Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (4 Haziran 2013): Gündem Türkiye



İngiltere Basını
Times yazarı Roger Boyes, "Sakin olun, Türkiye çökmüyor" başlıklı yazısında, "Ama Batı, ülkesi Batı için yaşamsal önemde bir demokratik müttefik olarak kalacaksa Erdoğan'dan daha fazlasını talep etmeli" diyor:

"Farklı grupları bir araya getiren Jön Türkler ittifakının sultanlarına karşı ayaklanmasının üzerinden 100 yıldan fazla geçti. Ama ayaklanma hala siyasi söyleme renk katıyor ve değişim umutlarını artırıyor. Şimdi Türkler ağaçların kesilmesini önlemek için tekrar sokağa çıktılar. Ama asılda modern sultan Erdoğan'a karşı öfkeliler."

‘Erdoğan, devlet adamı gibi hareket etmeli’
Financial Times gazetesi, başyazısında Başbakan Erdoğan için "Kurban gibi davranmayı bırakıp devlet adamı gibi hareket etmeli" diyor.

Yazının bir bölümünde şu ifadeler yer alıyor:

"Türk ekonomisini modernleştirmesi, orduyu dizginlemesi, bir Müslüman demokrasisi siyasetine öncülük etmesi, Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlaması ve şimdi de Kürtlerle barış sürecine girmesi gibi olağanüstü başarıları var."

"Ama, Taksim Meydanı ve artık kendilerine emirler yağdırılmasına göz yummayacak binlerce kişinin verdiği mesaja kulak asmazsa bu mirası tehlikeye girecek. Erdoğan 2023'te ne kadar Atatürk'ün cumhuriyetinin cumhurbaşkanı olmak isterse istesin, arkasında bıraktığı toplumun ve demokratik kurumların haliyle değerlendirilecek."

Aynı gazetede yazan, Balyoz Davası zanlısı emekli orgeneral Çetin Doğan'ın damadı, Harvard Üniversitesi'nden Prof. Dani Rodrik ise başyazıda başarı olarak nitelenen bu unsurlara başka bir açıdan bakıyor:

Yazar, ekonomiyle ilgili olarak söylenebilecek en iyi şeyin, hükümetin büyük hatalara düşmemesi olduğunu belirtiyor ancak büyümenin sürdürülemez seviyelerdeki dış borçlanmaya dayandığını, kamu projelerinde kayırmacılık yapıldığını asker üzerindeki sivil hakimiyetin, göstermelik davalar ve sahte delillerle sağlandığını, Kürt açılımının da BDP'nin anayasa değişikliğine onay vermesini sağlamak için yapıldığını yazıyor.

Dani Rodrik, Erdoğan'ın zayıflığından en karlı Gülen hareketinin çıkabileceğini belirtiyor.

Aynı gazetedeki bir başka analizde ise bu protestoların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü güçlendireceği belirtiliyor.

Yazıda, Erdoğan'ın göstericileri marjinal gruplar olarak nitelerken ve protestoların arkasında yabancı ülkelerin
olduğunu söylerken Gül'ün itidal çağrısı yaptığı ve protestocuların mesajının alındığını söylediği hatırlatılıyor.

Üç Yapısal Sorun
Guardian gazetesi için bir makale kaleme alan yazar Elif Şafak, üç yapısal sorunun gerilimi tırmandırdığını belirtiyor. Yazar Türkiye'nin sağlam bir muhalefet partisi olmadığını, insanların düşüncelerini be öfkelerini kanalize edecek bir mecra bulamadığını belirtiyor.

Elif Şafak şöyle diyor:

"Cumhuriyet Halk Partisi erirken hükümet daha fazla güç ve otorite kazandı. Liyakatın ve şeffaflığın olmaması nedeniyle insanların siyasi rejime inancı azaldığı. Alkol satışına getirilen sınırlama ve Ankara metrosunda öpüşen yolcuların uyarılması gibi son uygulamalar nedeniyle insanlar hükümetin yaşam tarzlarını değiştirmeye ve toplumu yeniden şekillendirmeye çalıştığından korktular."

