Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (17 Mayıs 2013)



İngiltere Basını
İngiltere'de gazeteler bugün Türkiye ve uluslararası toplumun Suriye çilesini, İran cumhurbaşkanlığı seçiminin adayı Rafsancani'yi ve ünlü futbolcu David Beckham'ın emekliğe ayrılma kararını ele alıyor.

Times: 'Türkiye mülteciler konusunda Amerikan yardımı istiyor'
Times gazetesinde Roger Boyes imzasıyla yayınlanan bir haber Türkiye'nin Suriye'deki iç savaştan kaçan mültecilere yardım edilmesi ve savaşın sınırı geçmesinin engellenmesi konularında Amerika Birleşik Devletleri'nin daha fazla yardım etmesini istediğini aktarıyor.

'Kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığı iddialarının havada dolaştığı' bir günde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama'ya görüştükleri sırada bu isteği yaptığını yazıyor Times.

Gazetenin haberine göre Obama, Erdoğan'ın isteklerini açıklıkla konuşmazken "ABD'nin bölge ülkelerine yardımcı olmaya devam edeceğini" söylemekle yetindi. Times, bunun "Türk halkının akıl almaz misafirperverliğine ek olarak gıda, barınak ve ilaç" anlamına geldiğini aktarıyor.

Gazete, özellikle Reyhanlı'daki patlamaların ardından Türkiye'nin mültecileri daha uzak bölgelere götürmeyi önerdiğini öne sürüyor.

Times gazetesi haberine şöyle devam ediyor: "Normalde lafını esirgememekle tanınan Erdoğan, Washington'da çok sakindi. Ama Türk gazeteciler kendisinin günün ilerleyen saatlerinde bir kez daha açık sözlü olmaya başlayacağına inanıyor."

Erdoğan'ın Suriye konusundaki açık sözlülüğüne bir örnek veren Times, Suriye cumhurbaşkanı Esad'a ait birliklerin Baniyas'ta onlarca vatandaşı öldürdüğü iddiasına karşılık Başbakan'ın uluslararası toplumu kast ederek "Bunun hesabını vereceksin?" dediğini hatırlatıyor.

Times, Reyhanlı'da olanların Erdoğan'ın sözlerine bir cevap olarak görülebileceğini öne sürüyor ve ekliyor: "Konuştuğumuz bir Türk gazeteci 'Esad hükümeti Erdoğan'ın Suriye politikasının Türk halkınca beğenilmediğini tahmin ediyor. Bu yüzden sınırda bir şehir vuruldu.' diyor."

Telegraph: 'Muhaliflere uygulanan silah ambargosunu kaldırma çabaları başarısız'
Suriye konusu Telegraph gazetesinde de yer buluyor. "Avrupa Birliği'nin Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması yasağını kaldırmak isteyen İngiltere'nin çabalarının başarısız olacağı tahmin ediliyor. Birlik Rusya ve Amerika'nın barış planlarına şans tanınmasını istiyor." diye başlayan habere Telegraph şöyle devam ediyor:

"Almanya ve İtalya'nın başını çektiği Avrupalı ülkeler muhaliflerin silahlandırılmasına karşı. Onlar, Batı tarafından Suriye'ye düzenlenecek askeri bir operasyona gerek kalmadan barış görüşmelerinin iç savaşı sonlandırabileceğinden ümitli.

Geçen hafta ele geçirilen gizli İngiliz diplomatik belgeler ülkenin, Esad tarafından kimyasal silah kullanılması durumunda muhaliflerin hemen buna karşılık verebilmesini sağlayacağından ambargoların kaldırılmasını önerdiğini gösteriyordu.

İtalya ve Almanya ise muhaliflerin güvenilmez olduğunu düşünüyor, ve silahlandırılmaları durumunda savaşın tüm bölgeye sıçrayacağından korkuyor."

Financial Times: 'Suriye'deki devrim hareketi Katar tarafından iki yıldır milyarlarca dolarla finanse ediliyor'
Financial Times gazetesi ön sayfasında duyurduğu bir haberde Suriye'deki devrim hareketine son iki yılda Katar'ın 3 milyar dolar harcadığını, ama onun yerini muhalifleri silahlandıran Suudi Arabistan'ın alabileceğini yazıyor.

