Avrupa Basınında Bugün (18 Haziran 2013)
İngiltere BasınıGezi Parkı protestolarıyla ilgili haberler bugün de İngiliz basınında yer bulmaya devam ediyor.
Financial Times gazetesi, Türkiye'de hükümetin gösterileri bastırmaya yönelik çabalarını yoğunlaştırdığını ve protestolara karşı askeri güçlerin devreye girebileceği tehdidinde bulunduğunu aktarıyor.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın bir mülakat sırasında "Valiler, önce polisleri, yetmezse jandarma güçlerini, eğer olaylar yayılırsa valilerimizin isteğiyle oradaki askeri güçler de huzurun sağlanması için görev yapabilir" dediğini aktarıyor.
Büyük bir güvenlik operasyonu ile protestocuların miting yaptıkları Taksim Meydanı'nın temizlendiğini ve meydanın dün nispeten sakin olduğunu belirten gazete, polislerin göstericilerin meydana girmesini engellediğini de yazıyor.
"Polisin gaddarlığı"
Gazete, bazı yorumcuların, hükümetin protestolara karşı tavrının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gerginliğini gösterdiğini de savunuyor.
Haberde, kamuoyu araştırma şirketi MetroPoll'ün telefonla 2800 kişi ile gerçekleştirdiği bir anketin, Türkiye'de halkın yüzde 50'sinin hükümetin otoriterleştiğine inandığına işaret ettiği de belirtilmiş.
Köşe yazarı Kadri Gürsel'in "Bu kriz polisin gaddarlığı nedeniyle ortaya çıktı ve polisin gaddarlığıyla çözülemez" dediği de yazıda yer verilen görüşlerden.
Gazete, dün greve giden sendika üyelerinin Taksim meydanına girmeye çalıştıklarını ancak göz yaşartıcı gaz ve basınçlı su kullanan çevik kuvvet polisi karşısında oturma eylemi yapmayı tercih ettiklerini, bu sırada bazı sendika temsilcilerinin eylemden ayrıldıklarını da yazıyor.
Hükümetin askeri güçlerin müdahalesi sözlerini öne çıkaran Guardian gazetesi de "iki haftadır ilk kez askerin olaylar karşısında rol alması ihtimalinin ortaya çıktığını" yazıyor.
Gazete Taksim'deki oturma eyleminin sembollerinden biri haline gelen Alman piyanist Davide Martello'nun piyanosuna polis tarafından el konulduğu iddialarını da aktarıp, Alman müzisyenin, New York Times'a verdiği demeçte amacını, "Müzikle siyasetçilere esin kaynağı olmak" olarak nitelediğini de aktarıyor.
Kamuoyu araştırma şirketi MetroPoll'ün son anketine göndermede bulunan gazete, araştırmaya katılanların yüzde 35.3'ünün bugün seçim olsa oylarını Adalet ve Kalkınma Partisi'ne vereceklerini söylediklerini öne çıkarıyor.
Gazete bu rakamın, Nisan ayında yapılan bir başka kamuoyu yoklamasındaki düzeyin bir puan gerisinde olduğunu da belirtiyor.
Merkel: Polisin müdahalesi insan hakları ihlali
Daily Telegraph gazetesi ise Almanya Başbakanı Angela Merkel'ın polisin muhalif Gezi Parkı protestocularına müdahalesini insan hakları ihlali olarak nitelemesini başlığına çıkarmış.
Gazete, Bülent Arınç'ın "askeri güçlerin görev yapabileceği" açıklamasının da Merkel'ın bu sert açıklamalarının ardından geldiğini belirtiyor.
Almanya Başbakanı Merkel, "birçokları gibi" kendisinin de "dehşete düştüğünü" söylüyor ve Türkiye'nin 21. yüzyıla doğru hareket ettiği bu dönemde farklı görüş ve fikirlere sahip insanlara da yer açılması gerektiğini ifade ediyor.
Gazete Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan hükümetine karşı protestolarda 7500 kişinin yaralandığını ve dört kişinin öldüğünü de aktarıyor ve protestocuların başlıca noktalardan çıkarılmakla birlikte, çatışmaların sürdüğünü, dünkü grevin büyük kentlerdeki protestoların asıl odağı olduğunu yazıyor.
"Askeri birlikler görev yapabilir"
Times gazetesi de diğer İngiliz gazetelerinin çoğu gibi dünkü gelişmeleri, "askeri birliklerin görev yapabileceği" açıklaması üzerinden değerlendirmiş.
Gazeteye göre kamuoyu yoklamaları Recep Tayyip Erdoğan’ın popülerliğine zarar verdiğine işaret ediyor.
Times İçişleri Bakanı Muammer Güler'in "Halkı tahrik eden, bir manipülasyonla yalan haberlerle halkı kışkırtmaya, hatta toplumsal olaylara, mal ve can emniyetini sıkıntıya sokacak, bozacak eylemlere yönlendiren elbette gerek Twitter olsun gerek Facebook olsun ve gerek sosyal medyanın diğer enstrümanlarını kullanarak bunları yönlendirenlerle ilgili çalışmamız var." dediğini de aktarıyor.
