Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (19 Haziran 2013)



İngiltere Basını
Türkiye'de Taksim Meydanı'nda saatler boyunca hareketsiz ve sessiz durarak Gezi Parkı protestolarına destek veren yapan duranadam eylemi bugünkü İngiliz basının da ilgisini çekiyor.

Times gazetesi Erdem Gündüz'ün Taksim Meydanı'nda hareketsiz durmaktan başka bir şey yapmadığını ancak kısa süre içinde Türkiye'deki gösterilerin bu yeni aşamasının sembolü haline geldiğini yazıyor.

"Dün, tek kişilik muhalefet eylemi haberinin internette yayılmaya başlamasının üzerinden beş dakika geçmeden İstanbul'un birçok yerindeki yüzlerce kişi performans sanatçısının eyleminin benzerlerini parklarda, sokaklarda ve meydanlarda yapmaya başladı."

"Duranadam esin kaynağı oldu"
Haberde, Gündüz'ün Pazartesi öğlen saatlerinde eylemine başladığını, geceye doğru etrafında 300 kişinin biriktiğini, ve #duranadam etiketinin Twitter'da en çok kullanılan etiketlerden biri haline geldiği yazıyor.

Gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın protesto hareketini dış güçlerin bir komplosu olarak değerlendirdiğini, protestocuları terörist, anarşist ve çapulcu olarak nitelediğini de aktarıyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay'ın Gezi Parkı protestolarına polisin müdahalesi ile ilgili kaygılarını aktardığı ve ortamın hala tutuşmaya oldukça uygun olduğunu söylediği de haberde yer verilen ayrıntılardan.

Times'a göre, Erdoğan krizin ilerlemesiyle birlikte giderek daha keskin ve zıtlaşan bir çizgi izliyor ve gerilimi azaltacağına dair bir işaret vermiyor.

Daily Telegraph gazetesi ise duran adamın sessiz protestosunun Türklere esin kaynağı olduğunu yazıyor.

Erdoğan: Oyunu bozduk
Çevreci gösterinin Erdoğan hükümetine karşı bir protesto hareketine dönüştüğünü yazan gazete, Türkiye'de polisin dün onlarca protestocuyu gözaltına aldığını yazıyor.

Daily Telegraph'ta Başbakan Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında milletvekillerine, halkın ve hükümetin hainler ve yabancı destekçileri tarafından kurulan oyunu bozduğunu söylediği de aktarılıyor.

Financial Times gazetesi ise Erdoğan'ın protestoculara "hain" demesini ve medyaya saldırmasını öne çıkarıyor.

"Türkiye başbakanı, hükümetine karşı gelen "hainlere" karşı saldırılarını artırdı ve son protestoları geçen ay yaşanan bombalı saldırılarla ilişkilendirerek, medyayı yaşanan karışıklıktan önceden haberdar olmakla suçladı."

Gazeteye göre bu Erdoğan'ın her iki ifadeyi de ilk kez kullanışı değil ama bu ifadeler artık başbakanın söyleminde düzenli olarak rastlanan parçaları.

Erdoğan'ı eleştirenlerin, başbakanın, eski bir Türk geleneği olarak nitelediği komplo teorilerine başvurduğunu söylediğini yazan gazete, başbakana göre Türkiye'nin faiz lobisi, dış güçler ve çoğunlukla da uluslararası medya tarafından hedeflendiğini de belirtiyor.

Başbakanın, Gezi Eylemlerinin Reyhanlı saldırılarının devamı olduğunu savunmuş olması ve bazı medya kuruluşlarının bu eylemlere önceden hazırlandıklarını söylediği de Financial Times'ın haberinde yer alan ayrıntılardan.

Gazete Erdoğan'ın geçen yıl gündeme getirdiği kürtaj konusundan tekrar söz ettiğini ve bunu "Türkiye'nin nüfusunu azaltmaya yönelik" bir komploya bağladığını da yazıyor.

