzer yanlarını ortaya koymaya çalışmış.

'Brezilya, Mısır ve Türkiye'deki gösteriler nasıl değişim yaratabilir?'
Yazara göre gösterilerde farklı politik grupların ve taleplerin bulunması, genel ve kapsamlı bir örgütlenmenin var olmaması, sosyal medya ve anlık kurulan ağların eylemlerin örgütlenmesinde büyük rolünün olması, eylemlerde orta sınıfların önemli bir yerinin bulunması gibi ortak özellikler bulunuyor.

Bugünkü eylemleri tarihteki benzer eylemlerle karşılaştıran Milne, göstericilerin tarihten çok önemli dersler çıkarması gerektiğini özetle şöyle söylüyor: “Demokratik bahar sözü veren ve orta sınıf mensubu reformcuların liderlik ettiği 1848 devrimleri neredeyse bir yıl içinde yıkıldı. 1968 Mayısındaki fırtınalı Paris ayaklanmasını Fransız sağının seçim zaferi izledi. 1989’da Doğu Berlin’de demokratik sosyalizm için yürüyenlerin eylemi kitlesel özelleştirmeler ve işsizlikle sonuçlandı. Geçen on yılın Batı sponsorluğundaki renkli devrimleri, göstericileri iktidarı oligarklara ve elitlere devretmek için kullandı. İspanya’daki Öfkeliler hareketi sağın dönüşünü ve daha derin kesintilerin içine dalınmasını engelleme karşısında güçsüzdü.”

Milne bütün bu örneklerden sonra neoliberalizm çağındaki dünyada bugünkü gibi protestoların bazı değişiklilere neden olabileceğini, hatta hükümetleri indirebileceğini ancak tabana yayılmış şekilde örgütlü olmamaları ve net politik gündemlere sahip olmamaları durumunda sistem değişikliğinin elit grupların merhametine kalacağını belirtiyor.

'Mursi Erdoğan'ı takip etmişti'
Financial Times’ta David Gardner imzasıyla yayınlanan Mısır analizinde ise Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin iktidara geldikten sonraki uygulamalarının Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uygulamalarıyla benzerliğine dikkat çekiliyor.

Gardner şöyle yazıyor: “Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki neo-İslamcı partisi, Atatürk’ün cumhuriyetinin belirleyici kurumu ordunun politik gücünü ortadan kaldırdı ama imtiyazlarını kaldırmadı. Ama generallerin yokluğu onların arkasına saklanan laik politikacıların güçsüzlüğünü ortaya çıkardı. Son büyük protestolar bu kurumsal zayıflığa ve Erdoğan’ın otoriterliğine bir cevaptı. Müslüman Kardeşler’in ilk tercihi bile olmayan Mursi, bir yıl önce seçimleri kazanmasından sonra Türk senaryosunu takip etmiş gibi görünüyor. Seçimleri kazandıktan Mursi, Mübarek’in devrilmesinden beri ülkeyi yöneten beş generalin görevine son verdi. Ama, geniş imtiyazları, sonbaharda buldozerle üzerinden geçilen İslami tınılı Anayasa’ya iliştirilmiş yeni generallerle bir ittifak sağlamlaştırıldı.”

Gardner, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin yıllardır Arap dünyasındaki ‘despotları’ desteklediğini ve ABD’nin Mısır ordusuna uzun yıllardır mali yardımda bulunduğunu belirttikten sonra problemi yaratanların bugünkü problemin çözümü olamayacağını, Mısır’ın üniformalı yöneticilere değil gerçek demokratlara ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Cockburn: Şam kendine daha güvenli
Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu uzmanı muhabiri Patrick Cockburn Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mekdad’la bir söyleşi gerçekleştirmiş.

Mekdad, ABD’nin silahlandırdığı isyancılar üzerinde hiçbir kontrolünün bulunmadığını, isyancıların ABD’yi dinlemeyeceklerini belirtmiş.

Sömürgeci bir anlayışla hareket ettiğini söylediği İngiltere’nin Suriye politikasını da eleştiren Mekdad, “Eğer Cameron ve Hague isyancılara verilecek silahların Esad’ı gitmek zorunda bırakacağını düşünüyorlarsa aptaldırlar” yorumunda bulunmuş.

Cockburn Şam’da görüştüğü Mekdad’ın altı ay önceki haline kıyasla çok daha kendine güvenli ve rahat göründüğünü, bunun da muhtemelen Suriye hükümetinin krizin en kötü aşamasını atlattığına olan inancın yansıması olduğunu yazıyor.

Cockburn’ün Suriye’de savaşan İranlı askeri bulunup bulunmadığıyla ilgili sorusuna Mekdad, “Hayır” cevabını vermiş, ülkede savaşan tek bir İran askerinin bulunmadığını belirtmiş ve İran’ın kendilerine ekonomik açıdan yardım ettiklerini söyleyerek şöyle demiş: “Bize yiyecek, petrol ve finansal destek sağlıyorlar.”

