Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (24 Haziran 2013)


İngiltere Basını
Financial Times başyazılarından birinde, Gezi Parkı protestolarıyla gerilen Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini ele alıyor.

Yazıya 'Avrupa Birliği ve Türkiye konuşmaya devam etmeli' başlığını atan gazete, eylemlere karşın Brüksel'in katılım müzakerelerini oyalamaya devam edemeyeceği görüşünde.

Financial Times, "Tam da Fransa Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin canlandırılmasına karşı uzun süredir devam eden itirazlarını yumuşatmış, üç yıllık aradan sonra görüşmeler yeniden canlanmışken, bir başka üye ülke yeniden barikatlar kurdu" diyor.

Gazete, Almanya'nın bölgesel politika müzakere başlığının yeniden açılmasını engellediğini hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor;

Merkel'in çıkışı
"Berlin engellemenin nedeninin 'teknik' olduğunu söylüyor, ama daha net bir açıklama olmadığından, bu hamle Türkiye'nin göstericilere müdahalesiyle ilgili olduğu şeklinde yorumlandı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, İstanbul'daki Alman Hastanesi ve Alman siyasetçilerin de kaldığı bir otele biber gazı atılması haberlerinden bir hafta sonra, müdahalenin 'çok sert' olduğunu söyledi.

Merkel'in Türkiye'yle müzakereleri Eylül'deki erken seçimin sonrasına iterek siyasi çıkar sağlamak isteyebileceğini vurgulayan gazete, Merkel'in partisinin taslak seçim bildirgesinde 'Ankara' Avrupa Birliği'ne katılım kriterlerini karşılamıyor' ifadesinin yer aldığını söylüyor. Yazı şöyle devam ediyor;

"Doğru, Erdoğan kafaları kırarak ve özgürlükleri tehdit ederek ülkesinin bu mücadelesine hizmet etmedi. Büyük oranda barışçıl olan gösterilere verdiği tepki otoriterlik kokuyor ve Türkiye'de laik ve dindar topluluklar arasındaki hassas dengeyi tehdit ediyor. Ama görüşmeleri sürekli ertelemek, sürecin kendisiyle alay etmek anlamına geliyor. Tekrar tekrar gelen ret yanıtıyla aşağılanmış Türk siyasetçiler, şimdi açıkça Avrupa'nın samimiyetini sorguluyor. Bazıları Türkiye'nin Brüksel'e sırtını dönmesi gerektiği sonucuna vardı. İronik olan Avrupa’ya açılımdan en büyük çıkar sağlayanın Erdoğan ve AKP olması. Yasal düzeydeki yakınlaşma Türkiye'nin demokratikleşmesi ve ilerlemeyi engelleyen otoriter Kemalist devletin silkelenmesini sağlamıştı."

'İkiyüzlü yaklaşım'
Financial Times'ın başyazısı şu satırlarla sona eriyor;

"AB, gösterilere müdahaleyle ilgili görüşlerini duyurmalı. Ama üye Türkiye'nin üyelik yolunu engelleyen üye ülkelerin bir yandan böylelikle Ankara üzerindeki daha da özgürleşme baskısını azaltırken, şimdi de 'Ankara'daki hükümet çok otoriter. Müzakere edemeyiz' savını öne sürmesi ikiyüzlü bir yaklaşım. AB yönetimleri gerçekten söyledikleri gibi daha çoğulcu bir Türk ortak istiyorsa, barikatların üzerine çıkıp konuşmalı'

Guardian'da Kuzey İrlanda barış sürecinde önemli rol oynayan eski İngiliz diplomat Jonathan Powell'ın Gezi Parkı eylemleri ve Türkiye'deki barış süreciyle ilgili açıklamalarına yer veriyor.

'Gezi eylemleri sürece zarar vermemeli'
Powell, Hürriyet gazetesiyle birlikte yapılan ortak röportajda 'eylemlerin barış sürecine zarar vermemesi gerektiğini' söylüyor. Türkiye'deki sürece de yardımcı olduğu belirtilen Powell, gösterilerin diyaloğu kesmesinin bir trajedi olacağını söylüyor.

Gazetenin 'İngiltere'nin seyyar barış müzakerecisi' diye tanımladığı Powell'ın, Kuzey İrlanda'daki müzakere deneyimini aktarmak üzere MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve üst düzey AKP yetkilileriyle buluştuğu belirtiliyor.

Powell, bu tür barış girişimlerinde partiler üstü bir destek ve ateşkesleri doğrulayacak bir 'hakem' olması gerektiğini vurguluyor.

Jonathan Powell, "Sıklıkla bozucu etkiler, dış faktörler vardır. Umarım burada da bu yaşanmaz. Erdoğan ve Hakan Fidan çok fazla desteği hak ediyor. Gösterilerin görüşmeleri rayından çıkarması trajedi olur. Nihayetinde bir barış sürecinin geri çevrilemeyecek noktaya gelir. Ama Türkiye'de bu aşamaya gelip gelmediğimizi bilmiyorum. Erdoğan çok güçlü bir lider. Barış yapmak için her iki tarafta da güçlü liderler olması gerekir' diyor.