Yabancıları suçlamak
"Çarpıcı suçlamalar konusunda diğer bakanlar da başbakanı takip etti." diyen gazete, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın faiz lobisini, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın uluslararası medyayı, ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın ise ulusal ve uluslararası aktörleri suçlamasını örnek gösteriyor.

Köşe yazarı Sedat Ergin'le konuşan gazete, Ergin'in "komplo teorileri, Türkiye'nin siyasi kültürünün derinlerine kök saldığını söylediğini aktarmış.

Ergin, "Bir Türk siyasetçi bir kriz ile karşı karşıya kaldığı zaman mutlaka suçu yabancılara atma eğilimine girer" diyor.

Financial Times son olarak, Türkiye'nin bir zamanlar kapalı bir ekonomi olduğunu ancak Erdoğan'ın iktidara geldiği 2002 yılından bu yana bu durumun değiştiğini de yazıyor ve şöyle devam ediyor:

"Ülke şimdi, büyük cari açığını kapatmak için kısa dönemli sermaye akışına ihtiyaç duyuyor. Standard Bank'ten Timothy Ash, piyasaların Erdoğan'ın söylemine şimdiye kadar sınırlı bir şekilde tepki verdiğini söylüyor, ancak hükümetin şimdiye kadar inşa ettiği güvenilirliği zedelemeye başladığı konusunda da uyarılarda bulunuyor."

Guardian: Türkiye'yi dost ve düşman olarak bölmek
Guardian gazetesi ise duran adam protestoları ile birlikte, Türkiye'de 90 kadar Gezi Parkı protestosu eylemcisinin gözaltında olmasını öne çıkarıyor.

Erdoğan'ın göstericilere karşı zıtlaşan bir tutum almasının uluslararası alanda eleştirilere yol açtığını yazan gazete Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi Navi Pillay'ın polisin aşırı güç kullandığı eleştirilerine yer veriyor.

Guardian'a göre Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi dostları ve düşmanları olarak ikiye bölüyor. Başbakanın "Bu süreç sayesinde dostumuzu düşmanımızı tanıdık" dediğini aktaran gazete, Türkiye'de dün yaşanan gözaltıların dışında, hafta sonu gözaltına alınanların da olduğunu belirtiyor.

Almanya Basını
Bugünkü Alman basınında Türkiye'deki protestolar, G8 Zirvesi’nde alınan Suriye’ye ilişkin kararlar ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Almanya ziyaretiyle ilgili yorumlar öne çıkıyor.

Neue Westfälische adlı gazete AB politikacılarının Türkiye'de yaşananlara gerektiği gibi tepki göstermediği yorumunu yapıyor.

“Taksim Meydanı, kenarında da olsa, Avrupa coğrafyasında yer alıyor. Yeşiller Partisi eş başkanı Claudia Roth meydanda olanları savaşa benzetiyor. Ama aynı zamanda Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin hızlandırılmasını da talep edebiliyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Leydi Ashton aynı telden çalmakla kalmayıp daha da güçlü bir angajman talep ediyor. Angela Merkel ise olayları ürkütücü bulduğunu söylüyor. Hepsi o kadar. Avrupa diplomasisi, Avrupa'nın ortak değerler olarak benimseyip korunmasını istediği özgürlüklerin korunması için meydana dökülen Türkiye'deki demokratik protesto hareketinin kuvvetle bastırılmasına nasıl tepki vereceğini bilemiyor. Başbakan Erdoğan karşısındaki bu çekimserliğin pek çok nedeni var. En önemlisi Brüksel'in yıllar önce sağcı popülist politikacı Haider nedeniyle Avusturya'ya gösterdiği aşırı tepki. O zamandan beri AB üyelerine karşı (İtalya'da Berlusconi ve Macaristan'da Orban) bile temel demokratik hakları savunmakta zorlanıyor. Almanya'daki Türk Toplumu adlı dernek ise bu kadar ürkek değil. Başkanı Kenan Kolat, açık konuşuyor ve üyelik müzakerelerinin durdurulmasını istiyor. Bu iş böyle yapılır.”