Cockburn, Şam’ın bugün kendine daha güvenli bir hissiyat içinde olmasının bir nedenini de bölgede yönetimi en sert şekilde eleştiren ülkelerden ikisinin, Mısır ve Türkiye’nin, kendi halklarının protesto dalgalarıyla meşgul durumda olmalarına bağlıyor.

Almanya Basını
Mısır’da Devlet Başkanı Mursi‘nin, ordunun 48 saatlik ültimatomunu reddetmesinin ardından ülkede gerilim giderek artıyor. Lüneburg kentinde çıkan Landeszeitung Mısır’daki son gelişmelere ilişkin şu yorumu sunuyor:

„Devrim, kendinden yarar sağlayanları ezip geçiyor. Devlet Başkanı Mursi’nin, Mübarek’in firavun edasıyla kullandığı gücü devralma girişimi ve Nil kıyılarında şeriatın önünü açmaya kalkışması, Mısır’daki devrimin ikinci dalgasının yükselmesine neden olabilir. Ve bu dalga, seçimlerde kendileri kadar dinci olmayan ama rejime karşı sokağa dökülen gençlerin ve Mübarek’e karşı olan kadınların oylarını alan Müslüman Kardeşler’i de önüne katıp silebilir. Mısır’da kanlı bir iç savaş tehlikesi artıyor. Mısırlılar için en iyi çözüm, Müslüman Kardeşler ile muhalefetin bir şekilde uzlaşması olacaktır. Ordunun yönetime el koyması ya da iç savaş, ülkede tam bir karmaşaya neden olacaktır.“

Heilbronner Stimme gazetesinin aynı konudaki yorumu da şöyle:

„İktidar kavgasının kanlı bir kaosa dönmesi istenmiyorsa, tek yol ulusal bir diyalogtur. Aslında koşullar da pek kötü değil, zira Mısırlıların en büyük isteği huzur ve düzen. Siyasi ihtiraslarını geri plana atmışa benzeyen ordu da, düzenleyici güç olarak diyalog ortamının oluşmasını sağlayabilir. İslamcılar ve liberaller, devrimin omuz omuza verdikleri ilk dönemindeki ruha geri dönebilirlerse, bir şekilde uzlaşabilirler. Ama burada iki tarafın da, katı ve ödün vermez çizgisinden vazgeçmesi gerek.“

Sızdırdığı bilgilerle Washington yönetimini zor durumda bırakan ABD’li eski istihbaratçı Edward Snowden, siyasi mülteci sıfatıyla Rusya’ya sığınma başvurusu yaptı. Der Tagesspiegel gazetesinin gelişmelerle ile ilgili yorumu şöyle:

„Avrupa liderlerinin „Evet biz de biliyorduk, ama fazla kurcalamadık, zira bizim istihbarat servislerimiz de aynı oyunun içinde“ şeklinde itirafta bulunması yeterli olmaz. Hayır, aynı zamanda Putin rejiminin, bu aydınlatma kahramanına karşı takındığı yakışık almayan tavrı sona erdirecek adımı atmalılar ve Snowden’e çoktan hak ettiği siyasi iltica hakkını tanımalılar. Doğru, bu adım Obama’yı ve istihbarat kurumlarını kızdırabilir. Ama bu doğru sinyal olacaktır. Ancak Snowden'in yaptıklarını takdir edenler, samimi bir şekilde dünyadaki siber orduların etkisizleştirilmesini ve denetime tabi kılınmasını talep edebilir. Konuyla ilgili müzakereler yarın bile başlayabilir.“

Berlin’de bugün Başbakan Angela Merkel’in evsahipliğinde, AB genelinde gençler arasındaki işsizlikle mücadele amaçlı bir zirve yapılacak, zirveye Avrupa‘nın birçok önde gelen siyasetçisi de iştirak ediyor. Die Welt gazetesinin AB’deki gençlerin işsizliği hakkındaki yorumu da şöyle:

„Kayıp Kuşak“ artık sadece kıtanın güneyindeki kriz ülkelerine has bir tanımlama olmaktan çıktı. AB genelinde gençlerin neredeyse dörtte biri işsiz. Şimdi Berlin’de konuyla ilgili bir zirvenin düzenlenmesi önemli bir adım. Zira Almanlar böylece, kriz ülkelerine yönelik eleştiriler ne kadar haklı olursa olsun, bu ülkelerdeki gençlerin içler acısı durumuna karşı empati gösteriyor. İstatistiklarin arkasında hep kişisel alınyazıları, yıkılmış umutlar ve depresyona girmiş aileler var. Biz Almanlara merhametsiz bir reform robotundan ibaret olmadığımızı göstermek, insanların acısını paylaşmak ve çözüm önerileri getirmek yakışacaktır.“

Fransa Basını
Fransız bölgesel gazetesi La Nouvelle Republique du Centre Quest, Mısır’daki duruma ilişkin yorumunda şu ifadelere yer veriyor:

“İslam dünyasının diğer başkentlerinde olduğu gibi Mısır’da da tarih hızla yazılıyor. Ancak Mısır’daki gelişmelerin temposu baş döndürücü! Bunda ülkenin bütünlüğü adı altında özgürlükler kurban edilerek boşa çıkarılan bir devrim sürecinde yaşanan hayal kırıklığının büyük payı var. Demokratik yoldan seçilen Hürriyet ve Adalet Parti'sinden Devlet Başkanı halkını aldattı ve insanları eskisinden daha ağır bir sefalete sürükledi. Peki, Batılı ülkeler bundan sevinç mi duymalı? Batılı ülkeler, bencilce düşündüklerinden dolayı ülkedeki mevcut durumu ve istikrarı, ticari ilişkiler açısından hayırlı olmayan maceracı girişimlere tercih ediyor. Ordunun verdiği ültimatom, yani Muhammed Mursi’nin iktidardan gönderilmesinin ilk aşaması ise ülkede seçimlerin yenilenmesini istemekle yetinen askerlerin bu vaatlerine rağmen başarısız kalan bir devlet başkanından daha az endişe verici değil!”    

Fransız Le Monde ABD'din dinleme faaliyetlerini odağına almış:

“Obama hükümetinin artık gerçekleri lafı gevelemeden söyleme zamanı gelmiştir. Sadece kendi vatandaşlarına değil, müttefiklerine de. Avrupalılar özel verilerin korunması konusunda Amerikan vatandaşlarından daha titiz. O nedenle aslında korunmayı bekledikleri bir ülkenin gizli servislerinin saldırısına uğramaları konusunda son derece duyarlılar. ABD, 11 Eylül 2001’den sonra güvenlik politikalarını genişletmeye karar verdi. Ancak bu politikaların bugün tamamen denetimsiz ve ülkenin temel değerlerine karşı gelişmiş olduğu gibi bir izlenim var. Bunları ifşa eden Edward Snowden'ı bazıları hain olarak görürken, kimileri de uygulanan politikalardaki bu taşkınlıkların hangi boyutlara ulaştığını ortaya çıkaran Snowden'ın ülkesine büyük bir hizmette bulunduğu görüşünü savunuyor.”

İspanya Basını
Sol liberal İspanyol gazetesi El Pais ise ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun AB ülkelerindeki internet ve telefon konuşmalarını gizlice dinlediği yönündeki iddialara ilişkin kaleme aldığı yorumunda, “ABD’nin durumu aydınlatması için Avrupa’nın daha kararlı talepte bulunması gerekir” ifadelerine yer vermiş:

“Gizli servislerin casusluk ve karşı casusluk faaliyetleri olağandışı bir şey değil. Zaten mevcudiyetlerini bu faaliyetlere borçlular. Amerikan gizli servislerinin Avrupa’daki dijital casusluk faaliyetlerine Almanya Başbakanı Angela Merkel liderliğindeki hükümetin, AB Komisyonu’ndan daha enerjik bir biçimde protestoda bulunmuş olması pek şaşırtmıyor. Zira Almanya’da yakında seçimler yapılacak. ABD Başkanı Barack Obama dile getirilen suçlamaların üzerine gitme ve bunları aydınlatma sözü verdi. Öte yandan Obama, tutuklu kampı Guantamo’yu da kapatacağını vaat etmiş ama bu vaadini bir türlü gerçekleştirememişti. İnternetteki casusluk imkânlarına bakıldığında şu soru da akla geliyor: Gizli servislerin organize suçlarla hiçbir ilgisi olmayan masum vatandaşları izlemeye gelecekte de devam etmelerine izin verilmeli midir? Avrupa’nın şimdiye kadar olduğundan daha kararlı bir biçimde ABD’den bu olup biteni aydınlatmasını talep etmesi gerekir.”

İsviçre Basını
İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung da Mısır’daki gelişmeleri “İktidar gücünün yozlaştırıcı etkisi” başlıklı yorumunda irdeliyor:

“Mısır’ın bu zor zamanında bazıları teknokratlar hükümetinin hayalini kuruyor. Bununla siyasilerin, ideolojiler ve özel çıkarlar ötesinde durumun gerektirdiği gibi gerçekçi bir biçimde ülkeyi yönetmeleri ümidi dile getiriliyor. Ancak bunun da pek gerçekçi bir yaklaşım olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca yüksek mühendislik eğitimi görmüş ve yıllarca Amerikan üniversitelerinde hocalık yapmış olan Mursi, ‘teknokrat’ olarak görev yapmaya aslında en uygun kişi değil mi? Belki de iktidar gücünün politikacıları yozlaştırıcı etkisi küçümsenmemeli. Mursi, iktidar koltuğuna oturur oturmaz tüm verdiği sözleri, şayet gerçekten samimi idiyse, birdenbire unutuverdi. Ancak kaderin bir cilvesi olarak Mursi iktidar koltuğuna sıkı sıkıya sarıldıkça, o gücü kaybetmesi o kadar hızlı olacak gibi görünüyor.”

(bbc türkçe/dw türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.