Haberin devamı şöyle: "Suriye'deki müdahalesine yatırdığı para Katar'ın uluslararası yatırım portföyünün çok ufak bir kısmı. Ama bir iç savaşa dönüşen devrime verdiği finansal destek Batı'nın muhaliflere verdiği desteği gölgeliyor. Financial Times'a verdikleri onlarca mülakatta muhalif liderler, ve bölgesel ve Batı'daki yetkililer, Suriye'deki iç savaşta tartışmalı bir boyut alan Katar'ın rolünü açıklıkla konuşmuştu.

(…) Dünyanın üçüncü büyük doğalgaz rezervine sahip olan Katar için Suriye'deki müdahalesi küresel itibar kazanma yolunda atılan bir adım. Muammer Kaddafi'nin devrilmesi sürecinde Libyalı muhalifleri destekleyen Katar, bölgede tanınır bir kuvvet olmak istiyor."

Guardian: 'İran'da 'köpekbalığına' olan destek artıyor'
Guardian gazetesi, yaklaşan genel seçimler öncesi İran'da 'köpekbalığı' takma isimli Haşemi Rafsancani'ye olan desteğin arttığını yazıyor.

Gazete, Rafsancani'nin artan popülaritesinden endişelenen ruhani lider Ayetullah Ali Hameni yanlılarına karşı cumhurbaşkanlığı adayın, adaylığını dini ve milli bir görev olarak tanımladığını aktarıyor.

Aleyhinde konuşan kişilerin İslami devrime zarar verdiğini söyleyen Rafsancani'nin adaylığının iptal edilmesi için Hameni yanlılarının çalıştığını yazıyor Guardian.

Gazete ayrıca "Seçimin resmi olarak onaylanan adaylar arasında yapılacağı tahmin ediliyordu. Ama 14 Temmuz'a kadar çok şey değişebilecek olsa da, 2009 yılında seçim zaferinin Ahmedinejad tarafından çalındığını söyleyen Mir Hüseyin Musavi'nin taraftarları şimdi Rafsancani'ye destek veriyor." diyor.

Times: 'Oyun bitti - artık gerçek kariyeri başlayabilir'
Times gazetesi, ünlü futbol oyuncusu David Beckham'ın emekliye ayrılma kararını şu başlıkla spor sayfalarından değil, iç haberler sayfalarından duyuruyor: "Oyun bitti – artık gerçek kariyeri başlayabilir."

David Beckham'ın özgeçmişini ve kazandığı kupaları özetleyen gazete, futbolcunun kariyeri boyunca 165 milyon sterlin kazandığını yazıyor ve ekliyor: "Beckham'ın, eşi ve dört çocuğuyla geri taşındığı İngiltere'de futbolla ilgili bir iş yapacağı tahmin ediliyor. (…) Ama kendisinin teknik direktörlüğe geçiş yapması olası değil. Ne de olsa Beckham'ın teknik direktörlük eğitimi yok.

Onun yerine eski oyuncular Beckenbauer ve Platini gibi Futbol Federasyonu'nda bir iş bulabilir."

Times: Cep telefonu kullanımı tansiyon yükseltiyor
Times gazetesinin bir haberi cep telefonunun vücuda etkileri hakkında.

"Tansiyonunuz mu var? 'Cep telefonunuzu kapatın' diyor uzmanlar" diye başlayan habere gazete şöyle devam ediyor: "İtalya'nın Guglielmo da Saliceto Hastane'sinde yapılan bir araştırmaya katılan ortalama yaşı 53 olan 94 hastanın dakikada bir kan basıncı ölçüldü.

Hastaların cep telefonları bundan sonra en az üç kez arandı. Doktorlar cep telefonu aranan veya cep telefonuyla konuşanların tansiyonunun 121/77'den 129/82'ye yükseldiğini gözlemledi."