Kuzey İrlanda’da bir araya gelen, dünyanın en zengin yedi sanayi ülkesi ve Rusya’dan oluşan G8 ülkelerinin liderleri Suriye’de müzakere yeteneği olan bir geçiş hükümeti kurulması gerektiğini bildirdiler. Ancak bu hedefe nasıl ulaşılacağı ya da geçiş hükümetinin ne zaman kurulabileceği henüz açıklığa kavuşturulamadı.

Frankfurter Allgemeine Zeitung, konuyla ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Sekizler Grubu savaş ve krizden gerçekçi çıkış yolu bulamadı. Büyük bir uzlaşıdan bahsedilemez. Böylece Rusya, Esad rejimine silah desteği sağlamaya ve o da son askerî başarılarına yenilerini eklemeye devam edecek. ABD ise belki Fransa ve İngiltere ile birlikte isyancıları silahlandırabilir. Suudi Arabistan ve Katar zaten uzun zamandır asiler arasındaki radikal unsurlara silah yardımı yapıyor. Cenevre Konferansı’nın yapılması son derece arzulanır bir adımın atılması olur. Ancak Esad rejimi ve isyancılar önce askerî pozisyonlarını sağlamlaştırmaya ya da geliştirmeye çalışacaktır. Sekizler Grubu bildirilerinin askerî gidişata fazla etkisi olmaz.”

Stuttgarter Zeitung da aynı konuyu ele alıyor:

“Bir dönüm noktasından bahsetmek için belki de çok erken. Daha önce de çok sayıda başarısızlıkla sonuçlanan hamleler yapıldı. Özellikle Putin'in zirvede ima ettiği gibi Esad'a baskı yapıp yapmayacağını bekleyip görmek gerek. Rejime daha fazla silah vermesi sözünde durmayacağının ispatı olur. Ayrıca Putin`in bizzat işaret ettiği bir husus da var: Sekizler gibi kendi gücünün de sınırlı olduğu. Putin'in Esad üzerinde etkisi olduğu şüphe götürmez. Ancak tek bir işaretle kuklasının, yerini bütün tarafların temsil edildiği bir yönetime bırakmasını sağlayabileceğine inanmak gerçekçi olmaz.”

Süddeutsche Zeitung ise ABD Başkanı Barack Obama'nın Almanya ziyaretini konu alan yorumunda ABD-Almanya ilişkilerini değerlendiriyor:

“Çoğu kimseyle aşırı anlaşma eğilimi göstermeyen Bayan Merkel Başkan Obama ile de gerektiği kadar anlaşıyor. Açıkça ifade etmek gerekirse, Almanlar açısından ABD-Almanya ilişkileri artık eski önemini kaybetti. Amerikalılar açısından bu hiç böyle olmadı. 1990'lı yılların ortasından bu yana Almanya, Washington'un güvenilir müttefikler sıralamasının ortalarında yer alıyor. İkili ilişkileri böyle tanımlamak mümkün. Küresel açıdan Almanya AB'nin en belirleyici ülkelerinin başında geliyor. Bu konumu ABD için ekonomik ve ticari önem arz ediyor. Almanya güç ve reel politikalar açısından ise daha az önem taşıyor.”

İspanya Basını
Türkiye’deki protesto dalgasına değinen sol liberal İspanyol gazetesi El Pais, yorumunda “Erdoğan baskıdan medet umuyor” başlığını kullanıyor:

“Krizin başlamasının üzerinden üç hafta geçti ve Erdoğan tam anlamıyla çatışma yolunu seçti. Sertlik yanlısı bir dil kullanması ve yandaşlarını seferber etmesi, verilen gözdağının tavan yapması anlamına geliyor. Hükümetin hassas bir biçimde tepki vermesi gerekirken, baş gösteren bu kriz öylesine bir kutuplaşmaya ve şiddete dönüştü ki bu, jeostratejik açıdan çok önemli olan bu ülke için hayra alâmet değil! Erdoğan kibri nedeniyle Türkiye’de dindar bir kesimin yanı sıra lâik bir orta sınıfın olduğunu görmüyor. Sokaklarda protestoda bulunanlar, özgürlüklerinin tehdit edilmesine ve kendilerine İslamî düşüncelerin dayatılmasına karşı koyan Türk vatandaşlarıdır.”