Powell ayrıca, barış anlaşmasının aralarında AB'ye tam üyeliğin de bulunduğu diğer gelişmelere kapı açabileceğini vurguluyor.

Haberde hükümet sözcülerinin BDP'yi daha fazla taviz koparmak için Gezi Parkı protestolarını kullanmakla suçladığı ve ordunun geçen hafta bir helikoptere açılan ateşi, ateşkes ihlali olarak gördüğü belirtiliyor.

İngiltere basınının ortaklaşa geniş yer verdiği haberlerden biri de Mısır'da ordunun hükümete ve muhalefete yaptığı uyarı.

Mısır Ordusu'nun uyarısı
Mısır Ordusu, hükümet ve muhalefetin gelecek hafta yapacağı mitinglerde şiddet yaşanırsa, sadece izlemeyeceği uyarısında bulundu.

Times uyarının iktidarın Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye devredilmesinden bu yana, Mısır Ordusu'nun yaptığı en doğrudan müdahale olduğunu belirtiyor.

Gazete, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Abdül Fettah el Sisi'nin 'halkın iradesine saldırıya izin vermeyeceklerini' söylediğini ve 'Toplumda bir bölünmüşlük var bunun sürmesi Mısır devletine karşı bir tehdittir. Bir uzlaşma olması gerek' dediğini yazıyor.

Gazete Müslüman Kardeşler öncülüğündeki Mursi yönetiminin muhaliflerinin 'İsyan Kampanyası' adlı bir hareket başlattığını ve hareketin gelecek Cuma günü Mursi'nin iktidara gelişinin birinci yıldönümünde, Mursi'yi devirmek amacıyla ülke çapında gösteriler yapılması çağrısında bulunduğunu belirtiyor.

15 milyon kişinin Mursi'nin derhal istifasını ve erken seçime gidilmesini isteyen dilekçeyi imzaladığını söyleyen gazete, 'Cumhurbaşkanı büyük ihtimalle devrilmeyecek ama çok sayıda kişi şiddet olaylarından korkuyor. Geçen Cuma 100 bin İslamcı başkent Kahire'de Mursi'ye destek için yürüdü. Bu cuma için de gösteri çağrısında bulundular' diyor.

Times ayrıca, İsyan Kampanyası hareketinin ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarına öfkeli ve devletin İslamileştirildiği algısına sahip kitleleri birleştirdiğini yazıyor.

Sekiz genç laik eylemci tarafından liderliği yapılan hareketin Mursi karşıtı kampanyasına geniş destek aldığı, ancak henüz kendi programlarını ortaya koymadıkları da kaydediliyor.

Almanya Basını
Türkiye’deki ‘Gezi’ eylemleri ve AB üyelik sürecinde gelinen nokta, bugünkü Alman basınında geniş yer alıyor.

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin Erdoğan döneminden ibaret görülmemesi gerektiğini belirtiyor yorumunda…

“Erdoğan’ın yönetiminde AB yönünde büyük adımlar pek beklenmemeli. Daha 90’lı yıllarda ‘Hrıstiyan kulübü’ olarak eleştirdiği, Türkiye’ye yer olmadığını söylediği AB, siyasî olarak kalpten gelerek üzerine gideceği bir mevzu değil. Ancak Erdoğan dönemi de sonsuza dek sürmeyecek. Bu dönem bittiğinde Türkiye’nin, Avrupa’ya giden uzun yola devam etme fırsatı var. Ancak bunun için rayları Avrupa’nın bugünden döşemesi gerek.”

Stuttgarter Zeitung'un yorumu ise şöyle:

“Türkiye’de Erdoğan’ın otoriter hevesleri ve İslamcılaştırma eğilimlerine karşı sokaklara çıkanlar Avrupa’nın dayanışmasını bekliyor ve bunu hak ediyor da. AB laik düşünceli Türk sivil toplumunu yüz üstü bırakırsa bu, kendi değerlerine ihanet olur. Ama konu sadece AB’nin inanılırlığı değil, aynı zamanda gayet somut çıkarlarıdır. Türkiye’nin Rusya, İran, Ortadoğu ve Kuzey Afrika arasında jeostratejik anlamı bugün her zamankinden daha büyük.”

Tageszeitung da Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sürdürülmesinden yana.

“Türkiye’de herkes Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu, göstericilere sıkılan tazyikli su ve biber gazının sadece müzakereleri daha da yokuşa sürmek için bahane olduğunu biliyor. Türk demokrasi hareketinin ihtiyaç duyduğu, daha fazla Avrupa'dır, daha azı değil. AB, ‘Evet şu an tam da demokrasi hareketi nedeniyle müzakerelere devam etmek istiyoruz. Hem de yargı ve düşünce özgürlüğü gibi konularda’ derse, bu dayanışma anlamına gelir. Bayan Merkel ve partisi Hrıstiyan Demokrat Birlik’in bu şekilde demokrasi için kolları sıvamayı aklından bile geçirmemesi yazık.”