Haberde, hafta sonu yaşanan müdahalenin ardından Gezi Parkı ve Taksim Meydanı'nın sakin olduğu da not edilmiş.
MetroPoll araştırma şirketinin son anketine göre halkın yüzde 63'ünün Gezi Parkı'nın yeşil alan olarak kalması gerektiğine inandığını öne çıkaran gazete ankete göre Erdoğan'ın rakibi olarak nitelenen Cumhurbaşkanı Gül'den daha az popüler olduğunu da ifade ediyor.
Gazete, Pazar günü büyük bir miting düzenleyerek güç gösterisi yaptığını belirttiği Başbakan Erdoğan'ın, "Kutuplaştırıcı, İslam odaklı ve gittikçe otoriterleşen liderliğinin birçok laik Türkü öfkelendirip uzaklaştırdığını, yaşanan protestoların da bunun sonucunda meydana geldiği" yorumunu yapıyor.
Başbakan Erdoğan'ın göstericileri "terörist", "çapulcu" ve "marjinaller" olarak nitelediği de haberde yer verilen ayrıntılardan.
Almanya BasınıBugünkü Alman basınında ağırlıklı olarak Taksim Gezi Parkı protestolarıyla başlayan ve tüm Türkiye'ye yayılan olaylar ele alınıyor.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'un konuya ilişkin yorumunda polisin uyguladığı şiddeti eleştiriyor:
“Polisin İstanbul'un Taksim Meydanı ve Gezi Parkı'ndaki protestocu ve göstericilere bu kadar orantısız şiddet uygulaması dehşet vericidir. Başbakan Erdoğan'ın güvenlik güçlerinin bu tutumunu meşru göstermek için kullandığı ifadeler de daha az ürkütücü ve gerçek yüzünü gösterici değildir… Yurt dışından gelen protestoları örneğin Avrupa Parlamentosu'nun ölçülü bir şekilde dile getirilmiş kararını 'Türkiye'nin içişlerine müdahale' olarak yorumladı ve diktatörlerin kendilerini eleştirilerden korumak için sığındıkları dili kullandı. Şimdi Ankara ile üyelik müzakerelerinin devam ettirilmesinin, yani yeni bir başlığın açılmasının anlamı olup olmadığını sormak gerekir.”
Die TagespostTürkiye'de yaşanan olayların ışığında, AB üyeliğinin imkânsız olduğunu yazıyor:
“Türkiye'deki gelişmeler bir kez daha AB üyeliğinin imkânsız olduğunu gösteriyor. Çünkü ne birleşmiş Avrupa Türkiye'nin sorunlarını çözebilir ne de Türkiye’nin üyeliği Avrupa’nın problemlerini. Ama bu olaylar aynı zamanda yangına körükle gitmektense Türkiye'yi tekrar istikrara kavuşturmanın bütün Avrupa'nın yararına olduğunu da gösteriyor. Son 10 yıl içinde Türkiye'deki ekonomik canlanmadan, generallerin gücünün azaltılması ve 300 bin Suriyeli mültecinin kabul edilmesi, Erdoğan hükümetinin bölgesel istikrara hizmet ettiğini kanıtladı. Avrupa’nın bütün bunları kötülemeye ve yapılanların önemini azaltmaya çalışması vahim sonuçlara yol açacak bir hata olur.”
Westdeutsche Allgemeine Zeitungise “Türkiye'deki ekonomik mucizenin tehlike altında olduğu” yorumun yapıyor:
“Erdoğan, Türkiye'de ekonomik mucize yarattı. 10 yılık başbakanlık döneminde gayri safi yurt içi hâsıla iki kattan fazla arttı, kişi başına gelir üç misline çıktı. İşsizlik yüzde 10'un altına indi. Erdoğan yabancı firmaları ülkeye çekti. 2011 yılında 635 milyon eurosu Almanya'dan olmak üzere 16 milyar euroluk dış sermaye geldi. Ancak Başbakan tazyikli su sıkan ve şiddet uygulayan polisiyle kendi inşa ettiği sağlıklı ekonomik temeli yıkıyor. Hatta Erdoğan protestoculara yakınlık gösteren bazı firmaları tahkir edip borsa endekslerindeki düşüşü önemsizmiş gibi göstermeye çalışıyor. Ülkesindeki demokratikleşmeyi bastırma çılgınlığı ona her türlü sağduyuyu kaybettirdi. Orduyu göstericilerin üstüne sürme tehdidinde bulunmakla kendini uluslararası izolasyona düşme tehlikesine atmış oluyor. Eğer karşılıklı şiddet tırmanırsa Türkiye önemli yatırımcısını ve turistini kaybeder. Piyasalar son derece hassastır. Ekonomik mucize aniden sona erme tehlikesiyle karşı karşıya. Taksim'deki kalabalıklar buna karşı da mücadele ediyor.”