Avusturya Basını
Liberal Avusturya gazetesi Der Standard ise Türkiye’deki protesto dalgasına ilişkin şunları yazıyor:

“Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile hükümeti, görünen o ki ülkedeki protesto hareketini şiddete başvurarak bastırmakta kararlı. Erdoğan’ın Ankara ve İstanbul’daki kitlesel mitingleri şunu gösteriyor: Muhafazakâr-dindar AKP yandaşları, başbakanlarının Gezi Parkı işgaline nasıl gelindiği ve büyük kentlerde haftalardan beri devam eden gösterilerin nasıl baş gösterdiği ile ilgili açıklamalarına inanıyor. Buna göre olayların arkasında Türkiye'yi kıskanan dış ülkeler, riyakâr Avrupalılar, yalan yayın yapan Batılı medya, borsa, teröristler, hükümete karşı çalışma yapan vefasız Türk işverenler var. Ankara, başbakanın görüşlerini paylaşan Türk seçmenin yaklaşık yüzde 50 oranında olduğunu ümit ediyor. ‘Halkın geri kalanına da gerçekler öğretilir' diye düşünülüyor. Ancak evde yapılan bu hesap çarşıya uymayacak gibi görünüyor.”

Fransa Basını
Fransız yerel gazetesi Le Telegramme İran'da cumhurbaşkanlığına seçilen ılımlı lider Hasan Ruhani'nin ülkesinin nükleer programına nasıl devam edeceğine ilişkin yorumunda şu görüşleri savunuyor:
“İran'ın İsrail'e saldırmak için atom bombası üretmek istediğini düşünmek aptallık olur, çünkü böyle bir şey ülkenin yok olması anlamına gelir. Ülkeyi yakından tanıyanlar, İran ile her şeyin, hatta atom bombasının bile görüşme konusu yapılabileceğini söylüyorlar. Ancak bunun bir bedeli var. Bu bedelin elbette ki ekonomik, -ama bundan daha da önemlisi- siyasî bir boyutu var. Körfez Bölgesi'nde tanık olduğumuz üzere İran'ın Arap ülkelerine karşı koyma kapasitesi bulunuyor. İran, büyük devletlerin görüşmelerine dâhil edilmeyi ve bölgede oynadığı rolün kabul görmesini istiyor. Eğer yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani büyük devletlerin başkentleriyle yeniden bir çeşit diyalog kurmaktan yana ise neden ülkesinin nükleer politikalarında tavize yanaşmasın ki? Böyle bir girişimle mevcut tansiyonun düşmesine katkıda bulunurdu.”

İsveç Basını
Muhafazakâr İsveç gazetesi Svenska Dagbladet ise Suriye'deki isyancılara olası silah sevkiyatı konusunu yorum sütununa taşımış:

“Bir savaşa dâhil olmadan önce, kimin dost, kimin düşman olduğunun bilinmesi daha hayırlı olur. AB şimdilerde Suriye'ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırmış durumda. Bu, Suriye'deki isyancılara silah gönderilmesinin önünde engel olmadığını gösteriyor. Esad rejiminin halka karşı acımasız saldırılar düzenlediği konusunda hiçbir şüphe yok. Ülkede cesaretlendirilebilecek ve destek verilebilecek bir muhalefet gücü olsaydı, bu çok iyi olurdu. Ancak üzücü gerçek, isyancıların de vahşet içeren saldırılar düzenlemiş olmasıdır. Eğer şimdiye kadar olduğundan daha fazla silah sevkiyatı yapılacak olursa, mevcut durumun daha da kötüye gitme riski artacaktır.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.