Almanya Basını

Münih kentinde yayımlanan Süddeutsche Zeitung komisyonun yaptığı çalışmaları şu şekilde yorumluyor:

“Birçok vatandaşın siyasetçilere çok büyük bir güveni olmadığı muhakkak, parlamento kurumuna duyulan saygının da sınırları var. Ne var ki Federal Meclis Nasyonal Sosyalist Yeraltı Araştırma Komisyonu'nun geçen aylarda ne kadar büyük bir bağlılıkla ve enerjik bir biçimde çalıştığını görenler bu milletvekillerinin önünde saygıyla eğilmek istiyor. Perşembe günü son toplantısını yapan komisyon birçok önyargıyı yerle bir etti. Hepsinden önemlisi de siyasetçilerin gözünde partiler arası mücadelenin ve güç kazanma savaşının genel kamu yararından ve özel bir konuda uğraş vermekten daha önemli olduğu önyargısını…”

Münster kentinde yayımlanan Westfälische Nachrichten gazetesi ise aynı konuda şu yoruma yer veriyor:

“Bitti. Nokta. Hepsi bu muydu? Umalım ki öyle olmasın. Nasyonal Sosyalist Yeraltı Araştırma Komisyonu'nun vardığı sonuç polis ve istihbarat servisleri açısından son derece yıkıcı. Ama geriye devletin ihmalleri kalıyor. Zira Araştırma Komisyonu'nun çalışmasını suçlamalarla sınırlamak yüzeysel bir yaklaşım olur. Çünkü en önemlisi geçmişin hatalarından dersler çıkarmak. Ders çıkarılması gereken konulardan biri de Almanya'da aşırı sağcılığın yıllarca zararsız olduğu anlayışı. 3 Eylül'de Federal Meclis Nasyonal Sosyalist Yeraltı raporunu müzakere edecek. Genel seçimlere kısa bir süre kalmasına karşın bu, parlamento açısından talihli bir an haline gelebilir.”

Halle’de yayımlanan Mitteldeutsche Zeitung'un yorumuna geçiyoruz:

“Araştırma Komisyonu beklenenin tam tersine çok sayıda hatayı ve büyük yetersizlikleri ortaya koydu. Ve en önemlisi de bir sürü yapısal zaafı açıkça ortaya koydu. Önyargılı polis memurları, iletişim sorunları ve güvenlik birimleriyle haber elamanları arasındaki tam anlamıyla rekabet savaşı bunlara örnek verilebilir. Haber sağlamakla görevli kimi elamanların ağır adî suçlar işlemiş kişiler olduğu, yüklü miktarda para aldıkları, iş ciddiye bindiğinde hiçbir enformasyon sağlamadıkları ortaya çıkmış bulunuyor. Federal düzeyde ve eyaletler düzeyindeki içişleri bakanları bu sorunları kendi aralarında kendilerine göre çözüme kavuşturmak ve hatalarını örtbas etmeye çalışmayı arzu ederlerdi. Ne var ki Federal Meclis onların bu niyetine çomak soktu. Ve sorunlar öyle bir boyuta ulaşmış görüyor ki, (iç istihbarat teşkilatı) Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı bile kara kara düşünmeye başlamış durumda. Böylesi de daha hayırlıdır!”

Reutlinger General-Anzeiger gazetesinin aynı konudaki yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
“Tüm yapılan hatalardan sonra teröristlerin cinayetlerini durdurmak üzere güvenlik birimlerinin neden hiçbir şey yapmadıkları sorusu kendini dayatıyor. Bu karanlık konuya ışık tutmak üzere Federal Meclis’e bağlı NSU araştırma komisyonu 15 ay boyunca çalıştı ve ulaştığı yanıt çok açık ve net oldu: Polis ve istihbarat birimleri soruşturmalarını ‘önyargılı ve gözlerinde at gözlüğü ile' yürütmüştü. Daha açık söylemek gerekirse, onlar sağ eylemcileri görmezden geldi.”

Fransa Basını

Muhafazakâr Fransız gazetesi Le Figaro, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın görevinin birinci yıldönümünde Elysee Sarayı'nda düzenlediği genel değerlendirme gündemli basın toplantısına yer veriyor. Gazetenin yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Herkesin dehşet verici bulduğu, Cumhurbaşkanı Hollande'ın ise gayet iyimser yaklaştığı durum konusunda ortaya çıkan zıtlık, şaşırtıcı. Fransa'da bazıları Cumhurbaşkanı'nın bu basın toplantısında bir U dönüşü yapmasını ya da en azından hükümetin izlediği politikaya yeni bir yön vermesini umut ediyordu. Bunun yerine hep yapıldığı gibi bilmem kaçıncı kez gelecekteki emeklilik reformundan bahsedildi ve bugüne kadar muğlakta kalan tasarrufların sözü verildi. Avrupa'nın bu konuda bir oyalama manevrasına girmesi, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in iyi niyet sergilemesine bağlı. Kamu yatırımlarının kredilerle finanse edilmesi öngörülüyor. Peki, o zaman bir an için bile olsa, Fransa'nın durumunun iyiye gideceğine nasıl inanılır?"

Bir başka Fransız gazetesi La Republique des Pyrenees'in aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

"Şüphe duyanlar için belirtelim ki Fransa Cumhuriyeti'nin pilot kabininde iyi bir Cumhurbaşkanı var. François Hollande dünkü basın toplantısı sırasında, dümeni elinde tuttuğu konusunda insanları ikna etmek için çaba göstermekten çekinmedi. Resesyonun sadece Fransa'yı etkilemeyeceği olgusu bu taaruzu daha da uygun hale getiriyor. Almanya'nın durumu daha iyi değil. Bunun ortaya konulması bazen unutuluyor. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği'ne eleştirel yaklaşan Fransızlara sürekli olarak, Avrupa'nın sorundan çok bir çözüm olduğu formülünün de 'satılması' şart. Bu henüz bir kazanım haline gelmiş değil. Ancak insanlara sunulacak başka bir çıkış yolu var mı ki?"

İtalya Basını
Gazetelerde yer bulan bir başka konu ise ABD'de art arda patlak veren skandallar nedeniyle ABD Başkanı Barack Obama'nın zor duruma düşmesi. İtalya'dan sol liberal La Repubblica, Obama'nın içinde bulunduğu durumu şöyle değerlendiriyor:

"Başkan Obama, Ronald Reagan'dan Bill Clinton'a kadar yeniden seçilen başkanların başına gelen ikinci görev dönemindeki uğursuzluk tehlikesinin içine girmiş gibi görünüyor. ABD'deki sağ partilerin skandalları yorumlamasına göre Obama kontrolsüz, kibirli ve istila edilebilir bir devletin mimarı oluyor. Muhafazakârlar bu nedenle skandallarla ilgili araştırma komisyonlarının sayısının artırılmasına çabalıyor. ABD Başkanı kendi internet sayfasında yine de, kamudaki açığın azaldığını gösteren olumlu ekonomik sonuçlara işaret etmeye devam edebilir."

Rusya Basını
Rusya'dan Nesavissimaya Gaseta bugünkü sayısında İngiltere'de AB karşıtı eğilimin giderek güçlenmesini ele alıyor. Gazete, muhafazakârların AB konusundaki tavrını mercek altına alıyor:

"Muhafazakârlar arasında Avrupa Birliği'ne eleştirel yaklaşanlar isyan etti. Avam Kamarası'nda İngiltere'nin AB üyeliği konusunda referanduma gidilmesi yönünde oy kullandılar. İsyancıların bu girişimi kabul görmemesine rağmen, Başbakan David Cameron'u güç kaybına uğratmaya yetti. Sonuç olarak Cameron, Brüksel'in tavizler vermesini umut ederek, halkoylamasının muhafazakârların seçimleri kazanmasi halinde en erken 2017 yılında yapılacağı sözünü vermişti. Ancak Cameron'un referandumu, muhafazakârların seçimleri kazanması koşuluna bağlayan çizgisi, Avrupa Birliği'nin dikte etme politikasından rahatsız olan birçok İngilizin hoşuna gitmiyor."

(bbc türkçe/dw türkçe)



Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.