Münchner Merkur gazetesi ise farklı bir görüşe yer veriyor:

“AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Merkel’e yönelik eleştirisi, üyelik sürecinin ağır aksak yürümesine yönelik bir tepki olabilir. Ama tarzı, kendini bölgesel güç olma yolunda gören ve eleştiriyi dışarıdan içişlerine karışma olarak algılayan, yükselmeye çalışan bir ülkenin üstünlük iddiasını ele vermekte. Erdoğan’ın otoriter siyaset modeli AB içinde patlayıcı madde etkisi yapacağından, Yeşiller Eşbaşkanı Claudia Roth gibi Türk göstericilere bakarak Türkiye’nin bir an önce AB’ye alınmasını talep etmek temelden yanlıştır. Birlik bu tür can alıcı sorunları ithal ederse muhtemelen altından da kalkamaz. Avrupalılara bunu çok net bir şekilde gösterdiği için Erdoğan’a müteşekkir olmak gerek.”

Frankfurter Rundschau ise Brezilya'daki protesto gösterileri ile birlikte ele alıyor Türkiye’deki gelişmeleri…

“Bu, orta sınıfın ayaklanması. Bugünkü orta sınıfların doğuşu ve hoşnutsuzlukları bile hızlı kalkınmada madalyonun iki yüzünün bulunduğunu yansıtıyor. Bu sadece Türkiye ve Brezilya değil, Brezilya’nın BRICS grubundaki, kalkınmanın eşiğindeki partnerleri; Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika için de geçerli. Bu ülkeler bir yandan daha önce akla gelmeyecek ölçülerde bir zenginliğe ulaşmada ekonomideki küreselleşmeden yararlandı. Ama diğer yanda siyaset, çaresiz bir şekilde hızla gelişen ekonominin arkasında kaldı; altyapının modernizasyonunda, sosyal sistemlerin geliştirilmesinde ve demokratik kurumların oluşturulmasında... Yeni orta sınıflar, bedelini daha istenmeden ödedikleri bir gelişim içinde.”

Fransa Basını
Le Monde Türkiye'deki Gezi Parkı protestolarını ve Türkiye-Avrupa ilişkilerini ele alıyor:

"Türk hükümeti Avrupa'dan kendisine eleştiriler yöneltenlere karşı sertleşti. ‘Uluslararası finans güçlerini’, Türkiye'deki iktidarı istikrarsızlığa sürüklemek istemekle suçladı. Başbakan gençleri 'vandal' ve 'terör çeteleri' şeklinde nitelendirerek kınadı. Bu durum hükümetin kendini çıkmaz bir sokağa soktuğunu gösteriyor. Daha otoriter ve muhafazakâr bir çizgi izlemek, hükümetin tek perspektifi gibi görünüyor. Türkiye dünya genelinde cezaevinde en fazla gazetecinin bulunduğu ülkelerden biri… Sivil toplum kuruluşlarına göre cezaevlerinde 76 gazeteci var. Hükümet, çok heyecan verici bir gelişim gösteren orta sınıfın isteklerine kulak tıkıyor. Ufukta sadece yeni camiler ve yeni yasaklar görünüyor."

Dernieres Nouvelles d'Alsace ise ABD Başkanı Barack Obama'nın Berlin ziyaretinde yaptığı açıklamaları irdeliyor. Yorumda Obama'nın küresel ısınma ile mücadeleye ağırlık vereceği yönündeki sözleri şöyle yorumlanıyor:

"Tehlike nükleer başlıkların, savaş uçaklarının ve tanklarının sayısının artmasında değil. Asıl tehlike bizim beslenme, seyahat, giyinme, yaşam ve ısınma alışkanlıklarımızda. Bir ABD Başkanı'nın eski Avrupa'nın kalbinde küresel ısınmaya karşı seferberlik başlatılacağını açıklaması, mutlaka önemli bir işaret. Belki de Kyoto Protokolü'nü imzalamayan ABD, dünya genelindeki bu ekolojik savaşın müttefiki olan ülkelerle yakınlaşmak istiyordur. Yine de bu adım, iklim konusunda 'Benden sonrası tufan' sloganını benimseyen bencillere karşı çıkanlar açısından çok da önemli olmayacak gibi."

Diğer
Hollanda'dan de Volkskrant ABD'nin Taliban'la Katar'da müzakereler yapacağı yönünde çıkan haberleri masaya yatırıyor:

"Burada sorun, Taliban cephesinden gelen barışçıl açıklamaların ciddiye alınıp alınamayacağı. Taliban neden 'düşmanı' Afganistan'dan çekilmeye hazırlanırken onunla müzakere yürütmek istiyor? Gelen sinyaller pek de cesaret verici değil: Taliban Katar'daki bürosunu kutlamalarla açtığı sırada, Kabil'de hükümete ait binalar yine saldırılara hedef oluyordu. Burada endişe verici olan Taliban'ın açıkça 'ABD'nin korkuluğu' diye nitelendirdiği Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile müzakereler yapmak istememesi. Ancak Kabil hükümetinin olmadığı müzakerelerin anlamı olmaz. Çünkü görüşmeler böylece sadece Taliban'ın ucuz bir halkla ilişkiler çalışmasından ibaret olur."


(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.