Nürnberger Zeitung'un yorumu ise şöyle:
“Dünya, Başbakan’ın ordunun da protestoculara karşı harekete geçirilebileceğini düşünmekle hangi akla hizmet ettiğini soruyor. 2009 seçimlerinden sonra ‘Yeşil Devrimin’ kuvvetle bastırıldığı İran'ı örnek alıyor olmasın? Doğu ile batı arasında önemi tartışılmaz bir menteşe görevini üstlenen bir devlette böyle bir politika yarar sağlayamaz. Erdoğan bu tutumuyla Türkiye'nin AB üyeliği olgunluğuna hâlâ ulaşmadığını savunan şüphecileri haklı çıkarmış oluyor.”
İspanya BasınıSağ liberal İspanyol gazetesi El Mundo, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkedeki protesto dalgasına gösterdiği tepki konusunda şunları yazıyor:
“İstanbul/Taksim Meydanı’ndaki protesto gösterilerinin şiddet yoluyla bastırılması ertesinde mevcut huzursuzlukların tüm ülkeye yayılma tehlikesi bulunuyor. Erdoğan, sosyal kriz üzerindeki kontrolünü kaybetti. Feci kriz yönetimi ise ülkede büyük bir yarılmaya yol açtı. Hükümet başkanı Türkiye'de radikal İslamcılığın ilerlemesinden endişe eden vatandaşlarının sorunlarına kulak kabartmalıdır. Sorunun çözümü ne baskıların sürdürülmesinde, ne de yabancı basının Türkiye hakkında yalan haberler yaydığı iddialarında yatıyor.”
Fransa BasınıSol liberal Fransız gazetesi Liberation, seçim sonucuna ilişkin olarak şunları yazıyor:
"Bundan daha birkaç hafta önce Hasan Ruhani gibi ılımlı bir siyasetçiye kimse şans tanımazdı. Onun seçilmesi bir sürprizdir ve biz bu sonucu memnuniyetle karşılıyoruz. 8 yıl süren kuşku uyandırıcı tavırlar ve dış politikadaki kışkırtmalardan sonra İran’ın şimdi yeniden uluslararası topluluk ile diyaloga geçme fırsatı doğmuştur. Ve İran bu fırsatı kullanmalıdır. Ama Ruhani’nin önündeki bekleyen belki de asıl önemli görev, 2009 yılında yeşil devrim hareketini başlatan ve yeşerttikleri ümitleri vahşi bir şiddetle bastırılan genç neslin beklentilerine yanıt vermektir."
Macaristan BasınıSol eğilimli Macar gazetesi Nepszava'nın, “Ruhani’nin ne kadar hareket serbestisi var” başlıklı yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
“Ne ölçüde, gerçekten ne kadar devlet başkanı olabilecektir? Ya da her şey eskisi gibi kalacak, (dinî lider) Ayetullah Ali Hamaney İran’ın iç ve dış politikasını belirlemeye devam mı edecektir? İslam Cumhuriyeti’nin dikte ettiği mantığa göre böyle olması gerekir. Olsa olsa belki en fazla müstakbel İran Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurul toplantılarında soytarılık yapması değişecektir. Öte yandan ülkenin nükleer programı devam edecek, İranlıların uluslararası yaptırımlar altında ezilmesi sürecektir. Bunu hayat gösterecek. Ruhani'nin rengini anlayabilmek için aslında epeyce sebep de mevcut. Örneğin Tahran, Esad rejiminin savunulması için 4 bin askerini Suriye’ye gönderdi. Bunun kararı o seçilmeden önce verilmişti ama bu konuda bir şekilde bir an önce açıklamada bulunması gerekiyor. Tıpkı İsrail ve (İran’ın) nükleer programı gibi konulara değinmeden geçemeyeceği gibi…”
İsviçre Basınıİsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung, İran’da Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığına seçilmesine aşırı ümit bağlanmaması gerektiğini vurguluyor:
“(Aynı zamanda) ruhani bir lider olan Hasan Ruhani’nin devrimci değişimler getirme gibi bir niyeti yok. Onun vaatleri farklı; daha sağduyulu olunmasını, akılcılığı ve taktiksel ustalıkları ön plana çıkartmak istiyor ki bunlar, Ruhani’nin çatışmacı karakterdeki selefi Ahmedinejad'da pek fazla olmayan vasıflardı. Öte yandan Ruhani’nin ülkesinin nükleer programı nedeniyle Batı ile devam eden anlaşmazlığı gidereceği ve ülkesini yaptırım boyunduruğundan kurtaracağı gibi bir beklentinin hiçbir dayanağı yok. Ruhani, nükleer politikaların mimarlarından sayılıyor. Bu politikaların ülkeye hatırı sayılır malî yük getirmiş olmasına rağmen bu siyasi rotaya açıkça sahip çıkıyor. Ruhani, İran İslam Cumhuriyeti'nin sempatik görünüşüne katkıda bulunmaya, Ahmedinejad'dan çok daha fazla uygun bir cumhurbaşkanı olabilir. Ama onun seçilmiş olması, ülkede değişimin başlayacağı anlamına gelmiyor.”
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN