Header Ads

Vicdan İle Ret

- YILDIRIM TÜRKER -


Bugün vicdani ret günü.

Barış yoluna adım atmışken, silahlar susmuşken vicdani ret hakkımıza sahip çıkmak zorundayız.

Yıllar önce ‘halkı askerlikten soğutma’ suçuyla yargılandığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

“Devletlerin ve düşmanlarının durmadan artan zulmü tebalarından öyle maddi ve manevi fedakarlıklar talep etme noktasına geldi ki artık herkes durup bir düşünmeli: Nelerden feragat edebilirim? Hem ne adına edeceğim? Bu fedakarlıklar benden Devlet adına bekleniyor. Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.”

Bu cümlelerin yazarı Tolstoy, 19. yüzyıl sonunda dünyanın ufkuydu. Her milleten herkesin vicdani ret ilanı sonucu dünyanın mutlak barışa kavuşabileceğine inanıyordu.

Ardımızda bıraktığımız yüz yıl boyunca bu ufkun usul usul karartılmış olduğunu görüyoruz. Vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin ne kadar normalleşmiş olduğunu yadırgamıyoruz bile.

Aklın geniş soluklu siyasetten geçtiği, aklın hamle anlamına, strateji anlamına geldiği bir iklimin oluşmasını elbette kapitalizme borçluyuz.

Asal soruların fantezi kabul edildiği, akılla duygunun farklı masalara yatırıldığı, kirişlerin putrellerin bize yaşama alanı bırakmadığı bir dünya inşaatı. Güvenlik paranoyası ile güvenlik altında tutulacak bir hayat bırakılmıyor.

Zorunlu askerlik Tolstoy’un yüz yıl önce görmüş olduğu gibi insanın, vatandaşın bir rehin olarak tanımlandığı ve üstelik bunu sorgulamaktan bile çekindiği bir kurum.

Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla yüzleşmesinde onu aklıselim diye dayatılan toplumsal zapturapt aygıtına karşı kışkırtandır. Yalnızca vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyenler, iyice yalıtılmış, dünyanın ses geçirmeyen kıyısında bırakılır. Vicdani retçilerin, yani askerlik yapmayı reddedenlerin yıllar önce başlatmış olduğu mücadele karşısında basın-yayın organlarının kör-sağır-dilsiz kalması, tam da bunun aleni örneğidir.

Vicdani reddin kökleri ta ortaçağın feodal beyliklerine gidiyor. Ama ilk vicdani retçi diyebileceklerimiz, 18. yüzyıl İngiltere’sinde dini inançlarına aykırı buldukları için şiddet kullanmayı, vergi vermeyi ve askere gitmeyi reddeden Quaker tarikatı üyeleri. Yirminci yüzyılda yine İngiltere’de binlerce kişi 1. Dünya savaşı sırasında askere yazılmayı reddediyor. Üç bin kişi hapsi boyluyor. İngiliz retçileri, 1921 yılında Uluslararası Savaş Karşıtları örgütünü (WRI) kuruyor.

Şanlı 68 sonrası Vicdani Ret hareketi Avrupa’nın dilini değiştirdi. Avrupa devletleri 70’li yıllarda bu hakkı tanımaya başladı. Sivil hizmet zorunluluğu gündeme geldi. Silahı reddedenlere hastane, okul gibi çeşitli sosyal birimlerde hizmet hakkı tanındı. Devletin birey üstündeki hiçbir tasarrufunu kabul etmeyen total retçilerse her tür zorunlu hizmete karşı mücadelelerini sürdürüyorlar.

Türkiye, ilk vicdani retçileriyle 1990 yılında tanıştı. Tayfun Gönül ve Vedat Zencir, dönemin Sokak dergisindeki  (editörü Tuğrul Eryılmaz’dı) kampanyayla askerliği reddettiklerini duyurdular. 1992’nin  Aralık ayında İzmir’de Savaş karşıtları Derneği kuruldu. 16 Ocak 1993’de 6 kişi askerlik yapmayı reddettiğini açıkladı. Yine 93’de İstanbul Savaş karşıtları derneği kuruldu. 8 Aralık 1993’te HBB’de yayınlanan Anten programı ilk olarak kamuoyunun ilgisinin vicdani retçilere yönelmesini sağladı. Programın yapımcısı ve muhabiri, Savaş Karşıtları Derneği başkanı Aytek Özel ve vicdani retçi Menderes Meletli ile yaptıkları röportaj nedeniyle Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in emriyle tutuklanıp askeri mahkemece yargılandılar. Özel ve Meletli içinse tutuklama emri çıkarıldı.

Günümüze dek vicdani reddini açıklayanların sayısı arttıkça arttı. Hapisanelerde dayak yediler, asker devletimizin binbir işkencesinden geçtiler.

Yılmadılar.

“Ve hiç bitmeyecek reddedenler” diye haykırıyorlar hala, anti-militarist oluşumlar.

Ben de işte şu bahçede tekrarlıyorum:

Gün gelecek, insanlık tarihinin yeniden yazımında kahramanlıklarıyla göğsümüzü kabartanlar; arkalarına adsız şehitlerin dev gölgesini almış, savaşlarda kazandıkları madalyalarla göğüsleri süslü, omuzları apoletlerle ağırlaşmış  muzafferler olmayacak. Tarihin şu insana dar gelen loş döneminde her şeyi göze alarak vicdani ret hakkını

savunan; direnişleriyle insana ve vicdana selam yollayanlar olacak.

***

EN DEMOKRAT AKP’Lİ

Bülent Arınç, bu memlekete gelmiş en tehlikeli halk düşmanlarından biridir. Liberaller tarafından baş tacı edilip demokrasi kahramanı ilan edilmişliği bu memleketin acı alaycılığına bir örnek.

Hitabeti güçlüdür. Kaset yutmuş gibi, hatasız, aynı tonda konuşur. Liberalseniz bu konuşma üslubunun hipnotik özelliğini sizi anında sarıp sarmalar. Mutlu bir uykuya yol alırsınız.

Her halinde, karşısındakini hatta yanındaki yoldaşlarını küçük gören bir esinti vardır.

Kendisini duygusal ıspazmozlar içinde ağlarken de görmüşlüğümüz var.  Özellikle Başbakanı hamasi konuşmalar yaparken. Başkanına müstehcen bir bağlılığı vardır. Onu dinlerken çocuklar gibi aydınlık, ferah bir gülücük belirir o ak çehresinde. Sanırsınız Mesir macunu kapışıyor Manisalı halkıyla. Öyle de bir çocuk yanı olduğunu biliriz kendilerinin.

Kürtçenin bir kültür dili olmadığını belirttiğini hatırlarsınız. Geçen gün de sınır dışına çekilen gerillalar için, ‘cehenneme kadar yolları var’ buyurdu.

Bu adamların barıştan anladıkları böyle bir şey.

Aynı kumaştan biçilmiş olduğu Cemil Çiçek de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Mignon’a sitemde bulunmuş.

Çiçek, PKK’ye terörist yerine Aktivist denilmesini hazmedememiş. Teröristle masaya oturmayı tercih ediyor besbelli.

Bu kibirli müslümanlara bakmayın. Barışa mecbur olduklarını biliyorlar. Bu çiğlikleri de kaçarken küfretmeye benziyor.

***

SEBAHAT YASAK

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı, öğrencilerin düzenlemek istediği panele izin vermemiş. Gerekçeleri şudur: Sebahat Tuncel katılamaz.

Galatasaray Üniversitesi de kıymetli salonlarını Sebahat Tuncel’e kapatmıştı.

Barış süreci üstüne yapılacak bir paneli dahi sindiremeyen üniversite dekanları, profları vesaireye selamlarımızı yolluyoruz. Kendileri ve temsil ettikleri bilim yuvalarını kayda aldık. Unutmayacağız.

Nasılsa kapısını halkın oylarıyla seçmiş olduğu bir milletvekiline kapalı tutan, onun konuşmasına izin vermeyen özgür ve özerk üniversitelere bağlamadık gelecek umudumuzu.

Yıldırım Türker

http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1368693800&year=2013&month=05&day=16

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.