"Üçüncü olarak Erdoğan hükümeti ordunun rolünü tamamen askeri meselelerle sınırlamasına ve bu anlamda demokrasinin ilerlemesine katkıda bulunmasına rağmen bu ifade ve basın özgürlüğünün korunması için yeterli olmadı. Yaptıkları yorumlar nedeniyle yazarlar, sanatçılar ulusa ve dini değerlere hakaretle suçlandılar."

Erdoğan şimdi protestoların verdiği mesajı dinlemeli
Guardian'ın başyazısında, Erdoğan'ın bu protestoların neden başladığına çok farklı yorumlar getirdiğin belirtilerek "Bu sorunun yanıtı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendine bakmalı." diyor.

Protestoların çok farklı gruplardan insanları bir araya getirdiğini belirten gazete ortak paydanın Erdoğan'ın birçok kişi tarafından özgürlüklerini genişleten değil, kendilerine müdahale eden bir lider olarak görülmeye başlaması olduğunu savunuyor.

Yazı şöyle devam ediyor:

"Demokrasi seçimlerden ibaret değildir ve Erdoğan'ın bir defasında söylediği gibi amaca ulaştıracak bir araç da değildir. Kendi başına bir amaçtır. Erdoğan şimdi protestoların verdiği mesajı dinlemeli. Şimdiye kadar bunu yapmış değil"

Almanya Basını
Türkiye'de günlerdir devam eden hükümet karşıtı protestolar, bugünkü Alman basınında öne çıkan ağırlıklı yorum konusu.

Frankfurter Rundschau gazetesinin eylemlere yönelik yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Arap Baharı şimdi de Türkiye’ye mi geldi? Hayır, bu o kadar kolay değil. Her ne kadar basın sık sık baskıya maruz kalsa da Kuzey Afrika’nın devrilen despotlarından farklı olarak Türkiye’de kendini ifade edebilen demokratik bir kamuoyu var. Yine de Tunus ve Mısır’daki protestolarla Türkiye’dekilerin ortak bir yanı var: Bu da, devletin baskısına, hükümetin kibirine ve devletin özel hayata müdahalesine karşı bir protesto olması. Alkollü içeceklerin tüketimine getirilen kısıtlamalar ya da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ahlak kurallarına uygun hareket edilmesi gerektiği yönünde 'tebaasına' yaptığı ihtar, sadece birkaç örnek.

Die Welt gazetesinin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

"Türkiye Arap komşularından farklı olarak ne bir askerî diktatörlük, ne de aile işletmesi. Ama Türk gençleri Erdoğan’ın onları yeni bir saltanat yönüne götürmesini istemiyor. Türkiye Orta Asya ve Kafkas kökenlerini daha çok hatırlamaya başladı ve Rusya yeniden güçlendiğinden ve Çin de geleceğin pazarı olduğundan bu yana Doğu seçeneğini giderek daha yoğun bir şekilde değerlendiriyor. AB üyeliği konusunda Avrupa'nın çekimserliğinin yarattığı hayalkırıklığı ve aşağılanmışlık duyguları da bunda rol oynuyor. Erdoğan bugün hem Atatürk gibi olmak, hem de anti-Atatürk olmak, ikisini birden olmak istiyor. Teknolojik açıdan Batı modernliği ile Şark İslamı'nın maneviyatının bileşimi, onun başarısının reçetesi. Peki Türkiye nereye gidiyor? Genç elitlerin protestosu tüm koordinatları değiştiriyor."

Berliner Zeitung, protestoların bir kitle hareketine dönüşmesini şöyle değerlendiriyor:

"Başbakanın siyasî gücü arttıkça kontrol ve denge sistemi kaybı başgösterdi. Geçen yıllarda birçok gazeteci terör suçlaması ile hapse atıldı ve iki hafta önce Ermeni kökenli bir Türk, Hz. Muhammed’e hakaret gerekçesi ile 13 ay hapis cezasına çarptırıldı. Rejimin otoriter bir şekilde sertleşmesi, dinin giderek artan etkisi ve Suriye iç savaşının sonuçlarına ilişkin korkuların birleşimi, birkaç ağacın kesilmesine yönelik protestonun nasıl bir kitle hareketine dönüştüğünü açıklıyor."

Weiden’da yayımlanan Der neue Tag gazetesi ise Türkiye'nin bir testten geçtiğini ve sonucun AB ile ilişkiler açısından belirleyici olacağını yazıyor:

"Ufak bir kıvılcım, büyük bir yangının çıkmasına yetti. İstanbul'da planlanan bir alışveriş merkezine karşı ufak çaplı bir protesto, tüm Türkiye’yi kapsayan bir halk ayaklanmasına dönüştü. Türk toplumu derin bir bölünmüşlük içinde. İstanbul, Ankara ve İzmir’deki protestolar, Türkiye’nin kendisiyle ilgili algısını ciddi ve önemli bir teste tabi tuttu. Ve AB'ye yakınlaşma olup olmayacağı ya da nasıl bir biçimde olacağını da bu belirleyecek."

Belçika'da yayımlanan De Standard gazetesi de yorumunda Başbakan Erdoğan'ın topluma kendi görüşünü empoze etmeye çalıştığı eleştirisini yöneltiyor:

“Türkiye'deki huzursuzlukları Arap Baharı'na benzetmek yanlış olur. Araplar diktatörlerinden kurtulmak için sokaklara dökülürken, Türkler demokrasilerini korumaya çalışıyorlar. Son on yılda izlediği ekonomik politikalarla güçlenen Tayyip Erdoğan, halkına İslam geleneğine dayanan kendi yaşam görüşünü zorla kabul ettirmede ne kadar ileri gidebileceğini sınadı. Şimdi özellikle de eğitimli kesim onu bunun için cezalandırıyor. Son on yıl içersinde Türk ekonomisi yüzde 300 oranında büyüdü ve Türklerin çoğu cüzdanları uğruna Erdoğan‘ın tuhaflıklarını sineye çekti. Görünen o ki onlar artık büyüyen ekonomiye rağmen boyun eğmek istemiyorlar.”

İsveç gazetesi Expressen'in yorumu şöyle:

“Arap Baharı sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Müslüman, modern bir ülkenin nasıl yönetileceği konusunda Türkiye'yi örnek gösteriyordu. Şimdi kendisi hükümete yönelik büyük gösterilerle karşı karşıya. Eğer Erdoğan Hükümeti'nin icraatlarından duyulan memnuniyetsizlik büyük olmasaydı, protestolar bu kadar yayılmazdı. Başbakan Erdoğan'ın eski yol arkadaşları arasında da onun ‘güce susamışlığı'nın giderek artmasından kaygı duyanlar var. Demokratik reformlar hız kaybetti. Aktivistler, gazeteciler ve sendika yöneticileri terörle mücadele yasası nedeniyle hâlâ hapiste tutuluyorlar. Basın özgürlüğü kısıtlandı. Hafta sonu yaşananlar, AB'nin demokratik reformlar yapması yönünde Türkiye'ye karşı olan ısrarcı tutumunu sürdürmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak müzakereleri sürdürenler, Türkiye'nin AB'ye gelecekte üye olmasının istendiği mesajını açıkça vermeli. Türkiye Batı yerine Doğu’ya dönerse, herkes kaybetmiş olur.”

Fransa'da yayımlanan Libération gazetesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi tutumunu eleştiriyor:
“İktidar partisi AKP, yönetimde olduğu on bir yıl süresince, Türk toplumu üzerindeki baskısını artırdı. Başbakan Erdoğan, dindar olmayan Kemalist kesimin başarılarını yok etti ve hukuk devletini, fikir özgürlüğünü zayıflattı. Erdoğan, İslamî bir düzen getirmek istiyor. Bunu başörtüsünü serbest bırakmak ve alkol yasağı gibi adımlarından anlıyoruz. Sivillerin direnişinin sürdüğü şu günlerde ‘Türkiye Baharı'ndan söz etmek için henüz erken. Fakat Ortadoğu'daki toplumların İslam kisvesi altında özgürlük alanlarına zarar verilmesini kabul etmek istemedikleri görülüyor.”    


(BBC Türkçe/dw türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.